Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Haziran 5, 2020

Aydınlanma – Kurucu Fikirler ve Müslüman Dünyanın Batı’daki Mirası

Yahudi-Hristiyan Aydınlanma’sı fikri, yani Aydınlanma’nın Yahudi-Hristiyan kimliği taşıdığı iddiası tarihi gerçeklerle taban tabana zıttır. Ne yazık ki Müslüman dünyada bu iddianın üzerine balıklama atlayıp, “Avrupa, Yahudi-Hristiyan medeniyetidir” deyip, kendi tarihi mirasını bir çırpıda başkalarına mal eden bir anlayış mevcut.

Sabit tarihi bir gerçek olarak Aydınlanma, kurucu fikirlerini Müslüman filozof ve bilim adamlarından aldı. Örneğin İbn-i Rüşd’ün tezleri Avrupa üniversitelerinde (Paris, Bologna, Padova ve Oxford’da) kabul edildi ve okutuldu. İbn-i Rüşd’ün, başta gelen üç rasyonalist filozoftan biri olan Spinoza üzerindeki etkisi ayrıca muazzamdır. Aristo ve Maimonides’in (Musa İbn-i Meymun) yanı sıra İbn-i Rüşd’ü keşfeden Spinoza, eleştirel ve bağımsız düşünce savunuculuğuyla Aydınlanma üzerinde kalıcı etki bıraktı.

Bu konuda Humberto Garcia’nın Islam and the English Enlightenment 1670-1840/İslam ve İngiliz Aydınlanması 1670-1840 adlı kitabını -ki internetten PDF’si bulunabilir- önereceğim lakin kitabın Türkçe çevrisi yok. Akademisyen Humberto Garcia, -dışarıdan yardım alarak tanıtımını okuduğum ve kısmen tetkik etme imkânı bulduğum- kitabında dönemin düşünürleri tarafından yabancı olarak kabul edilmekten çok uzak olan İslam cumhuriyetçiliğinin, Radikal Aydınlanma tartışmalarında, Şanlı Devrim, Fransız Devrimi ve diğer anayasal kriz anlarında olduğu kadar ulusal ve politik tartışmalarda da belirleyici bir rol oynadığı tespitinde bulunuyor.

Garcia, İslam düşüncesi ve kültürünün 18. yüzyılda İngiliz Aydınlanma söylemlerinin şekillenmesinde belirleyici rol oynadığının altını çiziyor. Özetle meseleye objektif yaklaşma gayreti gösteren Batılı düşünür ve akademisyenler, tarihi mirasımızı, onu reddederek bir çırpıda başkalarının malı haline getiren zihniyetten daha iyi biliyor.

Batı medeniyetinin temellerini oluşturan iki önemli eserin, iki Rönesans başyapıtının ortasında Müslümanların bulunması ilginç değil mi? Atina Okulu’nda İbn-i Rüşd, Araf’ta İbn-i Rüşd, İbn-i Sina ve Selahaddin.

Batı, Müslüman dünyadan aldığı kurucu fikirlerle kendi aydınlanmasını gerçekleştirip, ileriye doğru önemli adımlar atarken, İslam Âlemi, felsefe ve bilim karşıtı yaklaşımın vaziyete hâkim olmasıyla birlikte entelektüel ve kültürel bir krizin içine girmiş, despot yönetimler ve dini bağnazlık, Müslüman bilimi ve felsefesini yok etmiştir.

Muharref gelenek, iman-akıl çatışması yaratarak Müslüman dünyanın çöküşünü hazırladı. Anlamı çarpıtılmış imanın ifade ettiği mânâ meçhule (meçhul, Ar. cehl’den) inanmak, güvenmek, bel bağlamaktır, yani bilinmeyene, tanınmayana, belli olmayana itimat, itikat, buna da ahmaklık deniyor.

Müslüman dünyanın tarihte Merv, Bağdat, Kurtuba, Semerkant gibi entelektüel merkezleri vardı, bilgi ve düşünce bu merkezlerden yayılıyordu. Müslüman Doğu’nun günümüzde bilgi ve düşüncenin üretildiği, dünyaya etki eden entelektüel merkezleri olmadığı gibi felsefe, bilim ve sanat alanında en azından kendi içinde vaziyeti kurtaracak bir akademisi dahi yok. Müslüman dünya yokların toplamı.

Bir kez daha aydınlanacağız, bu zorunlu ve kaçınılmaz. Batı’daki mirasımıza sahip çıkıp, eski yöntemlerin işe yarar olanlarıyla yeni yöntemleri birleştirerek, kendimizi bir kez daha kuracağız. Ya da kendi cenaze namazımızı kılacağız ve bizi gömecekler, üçüncü bir yol ya da seçenek yok.

Müslüman dünya, tarihin seyrini değiştiren Aydınlanma’ya sahip çıkmalı, zira kurucu fikirleri kendisine ait.

Atilla Fikri Ergun

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir