Alâüddin-i Erdebilî Osmanlı Tarihine Ne Etti?

Erdebil Tekkesi ve Şeyh Safiyyüddin Halvetî tarikatıyla kardeş tarikat olan Safeviyye’ye mensuptu ve Sünnî idiler. Yalnız Halvetîlik ve Safevîlik -ve tabii her ikisinin de neş’et ettiği Zahidiyye-, tasavvuf tarihinde Hz. Ali kanalıyla gelen Sünnî tarikatlardan addediliyor. İşte tam da bu noktada karşımıza Osmanlı ocağına yön veren üç ulu zat çıkıyor: Şeyh Edebalı, Somuncu Baba (Hamîdüddîn-i Aksarayî) ve Hacı Bayram-ı Velî…

Şeyh Safiyyüddin-i Erdebilî (1252-1334), Hazar Denizi’yle Tebriz şehri arasında bulunan Erdebil’deki tekkesinde gûşe-i uzlette oturan bir şeyh idi. Şartlar onun etrafında şekillenen Erdebil Tekkesi’ni Osmanlı tarihinde önemli bir rol oynamaya yöneltti ve bu tarih üzerinde belki de en etkili müessese olmasını sağladı.

Erdebil Tekkesi’nin bânîsi Şeyh Safiyyüddin, Halvetî tarikatının kendisinden neşet ettiği İbrahim Zâhid-i Gîlânî’nin (1218-1301) damadı ve halifesidir. Gîlânî’den hem Halvetiyye hem de Safeviyye tarikatı kaynaklanmıştır. Zâhid-i Gîlânî ise Şâfiî ve dolayısıyla Sünnî’dir.

Safeviyye’de Şeyh Safiyyüddin’den sonra oğlu Sadreddîn-i Erdebîlî (ö. 1392), ondan sonra da onun oğlu Hoca Ali (Alâeddîn-i Erdebilî) geçmiştir. Tasavvuf erbabına hürmeti çok büyük bir hükümdar olan Timur’un yaşadığı dönemde sağ olan Safevî şeyhi Hoca Ali’dir.

Timur, Osmanlı ülkesini istila ettikten ve Yıldırım Bâyezîd’i mahvettikten sonra Anadolu’da kendisine sığınan Osmanlı karşıtı Türkmen aşiret mensuplarını da beyleriyle birlikte yanında Türkistan’a götürmüştü. Rivayete göre İran içlerinden geçerken yolu Şeyh Safiyyüddin’in torunu Alâeddin-i Erdebilî’nin hankâhından geçti. Timur’un tasavvuf erbabına saygısı çok büyüktü.  Dolayısıyla Erdebilî’ye de çok büyük bir hürmet besliyordu. Bu hürmetten ötürü onu ziyaret etmeden geçip gitmek istemedi. Nitekim misafiri oldu. Ona Erdebil ve köylerini bağışladı. Hoca Ali’nin isteği üzerine Anadolu’dan getirdiği Türkmenleri, Erdebil tekkesinde bıraktı. Onlar da Hoca Ali’ye mürid oldular.

Erdebil Tekkesi ve Şeyh Safiyyüddin Halvetî tarikatıyla kardeş tarikat olan Safeviyye’ye mensuptu ve Sünnî idiler. Yalnız Halvetîlik ve Safevîlik -ve tabii her ikisinin de neş’et ettiği Zahidiyye-, tasavvuf tarihinde Hz. Ali kanalıyla gelen Sünnî tarikatlardan addediliyor.

İşte tam da bu noktada karşımıza Osmanlı ocağına yön veren üç ulu zat çıkıyor: Şeyh Edebalı, Somuncu Baba (Hamîdüddîn-i Aksarayî) ve Hacı Bayram-ı Velî…

Şeyh Edebalı (1206-1326) Erdebil Tekkesi mensubu idi. İslâmî ilimleri Şam’da tahsil etmiş, tasavvuf eğitimini ise Erdebil’de Şeyh Safiyyüddin’in yanında tamamlamıştı. İşte bu zat aracılığıyla Osmanlı ocağı ilk neşvünema bulmaya başladığı çağlardan itibaren Erdebil Tekkesi’ne bağlı idi.

Somuncu Baba ise Hoca Ali’nin müridi idi, yani Şeyh Safiyyüddinîn torununa bağlı idi. Hacı Bayram-ı Velî de bilindiği üzere Somuncu Baba’nın müridlerindendi. Osmanlı ocağının Erdebil Tekkesi’ne bağlılığı tâ Yavuz Sultan Selim’e kadar da sürmüştü.

Burada biraz durmak gerekiyor. Osmanlı ocağının manevî cephesi, gücünü uzun bir süre Erdebil Tekkesi’nden yetişmiş tasavvuf erbabından almıştı. Peki, nasıl oldu da bu ilişkiler Yavuz Sultan Selim devrine gelince bozuldu?

Hoca Ali’nin, Timur’un, Yıldırım Bâyezid’den kopararak Türkistan’a sevk ettiği Türkmenleri hankâhına dâhil etmesi hadisesi, bu hadiseden yüzyıl kadar sonra bozulan Safevî-Osmanlı ilişkilerinin nüvesini teşkil etmiş görünüyor. Bu Türkmenler, Hoca Ali’nin müridi oldular ve Şah İsmail’e gelinceye kadar Erdebil Tekkesi’nin siyasîleşmesinde önemli rol oynadılar.

Hoca Ali döneminde pek de görünür olmayan bu etki, dozunu gittikçe artırdı ve Şeyh Cüneyd-i Safevî döneminde tam anlamıyla görünür bir hâle geldi. Şah İsmail’e gelindiğinde ise bir tarikat olan Safeviyye’nin devletleşme çabası artık iyice su yüzüne çıkmıştı.

Hoca Ali, Timur’un Anadolu’dan getirdiği Türkmenleri hankahına kabul etmekle Erdebil ocağının tarikat yapısını aşıp devletleşeceğini ve Osmanlıya doğudan taarruz edecek bir güce ulaşacağını tahmin edebilir miydi? Sanmıyoruz.

Fakat söz konusu kabul hadisesinden (1402), Şah İsmail’in Safevî postuna oturduğu tarihe (1501) kadar normal seyrinde giden ilişkiler Şah İsmail’le birlikte -safahatını hemen herkesin bildiği- bir çatışma zeminine oturmuştur.

Hoca Ali adıyla tanınan Alâeddîn-i Erdebilî, daha hiçbir belirti yokken Osmanlı tarihini etkileyen ‘kabul’ hadisesine imza atmakla sonraki gelişmeleri de yönlendirmiş oldu. Bu gelişmeler, Safeviyye’yi tarikat yapısından uzaklaştırmış, Osmanlının doğudaki siyasî rakibi hâline getirmiştir.

Aslında bu, Timur’un, Anadolu’dan Yıldırım Bâyezid’e muhalif Türkmenleri yanında götürüp Erdebil Tekkesi’ne bırakması hadisesi olarak da görülebilir. Buradan bakınca da Timur’un yapıp ettikleriyle ölümünden sonra da Osmanlı tarihini etkilemeye devam ettiği şeklinde de değerlendirilebilir.

Cevap Yazın