İran’ın Yaptırım Paratoneri: Direniş Ekonomisi

Obama dönemindeki görece rahatlamaya rağmen, İran İslam Cumhuriyeti kendisini yıllardır hedef alan ve önümüzdeki yıllarda da karşılaşması muhtemel yaptırım silahına karşı 2014’te yeni bir ekonomik doktrin inşa etmeye karar verdi. Yeni ekonomik modelin adına “İktisadiye Mugavemeti” yani “Direniş Ekonomisi” denildi.

İran, 1951 yılında başbakanlık koltuğuna oturan Muhammed Musaddık’ın İngiliz şirketleri tarafından işletilen İran petrollerinin millileştirilmesi hamlesi ile ambargolarla tanıştı. Musaddık’ın İngiliz-Amerikan ortak darbesi ile devrilmesi ile devam eden sömürü düzeni 1979 yılında gerçekleşen İslam devrimi ile son bulmuş oldu. İslam Devrimi’ne giden süreçte en önemli etkenlerin başında Şah döneminde uygulanan ekonomik politikalar şüphesiz etkili olmuştur. Gerçekleşen devrimin ardından ülkenin bütün kaynaklarının eşitlikçi bir anlayışla toplumun her kademesine yayılması İslam Devrimi’nin en önemli vaadi oldu.

Yaptırımların Başlangıcı

Ancak süreç pek de istenildiği şekilde ilerlemedi. 1979’daki İran Devrimi’nin zafere ulaşması ve ardından Tahran’daki Amerikan büyükelçiliğine yapılan baskın ve rehine krizi Tahran ve Washington arasındaki diplomatik ilişkileri durma noktasına getirdi. ABD, 1979’la beraber harekete geçerek Tahran’ın yeni rejimine karşı ilk yaptırımları uygulamaya koydu: Buna göre, İran’ın bu ülkedeki mal varlıkları dondurulmuş ve İran ile her türlü alım satım işlemleri yasaklanmıştı. Washington’un ikinci ambargo darbesi 1995’te yaşandı. Bu kez de hedefte İran petrolleri vardı. İran’ı, “terörizme doğrudan destek veren ülkeler” listesine alan ABD daha da ileri gitti ve İran ile petrol ticaretini durdurdu. ABD, dünya çapındaki diğer petrol şirketleriyle de irtibata geçerek İran petrol sanayisine yatırımlarını kesmeleri istedi. Aksi takdirde kendilerine de ticari yaptırım getirileceği uyarısında bulundu.

Mahmud Ahmedinejad’ın 2005’te İran Cumhurbaşkanı seçilmesiyle yaptırımlar daha da sertleştirildi. Seçimlerden üç yıl önce, dünya İran’ın nükleer programını keşfetmiş, Ahmedinejad bu programı daha da hızlandıracağını belirterek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin emirlerine boyun eğmeyeceğini açıklamıştı. 2006 ve 2008 yılları arasında ABD yaptırımlarını sertleştirmeye devam ederken, bu sefer de Birleşmiş Milletler‘in kısıtlamaları ve Avrupa Birliği’nin ekonomik yaptırımları devreye girmişti. Bankaların ve hükümet üyelerinin mal varlıkları dondurulmuş, mali ve finansal yaptırımlar uygulanmış, silah ve petrol ambargosu da uygulanarak İran ekonomisi her yönden hedef alındı.

BM’nin 5 daimi üyesi ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşma, Tahran’a karşı uzun yıllardır uygulanan- özellikle de Birleşmiş Milletler‘in 2006 ve 2010 yılları arasındaki yaptırımlarının kaldırılmasını sağladı. Bu nedenle ABD’de Obama dönemi varken, İran biraz daha rahat hareket etme imkanına kavuştu.

Ancak daha seçim kampanyası döneminde Tahran’ı hedef alan Donald Trump’ın ABD başkanı seçildikten sonra İsrail’i kollayan ve İran’ı hedef alan çıkışlarıyla yeni bir dönemin başlayacağını herkes tahmin ediyordu. Trump, şaşırtmadı ve ülkesinin imzaladığı KOEP’ten (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) çekildi. Böyle İran, Washington yönetiminin ardı ardına gelen yeni ambargoları ile yüz yüze kaldı. Bu seferki saldırı bütün saldırılardan daha sertti.

