Kedi Sinemediği Ete Murdar Diyor Galiba

Bir partinin hedefi iktidar olmak değil midir? İktidar olmak için de halkın güvenini kazanmak gerekmez mi? Bu sorulara “Hayır” şeklinde cevap verilemez herhalde? Peki, ülke için faydalı olan her şeye karşı çıkanlar uzun vadede halkın güvenini fena halde kaybetmezler mi, bu da onların iktidardan ilelebet uzak kalmalarına sebep olmaz mı?

Nasrettin Hoca ile Timur’un aynı dönemde yaşamadıkları kesin olmakla beraber bu ikisinin karşı karşıya geldiğine dair mebzul miktarda rivayet var. Bu hikayelerden biri de şu:

Timur bir sebepten Hoca’ya çok kızar ve onu idam etmeye karar verir. Hoca da Timur’a “Olur mu be Timur? Benim, eşeğe ayet öğretmeme ramak kalmıştı ki sen de yapacak başka bir şey yok gibi tutmuşsun beni idam ediyorsun” der. Timur da Hoca’ya “İyi o zaman, sana 15 gün süre verdim. Bu 15 günde  eşeğine ayet öğrettin, öğrettin, aksi takdirde kelle gider” der. Hoca da “Eyvallah!” diye cevap verir.

Hoca dışarı çıkınca halk “Hoca, sen deli misin, eşek ayet öğrenebilir mi?” diye hocayı sıkıştırır. Hoca da “Evet, eşek ayet öğrenemez. Bunu tabii ki ben de biliyorum. Lakin 15 güne belki ben ölürüm, belki Timur ölür, belki de eşek ölür” der.Elbette o 15 gün içinde bu üçünden biri ölmese bile, Allah bereket versin, Hoca 15 gün daha yaşayacaktır.

Siyasetteki Yalanlar

Güvendiğim birçok insandan duyduğum için şu anlatacağımın aynen meydana geldiğinden hiç şüphem yok. 1950’lerde Adana’da bir seçim konuşmasında o zamanın CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek (Harvard’da eğitim görmüştür) şunları söyler:

“Ey Adanalılar, ‘Ceyhan yelden, Adana selden gidecek’ lafını duymadınız mı siz? Oraya bir baraj yaptılar ya, işte o barajın bendi toprak dolgu. O barajı köstebekler delecek, Adana’yı da sel alacak. Ha, bir de güya çimento fabrikası yapmışlar.

Yalan!

Evet, oradan duman tütüyor ama o duman fabrika dumanı değil. Çimento ürettikleri falan da yok orada. Saman yakıyorlar orada, saman. Sizin gördüğünüz duman da o yakılan samanın dumanı.”

1950’lerden Günümüze

Köstebekler o barajın bendini halen delmediler, Adana’yı da sel almadı şükür. O çimento fabrikası da halen bu ülkenin ekonomisine katkıda bulunuyor. Ben 1950’lerde yaşanmış bu hadiseyi büyüklerimden duydum ama buna benzer şeyleri hepimiz yaşayarak da gördük. Bu ülke için hayırlı olup da o birilerinin karşı çıkmadıkları ne var Allah aşkına? Boğaz’a yapılan köprüler… Otobanlar… İstanbul Havaalanı… Kanal İstanbul… Evet, ‘Çarşı, bunların hepsine de karşı!’

Güven Kaybediyorlar

Bir partinin hedefi iktidar olmak değil midir? İktidar olmak için de halkın güvenini kazanmak gerekmez mi? Bu sorulara “Hayır” şeklinde cevap verilemez herhalde?

Peki, ülke için faydalı olan her şeye karşı çıkanlar uzun vadede halkın güvenini fena halde kaybetmezler mi, bu da onların iktidardan ilelebet uzak kalmalarına sebep olmaz mı?

Nasrettin Hoca Gibi mi Düşünüyorlar?

Eh, herhalde bu yanlış tutumdan dolayı kısa vadede az bir kazanç sağlasalar bile uzun vadede fena halde kaybederler, değil mi? İyi de, bu adamlar neden böyle yapıyorlar o zaman? Nasrettin Hoca’nın yukarıdaki hikayedeki mantığı burada pek de anlamlı görünmüyor. “Nasıl olsa kazanacağımız yok. Bu yalanlara az da olsa inanan olursa oylarını bize verirler, bu da kısa günün karı olur” diye mi düşünüyorlar acaba?

Muhalefetin Hedefi Ne?

