Esas Gündemin Seçim Olmadığını Görmemiz Lazım

Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de İşaret Ettiği

Türkiye’ye dost olan ülkelerde de krizler yaşanıyor. Mesela; Venezuela, Sudan, Katar örnek gösterilebilir. O ülkelerde yaşananların Türkiye ile bağlantısı var mı?

Var tabii… Venezuela’da seçilmiş bir devlet başkanı var onu görevden alıp yerine kendi tayin ettikleri meclis başkanı olduğunu söyleyen bir kişiyi devlet başkanı ilan ediyorlar. Guiado’yu!

Bunun sebebi çok açık. Venezuela, Amerika Kıtası içinde ve dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip. ABD, o petrol kaynaklarını ele geçirmek, kendi şirketlerinin orayı daha büyük haklarla sömürmesini istiyor. Amerika’nın Venezuela’ya müdahalesi yeni bir sömürgecilik anlayışının ifadesinden başka bir şey değil.

Nitekim Bolton bunu açıkça söyledi. “Biz bir şey istemiyoruz, bizim petrol şirketlerimiz gelsin orayı işletsin! Siz de faydalanın, biz de faydalanalım.”

Siz faydalanın da yüzde kaçını Venezuela’ya bırakacaksınız, yüzde kaçını siz alacaksınız? Venezuela Devleti, kaynakları kendisine tahsis ederek ve buradan elde ettiği gelirlerle düşük gelirlilerin sağlık hizmetlerini, eğitim hizmetlerini ilerletmeye ve onlara üretim imkânları yaratmaya çalıştı. Bence doğru bir şey yaptı. Kaynaklarını ülkesinin menfaatine kullandı ama onlar bunun öyle olmasını istemiyor.

Sudan’a bakalım; Sudan da Türkiye ile işbirliği halinde olan bir General Beşir vardı. Kuşak Yol çerçevesinde işbirliğimiz devam edecekti. Biz orada birtakım yatırımlar yaptık, kalkınmasına yardımcı olmaya çalıştık. Ama Beşir’in bu gayreti, bir noktada onun iktidardan olmasına sebebiyet verdi.

Sevakin Adası’nı mesela Türkiye’ye tahsis etmişlerdi, kritik bir noktaydı. Herhalde bunu da geri almaya çalışacaklardır. Arkasında stratejik bir amaç var. Aynı şeyi Libya’da gördük. Ortada bir düzen vardı, o düzeni bozdular. Şimdi ülke paramparça oldu.

Irak’ta da benzer bir durum var. Irak Devleti olmasına rağmen mezhep ve etnik bazda ülkeyi parçaladılar. Aynı şey Bosna-Hersek’te de yapıldı. Suriye’de de aynısını yapmak istiyorlar. Onun için biz, “Üniter bir devlet ve toprak bütünlüğü korunan bir Suriye” diyoruz. Güya demokrasi getireceklerdi ne hale getirdiler.

DAEŞ terör örgütü üyelerini Suriye’den alıp Afganistan’a götürdüler, İran sınırına yığmışlar. DAEŞ’i İran’ın içine sokup İran’ın istikrarını bozmaya çalışıyorlar.

Türkiye’de bir Guaido çıkarılmak isteniyor mu? Guaido sizce muhalefetten mi çıkarılacak, yoksa iktidar partisinden gelen isimler arasından mı?

Türkiye’de de bir Guaido çıkarılmak istendiği kesin. Tahmin ediyorum birçok Guiado adayı var. Guaido her yerden çıkabilir. İktidara yakın olmuş isimlerden de muhalefetten de çıkarabilirler. Ama bir insanın düşebileceği en kötü durum, Guaido olmaktır. Çünkü Guaido olmak, memlekete ihanet anlamına gelir.

Guaido, bir sembol. Ülkelerin içerisinden çıkarılan, onlara hizmet eden, isteyerek veya istemeyerek menfaatini onların menfaatleri ile birleştiren insanlar. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde; “Şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler” diyor ya, Guaido da bunu yapıyor zaten.

Osmanlı Donanmasına Yapıldığı Gibi…

Doğu Akdeniz’de bir kriz yaşanıyor. ABD ile mi, Rumlarla mı anlaşma sağlamalıyız? Amerika Türkiye için bir tehdit oluşturmaya başladı, bunu net bir şekilde görebiliyoruz. Rusya, sıcak denizlere inmek istiyor. Almanya’nın Orta Doğu petrollerine ulaşma hayali var. Bir yandan da İsrail’in, büyük İsrail kurma amacı var. Türkiye’nin politikası ne olmalı sizce?

