G7’de Yolun Sonu mu?

24-26 Ağustos 2019 tarihleri arasında Fransa’nın Biarritz kentinde düzenlenen ve dünyanın en büyük 7 ekonomisini bir araya getiren G7 Zirvesi sona erdi. Ana temanın eşitsizlikle mücadele olarak belirlendiği Biarritz Zirvesi’nde ticaret savaşları, küresel ısınma, uluslararası güvenlik, İran’ın nükleer programı ve Amazon Ormanları’ndaki yangınlar da konuşuldu. Liderler arasında ikili görüşmelerin de gerçekleştiği G7 Zirvesi’ne İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in beklenmeyen ziyareti damga vurgu.

Bu gelişmeler ışığında Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi’ni değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Tarık OĞUZLU (Antalya Bilim Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

G7 Zirvesi’nin Batılı aktörler arasındaki fikir farklılıklarını belirginleştirdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, “Zirve sonrasında ortak bir bildirinin yayınlanmaması, ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları net bir biçimde gözler önüne sermiştir. Bu ise Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) G7’yi oluşturan ülkeler karşısında giderek yalnızlaştığına işaret etmektedir.” ifadelerini kullandı.

G7’nin bir küresel yönetişim platformu olarak anlamını yitirmeye başladığını öne süren Oğuzlu, “Birliği oluşturan ülkelerin arasında dünyanın en büyük ekonomilerinden olan Çin ve Hindistan yer almaması, bu durumun en somut örneklerindendir. Dolayısıyla G7’nin giderek anlamını yitirdiğini söyleyebiliriz. Üstelik bu oluşuma gerçekten ihtiyaç duyulup duyulmadığı konusunda da soru işaretleri bulunmaktadır.” açıklamasında bulundu.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Biarritz ziyaretini de yorumlayan Oğuzlu, “ABD’nin nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesine, Avrupalı devletler tepki göstermişti. Yani ABD, bu konuda yalnız kalmıştı. Almanya ve Fransa, nükleer anlaşmanın sürdürülmesini savunmuş ve bu yüzden de ABD’nin baskılarına maruz kalmıştı. Bu bağlamda Zarif’in ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’a verilen bir yanıt olarak değerlendirilebilir.” dedi.

Son olarak Oğuzlu, “Öte yandan Fransa’nın ABD ile İran arasındaki gerginliğin çözümü için yürütülebilecek diplomatik süreçlerde arabuluculuk yapmak istediği söylenebilir. Çünkü Paris, Washington’un Avrupalı müttefikleri arasında kendisine güvenebileceği en önemli ülke konumundadır. Zira ABD ile İngiltere’nin birlikteliği tartışmalı bir hal almıştır. ABD ile Almanya arasındaki ilişkiler de giderek kötüleşmektedir. Bu nedenle de Fransa, hem Avrupa ile ABD arasındaki çatlağı onarmak hem Washington’un nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesine karşı Avrupa’nın ortak tavrını dile getirmek hem de ABD-İran geriliminde arabulucu olmak için ideal aktör durumundadır. Zirvenin Fransa’da düzenlenmesi de bu hedeflere hizmet etmiştir.” yorumunu yaptı.

Prof. Dr. Cem KARADELİ (Ufuk Üniversitesi-Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler)

Biarritz Zirvesi’nin beklentileri karşılamadığını dile getiren Prof. Dr. Cem Karadeli, “2018 yılındaki Quebec Toplantısı’nda üzerinde titizlikle çalışılmış ortak bildirinin Donald Trump tarafından reddedilmesinden sonra, bu zirvenin böyle geçmesi normal bir durum olarak görülmelidir. Nitekim bu yılki G7 Zirvesi’nin ardından ortak bildiri yayınlanmamıştır. Zaten Macron da ortak bir bildirinin yayınlanmayacağını daha önceden duyurmuştu.” dedi.

G7 Zirvesi’ni Trump’ın yaklaşımıyla ilişkilendiren Karadeli, “Asıl mesele, Trump’ın sistemi nasıl esir alıp yönlendirdiğidir. Nitekim gelecek zirve,  ABD Başkanlık Seçimleri’nin arifesinde ABD’de yapılacaktır. İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un Trump’la ortaklık tesis etme çabası da bu toplantının amacından uzaklaştığını göstermiştir.” ifadelerini kullandı.

Dikkat edilmesi gereken iki önemli konunun olduğunu vurgulayan Karadeli, “Bunlardan ilki Fransa’nın Almanya’dan boşalan alanı doldurması girişimidir. Fransa, Tony Blair dönemindeki Britanya gibi olmaya çalışmaktadır. İkinci konu ise Trump’ın Rusya’yı da dahil ederek G8’i yeniden oluşturmak isteğini defalarca tekrarlamasıdır.” açıklamasında bulundu. Son olarak Zarif’in gerçekleştirdiği ziyarete de değinen Karadeli, söz konusu ziyaretin Macron’un artan etkisi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Murat BİLHAN (Emekli Büyükelçi)

