Editörden Haziran 2019

Denge Politikamız Geçerli Olabilir mi?

Nihal Atsız’ın, hezeyanın hakikate galebe çaldığı o meşhur mektubunu biliyorsunuzdur.  Ne diyordu Atsız, oğlu Yağmur Atsız’a yazdığı mektubunda?

“Yağmur oğlum! Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı. Tanrı yardımcın olsun!” Nihal Atsız 4 Mayıs 1941

Şu fani dünyada millet olarak kendimizi yalnızlaştırmaktan başka bir şeye yaramayacak bu vasiyetnameyi bugünlerde mutlaka hatırlamamız gerekiyor.

Yaşadığımız günler itibarıyla Türkiye’nin tam anlamıyla bir abluka altına alınmasına şahitlik ediyoruz. Kuşatma, Doğu Akdeniz deniz tabanının altında bulunan dev doğalgaz rezervleri dolayısıyla yapılıyor.

Cephe içinde yer alan üretici ve müşteriler, Avrupa’yı Ruslara enerji bağımlılığından kurtarmaya çalışıyorlar. ABD ise gaz çıkarıcısı ve satıcısı pozisyonunda. Houston, Texas’ta kurulu Noble Energy adlı şirket bu işi yüklenmiş. Çıkarılacak gaz üzerinde İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Lübnan hak iddia ediyor.

Doğu Akdeniz sorununa karşı geleneksel “denge” politikamız tutmayabilir. Kim ne derse desin Yunanistan ile tarihten gelen bir husumetimiz var. Bunun hümanistlik ya da insan hakları boyutunda incelenecek yönü yok. Çıkarları her daim çıkarlarımız ile ters düşen ve hedeflerinin en başında İstanbul olan bu ülkenin özellikle Ege’deki kıta sahanlığı avantajı ile üstümüzde büyük baskı oluşturmuş vaziyette.

Darbeden sonra tamamen Amerika’nın emrine giren Mısır’ın herhangi bir ABD eyaletinden farkı yok. Hakeza bu meyanda İsrail hepsinin ağababası. 

Sorun belki Rusya ile dengelenebilirdi lakin Rusya ile Amerika’nın resmen karış karış pay ettikleri Suriye’nin kara sınırlarının yanında, denizlerde de gereken ayarlamalar yapılmış gözüküyor.

Zira Suriye kıyılarında bulunan (özellikle Lazkiye-Tartus) Rusya gemilerinin gözleri önünde Amerikan gemileri rahatlıkla saldırılarda bulunabiliyor. Yani kısacası, bu bölgede büyük bir devlet ile yapılacak ittifaktan uzağız.

Türkiye, ortak paylaşım yaklaşımıyla bu kaynaktan hakkı olanı talep ederken özellikle bu problem çerçevesinde kendisine potansiyel müttefik olması beklenen Rusya ile de menfaat çatışması içine girmemesi gerekiyor.

İşte bu nokta bize, Atsız’ın vasiyetini hatırlatıyor. 1974’teki Barış Harekâtı’nda Kıbrıs Adası’nın tamamına hâkim olamamanın acısını bugünlerde yeniden yaşamak, yalnızlığımızı katmerlendirmekten başka bir işe yaramıyor.

Velhasıl zor günler bekliyor bizi. Siz yine de ümidinizi yitirmeyin. Zira iman varsa imkân da vardır.

Cevap Yazın