Bütün davranışlarına baktığımız zaman sanki öyle gibi görünüyor. Çünkü Bay Netenyahu çok açık olarak ifade etti. “Şimdi en güçlü olduğumuz zamandır. Şimdi yaparsak yaparız. İleride böyle bir şans yakalayabilir miyiz bilmiyorum” dedi.

Demek ki şu anda Amerika’nın bu derece atak davranması, Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi, Batı Şeria’da Yahudi yerleşim yerlerinin artması, Gazze’nin sıkıntıya sokulması, açık hava hapishanesi gibi Mısır’ın bu yönde yönlendirilmesi… Her şeyden önce İsrail’in seçimleri kazanan Netenyahu hükümetiyle Amerika’nın bir araya gelip bu hedefleri özellikle düşman olarak gördükleri; İran’ı ve aynı zamanda Türkiye’yi bir noktada kontrol altına alabilmek için onun üzerinde baskı kurmaları…

PKK-PYD kuvvetlerinin 65 bin kişilik bir ordu haline dönüşmesi, omuzdan atılan stinger füzelerinin verilmesi, Arizona da F16 ve helikopter pilotu olarak eğitilmelerine baktığımız zaman sıkıştırılmak istendiğimiz görülüyor.

Öteki taraftan Türkiye, Yunanlar kullanılarak Doğu Akdeniz ve Ege’de sıkıştırılmaya çalışılıyor. Kıbrıs da sıkıştırılmaya çalışılıyor. Rum asıllı olan ve ailesiyle İzmir’den Amerika’ya göç eden Oramiral Stavridis’in yaptığı bir senaryo var. Amerikan Deniz Kuvvetleri Enstitüsü’nde çalışılmış. Türk donanmasına ani bir baskınla imha edip böylece Osmanlı’ya yaptıkları gibi korumasız bırakmak ve Kıbrıs’ı Türkiye’den koparmak ve işgal etmek. Kıbrıs Türklerini oradan çıkarmak, orada elde edilmiş hakları Rumların eline bırakmak. Yani bir Batı Trakya haline getirmek.

Böylece Birinci Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin tıpkı Yunanları, Anadolu’ya sürdükleri gibi şimdi de Amerikalılar, Avrupa Birliği’ni de arkalarına almak suretiyle İngilizlerin yerine geçerek aynı şeyi yapmak istiyor.

Türkiye Mavi Vatan tatbikatını yaparak Doğu Akdeniz’deki haklarından vazgeçmeyeceğimizi ortaya koydu. Deniz Kurdu tatbikatını yapıyoruz. Yani bir donanma baskınına karşı hazırlıklıyız. Donanmamızı güçlendiriyoruz, daha da güçlendireceğiz. Kendi gemilerimizi, firkateynlerimizi yaparak Deniz Kuvvetleri’nde büyük bir ilerleme sağladık. Hatırlarsanız Ergenekon, Balyoz davalarında en çok içeri atılanlar denizciler oldu. Hedefleri, donanmayı zayıflatmaktı.

Dikkat ederseniz Akdeniz, güçlülerin çarpıştığı bir alan haline geldi. Ege Denizi keza öyle. Bir tek barış denizi olarak kalan Karadeniz. Karadeniz’i de bir savaş alanı haline getirmek, Montrö Anlaşmasını devre dışı bırakmak, oraya uçak gemileriyle, savaş gemileriyle girmek istiyorlar. Yumuşak karnı olduğu için Rusya bunu kesinlikle arzu etmiyor. Türkiye’de istemiyor. Çünkü Karadeniz’e en büyük sahili olan ülke Türkiye.

Dolayısıyla Türkiye ve Rusya’nın çıkarları örtüşüyor. Rusya ile Türkiye’nin çıkarları Suriye konusunda da örtüşüyor. Orayı bir an önce barışa kavuşturmak, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak ve üniter bir Suriye Devleti meydana getirmek istiyor.

