Hâkim Parti Modeline mi Kayıyoruz?

Serbest seçimleri kesintisiz sürdürebilen ülkelerin bazılarında bir zamanların iktidar partilerinden bazıları silinip giderken veya marjinal partiler haline gelirken yeni yeni partiler kurulmakta ve sandıktan iktidar olarak çıkmayı başarabilmektedirler. Serbest seçimleri kesintisiz sürdürebilen ülkelerin bazılarında da her ne kadar yeni partiler kurulsa da bunlar marjinal partiler olarak kalmakta ve iktidar olabilmiş asırlık veya yarım asırlık partiler iktidarda eşit süreyle kalmasalar bile biri diğerinin bir veya birkaç dönemlik iktidarından sonra tekrar iktidar partisi olabilmektedirler. Böyle asırlık veya yarım asırlık partilerden bazıları kendi ülkesinde daha sık iktidara gelmekte ve iktidara her geldiğinde de iktidarda kalış süreleri rakiplerinden daha uzun olabilmektedir. Böyle kendi ülkesinde daha sık iktidara gelen ve iktidara her geldiğinde de iktidarda kalış süreleri rakiplerinden daha uzun olan partilere ‘hâkim parti, böyle bir partiyi barındıran parti sisteme de ‘hâkim parti sistemi’ denmektedir.

Hâkim Parti Sisteminin En Bariz Görüldüğü Ülkeler

Hâkim parti sisteminin en bariz görüldüğü ülkeler Japonya ve Hindistan’dır. Japonya’da Liberal Demokrat Parti’nin İkinci Dünya Harbi’nden beri iktidardan uzak olduğu yıllar sayılıdır. Gene Hindistan’da da bağımsızlıktan bu yana Kongre Partisi’nin iktidardan uzak olduğu yıllar sayılıdır.

ABD’de hâkim partiden ve hâkim parti sisteminden bahsetmek zordur ama Cumhuriyetçilerin iktidar yılları Demokratlardan belirgin bir şekilde fazla olduğu için hâkim parti yapısına doğru zayıf bir eğilimden bahsetmek gene de mümkündür.

İngiltere’de Muhafazakârların iktidar yılları İşçi Partisi’nin iktidar yıllarından, Almanya’da da Hristiyan Demokratların iktidar yılları Sosyal Demokratlardan belirgin bir şekilde fazla olduğu için bu iki ülkede de Japonya ve Hindistan’daki kadar belirgin olmasa da hâkim partilerin ve hâkim parti sisteminin olduğu söylenebilir.

Fransa Örneği

Fransa’da ne herhangi bir siyasi partinin diğer siyasi partiler, ne de bir siyasi bloğun diğeri karşısında iktidar süresi bakımından belirgin bir üstünlüğü olmadığı için bu ülkede hâkim partiden ve hâkim parti sisteminden bahsetmek mümkün değildir.

Esasen sonradan canlanan partilerden bazıları isim olarak farklı olsalar bile fikir ve dünya görüşü bakımından bazen birbirinin devamı da olabilmektedirler. Bizde Adalet Partisi’nin doğuşu Demokrat Parti’nin 1960 darbesini yapanlar tarafından kapatılması, Anavatan Partisi ve Doğruyol Partisi’nin doğuşu da Adalet Partisi’nin 1980 darbesini yapanlar tarafından kapatılması sebebiyle olmuştur ama isim olarak birbirinden farklı lakin fikir ve dünya görüşü bakımından birbirine çok benzeyen partiler demokrasinin kesintiye uğramadığı ülkelerde de meydana gelebilmektedir.

İsim olarak birbirinden farklı ama fikir ve dünya görüşü bakımından birbirine oldukça benzeyen partilerin demokrasinin normal akışı içinde meydana geldiği ülkeler söz konusu olunca en bariz örnek galiba Fransa’dır. Fransa’daki en bariz örnek de Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un kısa adı En Marche olan partisidir.

2015 Nisan ayında Sosyalist Parti’den kopan Macron tarafından kurulan bu parti 2017 Mayıs ayında yapılan ikinci tur seçimde kurucusunu Fransa Cumhurbaşkanı seçtirebilmiş, bir ay sonra yapılan parlamento seçiminde de parlamentoda yeterli sandalyeyi elde edebilmiştir.

Fransa’da Halk Hareketi Birliği (UMP) en güçlü ve köklü partilerden biridir ama bu parti bile 1976’da kurulmuştur. 1905 yılında kurulan Sosyalist Parti, Fransa’nın ulu çınarıdır ama hâkim parti olmak bir yana tek başına iktidar olmuşluğu bile yoktur. Adları ne olursa olsun Fransa’da partiler sağcıdır veya solcudur ve partiler seçimlerin ikinci turunda ve hükümet kurulurken sağ ve sol olarak blok olma eğilimindedirler.

Esasen Fransa’nın seçim sistemi bir hâkim partinin oluşmasına pek de elverişsiz değildir. O halde diğer birçok ülkede şu veya bu derece görülen hâkim parti oluşma eğilimi Fransa’da neden hiç yoktur?

