Haydi Köyümüze Geri Dönelim

Beton duvarlar arkasında yaşayan kentlilerin bu özlemleri, bir köyde bir kaç gün, hatta bir kac saat kalmalarıyla son bulur. Hiç birini, övgüler dizdikleri, hasretini çektikleri bu yerlerde uzun boylu tutamazsınız. Onlar için “köy deneyiminin” Afrikada safariye çıkmaktan pek farkı yoktur. Geçici olan bu heyecan bir köy kahvaltısını, dalından vişne kiraz toplama rituelini fotoğraflamakla sonuçlanır.

Bazı kentlilerin böyle özlemleri de yoktur. Korunaklı sitelerde kocaman bahçeleriyle, çimleriyle, kuş sesleriyle, şehirde kır ya da köy hayatını özlemeye gerek bırakmayan bir hayatları zaten vardır. Bu gruptakiler gezelim görelim konseptinde köylere ya da taşraya geziler düzenledikleri vakidir. Bunlar da ekzotik ülkelere yaptıkları seyahatlerde edindikleri deneyimlere benzer deneyimlerle eve dönerler. Hiç bir zaman “hayran oldukları” bu yerleri kalıcı mekan yapmayı düşünmezler.

Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar veya hadi köyümüze geri dönelim diyenlerin durumu biraz ikircikli. Köyden şehire göçenlerin tamamının köy güzellemeleri yapmadıkları kesin. Ne güzeldi köyümüz muhabbetleri ise dilde kalan bir nostaljiden ibarettir. Köyden kente göçün birkaç nedeni var ve çoğumuz bunları biliyoruz. Isterseniz bir kaç cümleyle hatırlayalım; geçimini iyi kötü sağladığı halde, “daha iyi bir hayat” arzusuyla göçenler, kentin ışıklı ve renkli dünyasının büyüsüne kapılanlar, köy yaşamının zorluklarına karşı, bu zorluklara katlanmaya değecek bir hayat yaşayamayanlar, çocuklarınınj, ya kentlere özgü mesleklere yönlendirmek veya bir şekilde okula göndermek. Bir aileyi şimdilik geçindirmeye yeten arazinin bir nesil sonra yetersiz kalacağı öngörüsüyle kentte vasıfsız işçi olmak için yola koyanlar. Zor ya da kolay, “maaşlı” işlerde çalışanların bile orta halli köylülerden daha iyi ve ekonomik olarak daha garantili bir hayat sürdüğüne tanık olanlar.
Görünen o ki köyden göç, çoğunlukla, bir tercih olmaktan çok bir zorunluluk olmuştur. Halen köyde yaşayanların önemli bir bölümü bile, imkan bulabilseler, şehirlere göç etmeye hazırdırlar.

Bunları düşününce altmışlarda nüfusun yaklaşık yarısı köyde yaşarken, bu oranın bugün yüzde onlara kadar düşmüş olması hiç şaşırtıcı değildir. Köylerin mahrumiyet, meşakket, kıt kanaat geçinmeyle anılması bu yönelimin pek de dayanaksız olmadığını ortaya koymaktadır.

Yaşadığımız yüzyılda köy kavramının revize edilmesine ihtiyaç vardır. Batı bu sorunları çoktan çözmüş durumdadır. Mevcut haliyle köyü süblime etmek yerine ulaşım, iletişim ve benzeri kentin sağladığı olanaklardan yararlanma gibi konularda batı standartlarında bir dönüşümün sağlanması gerekir. Köyler boşaldı bu nedenle patates ve soğan pahalandı görüşü ise son derece naif bir bakış açısıdır.

Ülkelerin gelişmişlik ölçüsü kentleşme ile ölçülür. Uygarlıklar kent temellidir. Hiç kimse bu devirde dağ bayır çobanlık yapmanın, öküzle çift sürmenin, yakacak için çalı çırpı toplamanın ne kadar önemli, keyifli ve özenilir olduğunu söylemesin.

Son zamanlarda köylere dönüş diye lanse edilen, emekli ikramiyesiyle köyünde ev yaptıran, zamanının bir kısmını burada geçiren ve aslında köyde kent hayatı yaşayan bir avuç insandan ibarettir.

Herşeye rağmen Fadime’nin düğününde halay çekmek için can atanlar hiç durmasın köye dönsünler.

Hasan Boynukara

Cevap Yazın