İstanbul Seçimleri

27 Mart, 1994 yılı İstanbul yerel seçim sonuçları:

Refah Partisi, Recep Tayyip Erdoğan : % 25.19

Anavatan Partisi, İlhan Kesici: % 22.14

S.Demokrat H.Parti, Zülfü Livaneli : % 20.30

Doğru Yol Partisi, Bedrettin Dalan: % 15.46

Seçimler gece yarısından biraz sonra sonuçlandı, netleşti ve Refah Partili Recep Tayyip Erdoğan seçimi kazanarak İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı oldu.

Televizyonlarda bu tarihi seçimin yorumları yapılıyor.

Ünlü gazeteciler, araştırma şirketi uzmanları, bilim adamları, sosyologlar, analistler sabaha kadar konuştu.

Herkes büyük bir şaşkınlık içinde.

Sabah Gazetesi, Hürriyet’ten sonra Türkiye’nin en etkin liberal Gazetesiydi.

Anavatan ve DYP çizgisinde, daha çok da Anavatan çizgisinde yayın yapıyordu.

ATV de yine o paralelde bir Televizyon kanalı olarak yayın yapıyordu.

Hiç unutmam.

Sonuçlar kesinleşip, Erdoğan’ın Başkanlığı netleşince, Mehmet Barlas, ATV stüdyosunda, oturduğu koltuğun arkasına yaslandı ve gözlerini kocaman açıp, hayretler içinde şu cümleyi kurmuştu:

“Şimdi bu İstanbul’u, Refah Partili bir Belediye Başkanı mı yönetecek..? “

Ama; İstanbul’da sular akmıyordu

İstanbul’da çöpler toplanmıyordu

İstanbul’da hava solunmuyordu

İstanbul’da kokusundan dolayı Haliç’in çevresinden geçilmiyor ve geceleri bu koku işkencesi daha dayanılmaz bir hal alınca, Haliç’e yakın semtlerde oturanlar evlerini ucuz, pahalı ya satıp ya da kiraya verip oradan uzaklaşıyordu.

Aradan 25 yıl geçti….

O günlerde bulutlara bomba atarak su akıtmaya çalışan zihniyet bugün; nüfusu o zamana göre nerdeyse üç kat artan İstanbul’a yüzlerce kilo metre uzaklıktan su getiren, musluklardan şakır şakır su akıtan, Haliç’i balık tutulacak hale getiren, İstanbul’un havasının temizliğini ve yeşilliğini dünyanın sayılı başkentlerinin önüne geçiren, denizin altından kara yolu ve raylı sistem yapan, İstanbul’u, modern ve konforlu metro ağları ile dört bir yandan saran hizmetleri yapanlardan devralıyor.

Mehmet Barlas hala Sabah Gazetesi baş yazarıdır, ATV ile birlikte daha farklı bir çizgide yayın yapıyorlar.

23 Haziran 2019 Pazar akşamı aynı Mehmet Barlas eğer yapılan seçim sonuçlarının analizini yapıyor olsaydı eminim, yine koltuğunun arkasına yaslanıp ciddileşecek, hayretler içinde gözlerini olduğundan daha fazla açıp:

“Şimdi bu İstanbul’u CHP’li bir Belediye Başkanı mı yönetecek? “ diye soracaktı.

Şu farkla ki, o gün Barlas tamamen ideolojik bir saikle bu cümleyi kurmuştu.

Şimdi ise, bir kar topu gibi hızla büyüyen, onlarca ülke nüfusundan daha fazla nüfusa sahip olan İstanbul’u, 25 yıl gibi kısa bir zaman içinde değiştirip dönüştürenlerin bunca hizmetlerine rağmen kaybetmesinden dolayı hayretler içinde kalacaktı.

Hepimiz hayretler içindeyiz.

Hayret bizim inancımızın bir “neşvesi” olan tasavvufta, Yaratıcımızın fiillerine hayranlık içinde olunmasıdır ve kul’un yükselişinde önemli bir basamaktır, hayret makamı.

Ne var ki dışa değil, içe dönük bakar bu makama ulaşan derviş.

Çünkü, her şey insanın içinde; ruhunda, yüreğinde, beyninde olup bitiyor.

İstanbul’da AK PARTİ’nin kaybetmesini ve CHP’nin kazanmasının sebeplerini, yüzlerce maddeyi alt alta yazarak sayıp dökenler elbette haklılar, esbaba tevessül bizim inancımızın bir gereği.

Fakat, bütün bunların sayılıp dökülmesi sırasında, işin aslını es geçiyoruz.

Ya da, bu yüzlerce sebebi sayarken asıl ve en önemli tek sebep diğerlerinin gölgesinde kalıyor.

Zengin iç alemimize dönerek o cevheri oradan çıkarıp hayatımıza hakim kılamazsak yazık olacak.

Liderin bunca emeğine yazık olacak.

AKPARTİ’ye yazık olacak.

Çevreden merkeze taşımayı vaad ettiğimiz, ama taşıyamadığımız milyonlarca garip gurebaya yazık olacak.

Yıllarca ezilmiş, itilip kakılmış kitlelere yazık olacak.

İstanbul’a yazık olacak.

Türkiye’ye ve Türkiye’ye umut bağlamış milyonlarca mazlum kavimlere, topluluklara, halklara yazık olacak.

İçimize dönelim ve içimizdeki o cevheri büyük bir hasret ve hayretle çıkarıp, hayatımıza hakim kılalım.

Bu davanın siyası nüvesini Türkiye’de atan mimar, rahmetli Erbakan, o cevherin adını koymuş ve bütün diğer işlerden evvel yapılması gerekenin o olduğunu ifade ederek yola çıkmıştı: Önce Ahlak ve Maneviyat.

O cevher aradan çekilince, işler, ahlak ve maneviyat yoksunu şahısların elinde paçavraya döndü ve halk da bunu gördü.

15 yıl gibi, çok kısa bir süre içerisinde Türkiye’yi iki asırlık vesayetten ve onlarca paslı zincirinden kurtararak dönüştüren bir lider olarak Erdoğan, sırtındaki kan emici keneleri temizleyip, bu mazlum halkı imansızla ahlaksız arasında sıkışmaktan kurtarmalı ve özlenen menzile ulaştırmalıdır.

Seçim sonuçlarını, rahmetli Özal’ın ANAP’ının 1989 yılı yerel seçimlerinde ki kaybedişine benzetenler yanılıyorlar

Cumhurbaşkanımızda ben bu mazlum halkı menzile ulaştıracak ; azmi, gayreti, enerjiyi, imanı ve feraseti görüyorum.

CÜMLEDEN CÜMLEYE…

Faruki, “ Ümmet içindeki, özellikle Araplarla diğer Müslüman toplumlar arasındaki bölünmeler, Batı tarafından yaratılmıştır” tespitini yapmıştı.

Düşünür, “Arap ve İslami kimlikler arasında bir fark olmadığını, farklı etnik kökenler ve siyasal görüşlerden gelen bütün Müslümanların ümmetin çürümesi ve yozlaşmasına karşı mücadele vermek için birleşmesi” gerektiğini savunuyordu.

“İslamın evrensel bir din olarak tartışmaya yer vermeyecek kadar açık bir şekilde milliyetçiliğe karşı” olduğunu söylüyordu.

Cenneti Arayan Adam/ Ziyaüddin Serdar

Ferman Karaçam – Haber 7

Cevap Yazın