Hâkim partileri doğuran şey herhalde bölük-pörçüklüğün sebep olduğu zayıf ve aciz koalisyon hükümetleridir. Fransa’daki sağ ve sol bloklaşma geleneği ve yönetme yetkinin parlamentonun seçtiği başbakandan ziyade halkın doğrudan seçtiği cumhurbaşkanında olması muhtemelen kurulan koalisyon hükümetlerinin zayıf ve aciz olmaması sonucunu doğurmuştur. Böyle olunca da çok güçlü bir partiye ihtiyaç duyulmamış olabilir.

Türkiye’de Durum

Hiçbir partinin ara sıra muhalefete düşüp tekrar iktidara gelmesinin ve iktidar yıllarının da uzun sürmesinin örneği ülkemizde hiç görülmediği için hâkim partiden bahsetmek pek kolay değildir. Adalet Partisi’nin 1960 darbesiyle kapatılan Demokrat Parti’nin ve Anavatan Partisi ve Doğruyol Partisi’nin de 1980 darbesiyle kapatılan Adalet Partisi’nin devamı sayılması halinde ise Türkiye’nin hâkim parti sistemine meyyal olduğunu söylemek mümkündür.

1950 yılında çok partili seçim sistemine geçtiğimizden bu yana iktidar süresi en uzun olan parti AK Parti’dir. AK Parti 7 Haziran 2015’te yapılan seçimde tek başına iktidar olacak gücü kaybettikten sonra 1 Kasım 2015’te yapılan erken seçimde tekrar tek başına iktidar olsa bile iktidarı kaybettikten sonra yeniden iktidar olmuş bir parti değildir. Hâlbuki hâkim partiden söz edebilmek için bir partinin birkaç defa iktidarı kaybettikten sonra tekrar tek başına iktidar olmuş olması gerekir.

AK Parti’nin 7 Haziran 2015’te yapılan seçimde tek başına iktidar olacak gücü kaybettikten sonra 1 Kasım 1915’te yapılan erken seçimde tekrar tek başına iktidar olması ise onun iktidarı tamamen kaybettikten sonra tekrar iktidar olabileceğinin bir alameti olarak kabul edilebilir.

Lakin hâkim partilerde görülen bir hususiyet daha vardır: Partinin bir kişi veya ailenin güdümünde olmaması. Hâkim parti olmak söz konusu olduğunda AK Parti’nin en zayıf yanı galiba budur. “AK Parti Tayyip Erdoğan’sız da varlığını sürdürebilir mi” sorusu kime sorulsa herhalde “Zor görünüyor” cevabı alınır.

Yeni kurulan partilerden ancak darbe ve müdahale dönemlerinden sonra kurulanların iktidara gelecek kadar büyüyebildikleri, müdahale dönemleri dışında kurulan partilerin ya marjinal kaldıkları veya yok olup gittikleri düşünülürse AK Parti’nin kalıcı olacağını söylemek mümkündür. Peki, Anavatan Partisi ve Doğruyol Partisi’nin yok olup gidişleri yalnız başına 28 Şubat müdahalesiyle açıklanabilir mi? Doğrusu pek de öyle görünmüyor. Şayet bu iki iktidar olmuş parti 28 Şubat müdahalesi ile ilgisiz sebeplerle yok olup gittilerse AK Parti de pek ala yok olup gidebilir.

Vesayetin Şartları Hukuk da Zorlanarak Maalesef Yeniden Oluşturulacak

Yukarıda bir daha askeri müdahale olmayacağı açıkça belirtilmese bile değerlendirmeler olmayacağı varsayımına göre yapılmıştır. Hâlbuki askeri darbeyi hem içeride hem de dışarı da hiç aklından çıkarmayanlar mebzul miktarda mevcuttur.

Hâkim parti yapılanmasının mevcut olduğu ülkelerde hâkim parti dışındaki partiler tek başlarına iktidar olamazlar, ancak derme-çatma koalisyon hükümetleri kurabilirler, kurulan derme-çatma koalisyon hükümetleri de zayıf ve başarısız olur. CHP, Türkiye’nin ana muhalefet partisidir ve AK Parti, iktidarı kaybettiğinde kurulacak hükümet herhalde CHP’nin başını çektiği zayıf ve başarısız bir koalisyon hükümeti olacaktır.

Böyle bir hükümet ve bu hükümeti destekleyen dış çevreler, yıkılması için askeri darbe teşebbüsünde bile bulundukları bu partinin (AK Parti) seçimle yeniden iktidara gelmesine razı olabilecekler mi, bu partinin iktidara gelmesine razı olsalar bile iktidarları döneminde, gerekirse hukuku da zorlayarak, vesayet sisteminin şartlarını yeniden oluşturmayacaklar mı?

Bence kritik soru, bu sonuncu sorudur ve bu sorunun cevabı da şudur: Evet, vesayetin şartları hukuk da zorlanarak maalesef yeniden oluşturulacaktır. AK Parti’nin buna karşı yapabileceği bir şey de yoktur. AK Parti neden mi bir şey yapamaz buna karşı? Güçlü ülkeleri arkasına alarak hukuku zorlayacak olanlara karşı güçsüz ülkeler için henüz bir çare bulunamamıştır da ondan.

Cevap Yazın