G7 Zirvesi’nin asıl amacına ulaşmadığının altını çizen Emekli Büyükelçi Murat Bilhan, “Ülkeler ve liderleri, yapılan toplantılarda saptırılmaya müsait konular üzerine yoğunlaşmışlardır. Zira yapılacak görüşmelerin ana temasını eşitsizlik ve ekolojik sorunların oluşturması beklenmekteydi. Lakin bu konulara yeteri kadar vakit ayrılamadı. Haliyle herhangi bir anlaşmaya da varılamadı. Brezilya’daki Amazon Ormanları cayır ayır yanarken; ikinci bir yangın da Afrika’nın Kongo bölgesinde çıktı. Fransa, bu bölgede meydana gelen yangına yardımcı olma konusunda hevesli bir ülke görüntüsü verdi; fakat etkili bir sonuç alınamadı. Aslında çok vahim bir durum var. Dönem, insanlığın uçuruma sürüklendiği ve gezegenimizin ağır bir ekolojik bunalım içinde olduğu bir dönemdir.” dedi. Bu bağlamda Bilhan, Brezilya Devlet Başkanı Jail Bolsonaro’nun Amazon Ormanları’ndaki yangınla mücadele kapsamında önerilen 20 Milyon Avro değerindeki teklifi reddettiğini de hatırlattı.

G7 Zirvesi’nde siyasi konuların diğer meselelerin önüne geçtiğini söyleyen Emekli Büyükelçi, “Mısır’ın darbeci Cumhurbaşkanı Abdulfettah El Sisi’nin Fransa’ya davet edilmesi ve Zarif’e sempati besleyen bazı Avrupa ülkelerinin kendisine yönelik yorumları, görüşmelere damga vurdu. Ancak tüm bunlara rağmen G7’nin bir balon gibi söndüğünü görmekteyiz.” yorumunda bulundu.

Son olarak G7 Zirvesi’nin Türkiye boyutunu da değerlendiren Bilhan, “G7, her ne kadar amacından sapma yoluna gitse de dünyanın en büyük ekonomilerini bünyesinde barındırmaktadır. Türkiye, mevzubahis oluşumun içerinde yer almasa da her ülke gibi buradan çıkan kararlardan etkilenmektedir. Ancak yapılan görüşmeler, Türkiye’nin sorunlarına da çözüm getirememiştir.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Rıdvan TEZEL (Milliyet-Ankara Haber Müdürü)

G7 Zirvesi’ni yorumlayan Gazeteci Rıdvan Tezel, “Fransa’nın Biarritz kentinde 24-26 Ağustos 2019 tarihleri arasında düzenlenen G7 Zirvesi’nin katılımcı ülkeleri Kanada, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere, ABD ve Fransa’ydı. Küresel politik ve ekonomik sorunların tartışıldığı zirvede, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma süreci (Brexit), bunun küresel piyasalara olası etkileri, AB’de dengenin nasıl yeniden tesis edileceği, iklim anlaşmasına ilişkin ABD’yi ikna süreci ve Basra Körfezi’nde yaşanan gelişmeler gibi birçok konu tartışıldı. Bilindiği üzere, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesiyle, bu oluşumdaki üyeliği askıya alınmıştı. Macron’un daveti üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in zirveden önce Fransa’ya yaptığı ziyaret ise akıllara ‘Rusya yeniden zirve ortağı olabilir mi?’ sorusunu getirmişti. Ancak Rusya’nın katılımcı olamayacağı yönünde AB’den tepki gelmiş ve Rusya, zirvede katılımcı olarak yer almamıştır.” ifadelerini kullandı.

Zirvenin dikkat çeken başlıklarına değinen Tezel, “Amazon Ormanları’nda uzun süredir devam eden yangınlar, zirvenin gündeminde yer almıştır. Burada dikkat çeken durum ise Brezilya’nın katılımcı olmadığı zirvede, Amazon Ormanları’ndaki yangınların konuşulmasıdır. Zaten bu duruma Brezilya da tepki göstermiştir. Gündemde yer alan bir diğer başlık ise İran Krizi oldu. Macron’un Zarif’i zirveye davet etmesi çeşitli tartışmalara sebebiyet verdi. Biarritz’e giden Zarif, Macron’la bir görüşme gerçekleştirdi. Fransa Cumhurbaşkanı, ABD ile İran arasında arabuluculuk yapmaya çalışsa da ABD Başkanı, İran Dışişleri Bakanı’yla görüşmeyi reddetti. Öte yandan Trump’ın zirvenin son gününde Almanya Şansölyesi Angela Merkel’le yaptığı görüşmede, İran konusunu ele alması da dikkatlerden kaçmadı. Bu toplantı, Trump’ın Almanya’yı yanına çekmek için Merkel’i ikna etme girişimi şeklinde yorumlanabilir.” dedi.

Son olarak zirvenin sonunda çekilen fotoğraflara da değinen Tezel, “Zirvenin son gününde çekilen aile fotoğrafında Johnson; ABD, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin liderlerinden uzak bir köşede yer aldı. Bu durum, AB liderlerinin Brexit sebebiyle İngiltere’ye verdiği tepki olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Trump ve Macron’un Mısır’ın darbeci lideri Sisi’yle gerçekleştirdikleri “samimi” görüşmeler de dikkatlerden kaçmadı.” yorumunda bulundu.

ankasam.org

Cevap Yazın