Ben şahsen nihai hedefi iktidar olmak olan bir parti için başka da bir açıklama bulamıyorum ama aklıma başka bir soru gelmiyor da değil. Bu soru da şu: Bu adamların misyonu, iktidar olmak değil de iktidar olanları mümkün mertebe iyi şeyler yapmaktan alıkoymak mı yoksa? Bu soruyu sormanın bile biraz abes olduğunu biliyorum ama bu yapılanları başka türlü açıklayamayınca bu soruyu sormaktan da geri duramıyorum.

İstanbul Havalimanı İçin Söylenenler

Birkaç yıldır buna benzer bir yalanı İstanbul Havaalanı ve şu son günlerde de İstanbul-İzmir Otobanı için söylüyorlar.

Neymiş efendim, İstanbul Havaalanı’nın zemini daha evvel bataklıkmış da… Bu sebeple her an çökebilirmiş de… Ha, bir de, bu havaalanının üzerinde bazen fena rüzgarlar esermiş de… Şu ana kadar bir uçak kazasının olmaması bundan sonra da olmayacağı anlamına gelmezmiş de…

“Karaman’ın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu”ymuş

“Yahu, bu havaalanı epey zamandır harıl harıl çalışıyor. Şu ana kadar bir kaza olmadığı gibi, uçaklardan hiçbirinin inişi ve kalkışı sırasında yürekleri ağızlara getirecek bir tehlike bile atlatılmadı” dediğiniz zaman da “Tamam ama ‘Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu’ mealinde cevaplar veriyorlar.

İnanan var mı? Evet, şimdilik var. Kasım Gülek de 1950’lerde “Bu baraj patlayacak, Adana selden gidecek. Orada Çimento üretilmiyor, saman yakıyorlar” dediğinde de herhalde o günlerde bu yalanlara inananlar olmuştu.

Yap-İşlet-Devret Modelinde Garanti Verilir

Ya, 4 Ağustos 2019 günü açılışı resmen yapılan İstanbul-İzmir Otobanı? Neymiş efendim, bu yolu ve bu yol üzerindeki Osmangazi Köprüsü’nü Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle yapan firmaya, bu yoldan günlük 40.000 araç geçişi için garanti verilmişmiş ama geçen araç sayısı bu rakamın (40.000) ancak birazcık üzerindeymiş, devlet de geçmeyen araçlar için de ödeme yapıyormuş!

Ne var bunda?

YİD modelinde böyle garantilerin olması değil, olmaması istisnadır. Geçen araç sayısının garanti edilen araç geçiş sayısından eksik olması da baştan öngörülmüş ve herhalde göze alınmış bir husustur.

Osmangazi Köprüsü İle İlgili Gerçek

Ha, bir de Osmangazi Köprüsü 3 yıl gibi kısa bir sürede kendini amorti ediyormuş da, üstlenici firmaya muazzam bir kıyak geçilmiş! Yolu ve Köprü’yü aynı firmanın üstlendiğini, Köprü’nün amortisman süresinin 3 yıl gibi kısa bir süre olduğunu ama yolun amortismanının verilen sürede bile zar-zor mümkün olduğunu bilmeyenler Köprü’nün amortismanı konusundaki bu yanıltıcı iddiayı hakikaten de doğru zannedebilirler.

Durum kısaca şudur. Yol ve Köprü’nün (Osmangazi) toplam maliyeti 10 milyar dolardır. Günlük 40.000 araç geçiş hesabıyla ve Köprü ve Yol’un birlikte geçiş ücretinin 256 TL. (46 Dolar) olması hesabıyla omortisman süresi 15 yıldır. Firmaya verilen süre ise 18 yıldır (2017-2035). Firmanın fevkalade bir kazanç sağlaması için Yol’dan ve Köprü’den geçen araç sayısının günlük 40.000’in epeyce üzerine çıkması lazım, ki da pek olası görünmüyor.

Firma Pişman Bile Olabilir

Firmanın, bırakın ballı-börek bir kazanç sağlamayı, “Bu işi nereden başıma bela etmişim?” diyerek işi aldığına pişman olması ihtimali bile yabana atılamaz. Evet, garanti edilen araç geçiş sayısının altında kalındığı için devletin kesesinden biraz para çıkacaktır ama bu yolun ekonomiye yapacağı muazzam katkıların bir kısmı devlete vergi olarak döneceği için devletin zarar etmesi asla söz konusu değildir.

Ya en çok kazanan kimdir? Tabii ki de o yoldan geçerek rahat bir yolculuk yapan herkes, yani hepimiz, yani ülkemiz, yani milletimiz.

Cevap Yazın