Müslüman Dünyanın Çıkış Yolu

Allah, din, iman, kitap, peygamber, cennet, cehennem, Ebu Cehil, Mekke, Kudüs, Gazze, Uhud, fetva… Bunların siyasetle, seçimle, milletin kullanacağı/kullandığı oyla bir alakasının olmadığı anlaşılmış olmalıdır. Daha önce yönetenler ne yapmış, durumdan memnun muyuz, değil miyiz, partilerin mevcut durumu nedir, adaylar kim, nasıl bir yönetim istiyoruz ve onlardan ne bekliyoruz, onlar ne diyorlar, meseleye yaklaşım tarzları nasıl, hangisi daha fazla güven veriyor, hangisi daha rasyonel, hangisi daha iyi hizmet edebilir, buna ilişkin elimizdeki veriler neler vesaire… Siyasetin, seçimin, kullanılacak/kullanılan oyun bunlarla alakası var – dini hoyratça kullanmanın lüzumu yok!

Avrupa’daki siyasi tartışmalara bakın, neler konuşuluyor, kim ne diyor, bir de Türkiye’ye bakın, seviye farkı çok açık. Türkiye’de siyasetin felsefesi olmadığı için görüp göreceğimiz bunun ötesine geçmez. Avrupa’da siyaset bir kültürdür ayrıca, Antik Yunan’a kadar uzanan derin felsefi ve kültürel köklere sahiptir. İslam-Türk, Fars, Arap siyasi geleneğinden olumlu gelişme beklemek için elimizde yeterli veri ne yazık ki yok.

Batı medeniyeti çökecek, kapitalizm çökecek -bunu söyleyen arkadaşların kendileri de kapitalist bu arada-, kaç mevsim geçti böyle yalanlarla. Batı çökünce sanki dünya hâkimiyeti kendilerine geçecekmiş gibi konuşuyorlar üstelik, eğlenceli insanlar. Sürdürülebilirlik konusunda en ufak bir fikirleri dahi yok. Herhangi bir konu ya da alanda yasayı çözdüğünüz, oluş-bozuluş nasıl vuku bulur, yani kâinatta, tabiatta, toplumda, siyasette, ekonomide vesaire bir şey nasıl olur, nasıl bozulur, dolayısıyla nasıl devam eder ya da son bulur, bunu idrak ettiğiniz zaman o işi sürdürürsünüz.

Siyasi-ideolojik dindarların “çökecek” diye tutturdukları Batı, sürdürebilirlik konusunda üst düzey bilgi ve beceri sahibi. Kader, kısmet, şans, kumar diye zar atmıyor, yasayı biliyor, resmi kurumları, düşünce kuruluşları, sanayisi çalışıyor, bilgi teknolojileri üretiyor, modern tarım yapıyor, felsefe, sanat ve bilimin peşini bırakmıyor, gerekli gördüğü yere de askeri gücüyle giriyor. Sonunda olan bu coğrafyanın insanına oluyor.

Batı dediğimiz dünya, birtakım kurallar belirlemiş, ehliyet, liyakat, hukuk vs. gibi. Bunlar bir nevi kutsal, ne olursa olsun bu kuralları çiğnemiyor ve böylece kendi içinde devamlılığı sağlıyor. Kısacası Batı’nın çökeceği falan yok, bu gidişle olan bize olacak.

Coğrafya hayati öneme sahip. Tarihte denizciler kazandı, karacılar kaybetti, yani genel durum bu. Osmanlı’nın geçici Akdeniz hâkimiyeti kimseyi aldatmasın, Osmanlı bir deniz imparatorluğu ya da denizci imparatorluk değildi, İnebahtı’da (Lepanto) işi bitti. Dünyanın dörtte üçü su, Türkler bozkırlı, Kürtler dağlı, Arap coğrafyası çöl, Farslar da denizci değil, bu kültürün yolu buraya kadar.

Rasyonalite > sekülarite > modernite – Müslüman dünyanın çıkış yolu. Bütün gailelerden kurtuluruz, işimize, önümüze bakarız. Herkese kimsenin kimseye muhtaç olmayacağı kadar helal rızık (iş, emeğin hakkı, adaletli gelir dağılımı), sosyal güvence, ulusal güvenlik, kaliteli ve ücretsiz eğitim, bağımsız ve tarafsız yargı (hukuk-adalet), devlet-kamu görevinde ehliyet ve liyakat, düşünce, din ve vicdan hürriyeti, özel yaşama saygı, son olarak dinin siyasetin ve devlet idaresinin konusu ve aracı haline getirilmemesi, modern toplum, modern ülke, modern devlet budur – herkes bağımsız, büyük, güçlü ve güzel bir ülkenin onurlu vatandaşları olarak gönlünce yaşar. Elbette kolay değil lakin mümkün, önce biraz akıl, bilgi ve beceri, sonra da azim ve karar lazım.

Her yere imam-hatip okulu açmak ya da mevcut okulları imam-hatip okuluna çevirmek faydalı oldu mu? 30 yıl önce bu kadar imam-hatip okulu yoktu ülkede, toplum olarak daha Müslüman idik, siyasi-ideolojik dindarlığın neticesi deist, ateist, agnostik sayısının uçuşa geçmesi oldu. İnsanları rahat bırakırsanız, su akıp yatağını bulacak. Bir noktanın altını özellikle çizmek gerek: Din konusunda kafası çalışan, meselenin özünü kavrayan insanların çoğu işin okulunu okumamıştır.

Son olarak, “Neden hep Müslümanlara yükleniyorsun?” diye soruluyor. Ne söylüyorsak, ülkece dinbazlıktan, yobazlıktan kurtulalım, ayağa kalkalım, çıkış yapalım, ilerleme kaydedelim, cümleten bu rezil durumdan kurtulalım diye söylüyoruz. Evet, belki biraz abesle iştigal ediyoruz, zira bu soruyu soranlarda o akıl gezmiyor.

Atilla Fikri Ergun

Cevap Yazın