Kervan Yürüyor

Artık kendi yağımızla kavrulmanın zamanıdır ve bunun gereği de yapılmaktadır. ‘Bol yabancı kaynak kullanma’ modundan aniden ‘kendi yağımızla kavrulma’ moduna geçiyorsak herhalde bunun bir sarsılması olacaktır. Oluyor da zaten. Böyle geçişlerde 1-2 yıl negatif büyüme hiç de beklenmedik bir durum değildir.

 

Zamanın behrinde bir adam sıkılır. Başlar sağa-sola bakmaya. Ne görsün, biraz ilerde birkaç kişi laf etmektedirler. Varır yanlarına ve selamını verdikten sonra başlar hoş-beş sohbet. Adam der ki “Millet, duydunuz mu?” Oradakiler de “Ne olmuş ki?” diye sorarlar.

Adam da “Duymadınız mı, yeni bir ferman çıkmış. Bundan sonra bir yaşlı bir yaşlıyla, bir genç de bir genç ile evlenemeyecekmiş. Ya? Ancak bir yaşlıyla bir genç evlenebilecekmiş” der. Orada bulunan bir genç kız iyice birbirine sıkıştırdığı dudaklarının arasından biraz hava geçirerek osuruk sesine benzer bir ses çıkarır.

Bunun anlamı, “Bu lafın osuruktan farkı yok” demektir. Orada bir de yaşlı kadın vardır. Yaşlı kadın şiddetli bir öfke ile genç kıza “Ne diye böyle terbiyesizlik yapıyorsun! Bu adam doğru söylüyor. Soralım bakalım, hem de bu adam doğruca İstanbul’dan geliyor” der.

Hoşuna Gitmeyeni Doğru Olsa Bile Reddetme

Bu hikayeyi şunun için anlattım: İnsanların hemen hepsinde de, şu veya bu derecede, hoşuna gelen şeylere inanıverme, hoşuna gelmeyenleri de reddetme eğilimi vardır. Hatta insanlar bazen iddialarının tam aksi bir durum bariz bir şekilde ortaya çıktığında bile saçmalayıp hala “Bak, ben haklı çıktım” diyebilirler. Böyle bir saçmalık da şöyle bir hikaye ile dile getirilir.

İki kişi birkaç yüz metre genişliğindeki nehrin karşı yakasında otların arasında hayvan olduğunu düşündükleri bir şey görürler. Bu iki kişiden biri gördükleri hayvanın bir kuş olduğunu, diğeri de oğlak olduğunu iddia eder.

Bu hayvanın kuş olduğunu iddia eden kişi “Tamam, bekleyelim bir süre. Eğer bu hayvan bir süre sonra uçarsa kuş olduğunu anlarız, uçmazsa da oğlak olduğuna hükmederiz” der. Diğeri de bu düşünceyi makul bulur.

Bir süre sonra bu hayvan uçar. Bu hayvanın kuş olduğunu iddia eden kişi de “Ya, gördün işte, kuş imiş” der.

Diğer kişinin “Haklı çıktın, kuş imiş gerçekten de” demesi beklenir, değil mi? Hiç de öyle olmaz, diğer kişi “Hayır, uçsa da oğlak uçmasa da…” diye saçmalar.

Liradan 6 Sıfır Atılacağına da İnanmamışlardı

Paramızın bol sıfırlı olduğu zamanlarda Tayyip Erdoğan “Paradan 6 sıfır atacağız” dediğinde Emin Çölaşan “Bu adamlar paradan 6 sıfır atarlarsa ben de eşek gibi anırırım” demişti ya, ben Emin Çölaşan’ın “Helal olsun, gerçekten de yaptılar be!” demek yerine, bu hikayedekine benzer şekilde, “Hayır, hiç bir şey yapmış değiller” diyerek saçmalayacağını düşünmüştüm.

Ama doğrusu Emin Çölaşan bu kadarını da yapmadı. “Helal olsun, gerçekten de yaptılar be!” demek yiğitliğini gösterdi.

Bir İngiltere Anısı

1989 yılında ben İngiltere’deki Keele Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparken Nazım isimli Iraklı bir genç de doktora yapıyordu. Bir gün onu fena halde üzgün gördüm.

“Nedir bu halin, ne oldu sana?” diye sorunca “Bana yeni bir rehber hoca verdiler.

Bu adam eski rehber hocamın yaptırdığı bütün çalışmalarımı çöpe attı. Emeklerim boşa gitti. Her şeye yeniden başlayacağım. Ben üzülmeyim de kim üzülsün?” dedi.

Ona “Hocanı ne diye değiştirdiler ki?” diye sorunca da, “Eski rehber hocam intihar etti. Mecburi bir değişiklik oldu” dedi.

“Hay Allah! Derdi neymiş de intihar etmiş?” diye sorunca da, “Cesedine ulaşıldığında yanı başında ‘10 Yıldır Thatcherizm iktidarda ve hala da yükselişte. Buna tahammülüm kalmadı. Hayatıma son veriyorum” şeklinde bir mektup bulunmuş” dedi. Bu profesör intihar ettikten 6 ay kadar sonra da Thatcher istifa etti.

İnsafsızlar Dolar Manipülasyonunu Körükledi

12 Ağustos 2018 günü Asya borsaları açıldığında Dolar/Türk Lirası kuru 7,20’yi görünce anlı-şanlı iktisatçılardan “Bu kur burada da kalmaz” diyenler oldu. Bu insafsızların en insaflıları bile “”Birkaç güne kur 10 TL’yi görür dedi.