Direniş Ekonomisi Doktrini

Obama dönemindeki görece rahatlamaya rağmen, İran İslam Cumhuriyeti kendisini yıllardır hedef alan ve önümüzdeki yıllarda da karşılaşması muhtemel yaptırım silahına karşı 2014’te yeni bir ekonomik doktrin inşa etmeye karar verdi. Yeni ekonomik modelin adına “İktisadiye Mugavemeti” yani “Direniş Ekonomisi” denildi. Bilimsel ele alındığında bu modelin bir dizi yöntemden oluştuğu söylenebilir. Bu ekonomik model ülke ekonomisinin iç dinamikleri ve üretim gücünü güçlendirmeye odaklı ve dış müdahalelere karşı ülke ekonomisinin direnç kabiliyetini artırmayı hedeflemektedir. İran, direniş ekonomisi ile bir kemer sıkma politikasının çok ötesinde özellikle ekonomiye karşı dış müdahaleleri etkisiz hale getirme amacını güttü, gütmeye de devam ediyor. Direniş ekonomisi, İran’ın petrole bağımlı ekonomik modeli reddederek üretime dayalı yeni bir anlayışı harekete geçirmiş durumda. Daha doğrusu hedef bu. Bu bağlamda alınan önlemlerde ülkede üretimi yapılan ürünlerin teşviklerle geliştirilmesi ve ithal ürünlerden çok daha ucuz iç piyasaya arz edilmesi sağlanmakta. Yerli üretimi mümkün birçok yabancı ürünün vergilerinde artış ile birlikte ülke içinde reklamları bile sınırlandırılmıştır.

Kamu Odaklı Milli Kalkınma

 İran ekonomi literatürüne 2014 giren yeni ekonomik politika 24 başlıktan oluşmakta. Bu maddeler incelendiğinde İran ekonomisinin teknolojiye odaklanması, özel sektörün teşviki, pazarda çeşitliliğin artırılması gibi başlıkların öne çıkarıldığı görülmekte. Bu ekonomik model özel sektörü de harekete geçirmeyi hedefler içerisine alsa da lokomotifin kamu olduğu bir modeli inşa etmeyi istemektedir. “Direniş Ekonomisi” modelinin Bazı başlıkları şöyle:

– Daha fazla yerli girdi ve temel ürünler üretimi (özellikle ithalatta), stratejik ürün ve hizmetlerin üretimine öncelik vermek ve sınırlı ve belirli ülkelere bağımlılığı azaltmak için ithal malların tedarikinde çeşitlilik yaratmak.

– Dünya ve bölgedeki ülkeler ile özellikle komşu ülkeler ile stratejik bağlarının geliştirilmesi ve işbirliği ve ortaklığın genişletilmesi, ekonomik hedefleri desteklemek ve uluslararası ve bölgesel örgütlerin kapasitelerinden faydalanmak için diplomasi kullanmak gibi eylemler ile direnişin gücü artırılmalı ve ülkenin ekonomik kırılganlıkları azaltılmalı.

 – Stratejik müşterileri seçmek, satış uygulamalarında çeşitlilik yaratmak, satışta özel sektöre yer vermek, petrokimya ve petrol ürünleri ihracatını artırmak.

– Vergi gelirlerinin payını artırarak devletin gelir sisteminin yeniden düzenlenmesi.

“Direniş Ekonomisi” modeli genel olarak incelendiğinde sorunların belirlenmesi konusunda oldukça yerinde tespitler içerdiği ve milli bir kalkınma modeli oluşturma hedeflediği söylenebilir.

Hükümetler Değişecek Doktrin Değişmeyecek

Önemli bir ayrıntı da Tahran, bu model üretim temelli politikalarını, hükümetler değişse bile değişmeyecek bir model olarak tasarladı ve yasalaştırdı. İran’da ekonominin dümenine oturacak her hükümet, Müesses Nizam’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde ekonomik hamlelerini gerçekleştirmek durumunda. Bu yeni modelde petrole bağımlı model yerine her alanda mili üretim ile kalkınmanın hedeflendiği şeklinde özetlenebilir.

Sonuç olarak İran, oturtmaya çalıştığı bu ekonomik model ile, İran İslam Devrimi’nin vaatlerini yerine getirerek kendisini hedef alan ambargolara karşı direnmeyi hedeflemekte.

Cevap Yazın