Amerika ise İsrail’le işbirliği yaptığı için orada büyük İsrail’i yaratmak teşebbüsleri ile orada iç savaşın devam etmesini böylece Lübnan’daki Hizbullah’ın zayıflamasını, İran’ın, Türkiye’nin zayıflamasını arzu ediyor. O bakımdan bizim İran’la, Irak’la, Şam’la hatta Moskova’yla çıkarlarımız örtüşmekte. Dolayısıyla Astana süreci de bu bakımdan önem taşımaktadır. İdlib konusunda bazı anlaşmazlıklar olsa da İdlib’in teröristlerden temizlenmesi konusunda herkes mutabık.

“Beka Deyince Millet Alay Ediyor Ama…”

Sizce bu mümkün mü?

Biz, mümkün olduğunu gösterdik. Türkiye’de açılım sürecinden sonra Güneydoğu Anadolu bölgesinde bunu yaptık. PKK-PYD kendilerine tanınan fırsatı kullanamayarak orayı barikatlarla, çukurlarla doldurdu. Sivil halkı kontrol altına almaya çalıştı. Güvenlik güçlerimiz müdahale etti. Sokak sokak, ev ev mücadele ederek orayı temizledik. Büyük kayıplar verdik ama Güneydoğu Anadolu’yu PKK’dan temizledik.

Aynı şey İdlib’te Suriye ordusunun yapması lazım. Burada istihbarat örgütlerine de çok büyük görev düşüyor. Yalnız bizim istihbarat örgütümüze değil Suriye, Rusya, İran istihbaratlarına da görev düşüyor. Bu yapılırsa İdlib’in terörden temizlenebileceğine inanıyorum.

Trump çıkıyor, “Biz Kudüs’ü İsrail’in başkenti, Golan’ı, İsrail toprağı yaptık” diyor. İran’ı ambargoya tabi tutuyor. Aynı şeyi bize yapmıyorlar mı? Dolar üzerinden yapılan operasyonlar buna hizmet etmiyor mu? Hangi partiden olursak olalım, bunlara karşı uyanık olmak, birlik içinde hareket etmek mecburiyetindeyiz. Bu, bir milli görev. Biz bu milli görevi yerine getiriyor muyuz? Bu soruyu kendimize soralım önce. Bakın seçimler, vesaireler bunlar ikinci planda olan konular. Esas gündemin bu olmadığını görmemiz lazım.

Beka sorunu denildiği zaman millet alay ediyor. “Beka neymiş” diyor. Beka işte bu. İnsan olarak var olmaya devam etmek için mücadele etmeliyiz ve beraberce bunu bozmaya çalışan güçlere karşı da bir savaş vermek zorundayız. Bu savaşı veriyor muyuz? Yoksa onlara alet mi oluyoruz, onların aracı haline mi dönüşüyoruz? 19 Mayıs’ın, İstiklal Savaşı’nın, Cumhuriyetin ruhu bu mudur? Bu soruyu kendimize sormadığımızı düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Mücadele’nin yüzüncü yıldönümünde Samsun’da siyasi parti liderleriyle bir aradaydı. Bu birlik mesajı sizce dış dünyaya verilen bir mesaj mı, iç siyaset için verilen bir mesaj mıydı?

Bence ikisine birden verilen bir cevap bu. Türk insanını, çeşitli partilere mensup olan liderler temsil ediyor. Bir noktada içinde bulunduğumuz zorlukları yenmek için birlikte hareket etmemiz, asgari müştereklerde birleşmemiz lazım. Nedir asgari müştereklik? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devam etmesi, bekası, hiçbir şekilde tehdit edilmemesi ve olası tehditlere karşı birlikte durmamız. Farklı düşünceleriniz olabilir, bunu savunabilirsiniz ama bu birlikteliğimizi bozmamamız, aynı amaca hizmet ettiğimizi unutmamamız lazım.

Siz, Yüksek Seçim Kurulu’nu sevmeyebilirsiniz, kararlarına uymayabilirsiniz, “beğenmiyorum” diyebilirsiniz ama beğenmemeniz, onlara hakaret etmenizi gerektirmiyor. Oradaki yargıçlar, yargıç görevlerini yapıyor. Siz her yargıcın kararına uymayabilirsiniz, tenkit de edebilirsiniz kararları ama onlara hakaret edemezsiniz, onlara çete diyemezsiniz, dememeniz lazım. Asgari nezaket kurallarına da uymayı bilmek lazım.

Söyleşi Aynur Bayram

Cevap Yazın