İnsafsızlar ise paramızın pula döneceğini söylemekten bile çekinmediler. Halbuki hükümet tarafında paramızın değerini koruma konusunda muazzam bir kararlılık vardı ve gerekli tedbirler de zaten derhal alınmaya başlanmıştı.

Değirmeni Sele Kaptırmadık

Geçen yazımın adı “Değirmen Sele Gitmiş, Sen Şakşakısını Arıyorsun” idi. Ben şakşakıyla ilgilenmiyorum, benim kaygım-tasam değirmenin sele gidip gitmediğidir. Değirmen de henüz sele gitmiş değildir elhamdülillah.

Şom ağızlılar “Evet gitmedi ama yakında gider” diyebilirler. Ben de onlara ünlü iktisatçı Keynes’in dediğini derim. Keynes’e “Üstat, senin tezler kısa vadede doğru çıkıyor ama uzun vadede geçerliliği yok” demişler. O da “Uzun vadede hepimiz öleceğiz zaten” diye cevap vermiş.

Bu Kervanı Yürütürüz

“Bir silahlı saldırıya, ablukaya, ambargoya maruz kalmazsak bu kervanı yürütürüz inşallah” deyip duruyorum. Böyle büyük felaketlere uğrama ihtimalimiz maalesef yok değil ama böyle büyük felaketler söz konusu olsa bile gerekli tedbirleri alırken ve gerekli düzenlemeleri yaparken böyle felaketler olmayacakmış faraziyesiyle hareket etmek de şarttır. Öyle ya, ‘ölene kadar da, öğleye kadar da geçim gerek.’

Uygun Şartlardaysa Borç Alınması Normaldi

“Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez” lafı doğrudur ama “Borç yiğidin kamçısıdır” lafı da yabana atılamaz. Hele de borç uygun şartlarda alınabiliyorsa borç almayı reddetmek akılsızlığın daniskasıdır. 2013 yılından itibaren tedricen pahalanmaya başlasa bile 1918 sonlarına kadar dünya piyasalarında bir ucuz para bolluğu vardı. Türkiye de bu bolluktan elbette istifade etti.

Artık Kendi Yağımızla Kavrulma Zamanı

Atalarımız ‘Aptalın yağı çok olursa kıçına-başına sürermiş’ lafını da boşuna söylememişler herhalde. Eh, bu bollukta kullandığımız yabancı kaynağı herhalde biraz da israflı kullandık. Neylersiniz ki bu da kolay kaçınılacak bir şey değildi.

Şimdi uluslararası piyasada para hem eskisi kadar bol değil, hem de para sahipleri bize karşı eskisi kadar cömert ve insaflı değiller.

O halde artık kendi yağımızla kavrulmanın zamanıdır ve bunun gereği de yapılmaktadır. ‘Bol yabancı kaynak kullanma’ modundan aniden ‘kendi yağımızla kavrulma’ moduna geçiyorsak herhalde bunun bir sarsılması olacaktır.

Geçişlerde Negatif Büyüme Normaldir

Oluyor da zaten. Böyle geçişlerde 1-2 yıl negatif büyüme hiç de beklenmedik bir durum değildir. Cari açık dönemi kapanmış, enflasyon kontrol altına alınarak yeniden tek rakamlı enflasyon umudu ufukta görünmüş, paramızın yabancı paralar karşısındaki değeri belirsizlikten kurtulmuş, İŞKUR 2019 yılının ilk altı ayında 2019 yılının son çeyreğinde ekonomik büyümenin yeniden negatiften pozitife döneceğine dair umutlar da fevkalade güçlenmiştir.

İhracat Ve İthalat Yaptığımız Sürece Çark Dönecek

Halkımızın dilinden düşmeyen bir laf var: “Bu dünya geçim dünyası.” Yani hemen herkes geçimini temin etmek için bir şeyler yapacak. Geçim gayreti içindeki insanların durumu da ‘herkes yumağını doluyor’ diye tarif edilir. Eh, demek ki herkes ip (malzeme) bulduğu sürece yumağını dolayacak (kendi işini yapacak).

İhracat yapıp, başta enerji olmak üzere ihtiyacımız olan malları ithal edebildiğimiz sürece herkes yumağını dolayacağı ipi bulabilecektir.

Çiftçiler mazot, gübre ve tohum temin edebildikleri sürece tarlalarını ekip-biçerler. Traktör ve diğer zirai aletler ellerinde zaten mevcut. Bir süre yedek parça vs. bulamasalar bile ellerindeki mevcutla epey bir süre vaziyeti idare edebilirler.

Gaz Temininde Sıkıntı Çekmeyiz

Rusya, Azerbaycan ve İran ile ilişkilerimiz bozulmadığı sürece petrol ve gaz temininde güçlük çekmeyiz. Tohum ithali yapmadan da kendi imkanlarımızla tohumsuz kalmayız. Ölçülü bir saldırı, ambargo ve abluka bile ekonomimizi sarssa bile felç edemez. Ölçüsüz bir saldırıya uğramamız ise muhtemelen yeni bir dünya savaşına yol açar ki bunu da hiç akla getirmemek çok daha iyidir.

Şom Ağızlılara Dikkat

Yani şom ağızlılar, yukarıda anlatılan hikayedeki yaşlı kadının çıktığı söylenen o saçma fermana inanıverdiği gibi, duydukları her şeye inanıp da boşuna kötülükten medet beklemesinler. Bu kervan olabilecek en kötü şartlarda bile yürüyecektir inşallah.

 

Cevap Yazın