Necip Fazıl’ı Rahmetle Anarken

Çağdaş Türk şiirinin büyük üstatlarından Büyük Doğu dergisinin kurucusu, şair ve yazar Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983’te bu dünyaya veda etmiş ve Ankara’da Bağlum Mezarlığında medfun şeyhi Abdülhakim Arvasî (Abdülhakim Üçışık) hazretlerinin uzun yıllar görev yaptığı Kaşgâri Dergâhının yakınında Eyüpsultan Mezarlığında defnedilmişti.

Necip Fazıl, modern Türk edebiyatında hece şiirinin başta gelen temsilcilerinden biridir. Şiiri ve poetikası modern edebiyatımızda bir aşamadır. Dünya görüşü sebebiyle şiirdeki gücü uzun yıllar görmezlikten gelinmiştir. Hece şiirinin topluca değerlendirildiği yazılarda bile adından söz edilmemesi ilginçtir. Bazılarına göre Müslümanlığı seçmekle şiirine yazık etmiştir. Bazılarına göre ise büyük bir mücadele adamıdır ve Müslümanların onurunu temsil etmektedir. Bir taraftan yokluğa mahkûmiyet, bir taraftan kahramanlaştırma! Oysa Necip Fazıl gerçeği, bu iki yaklaşım biçimi arasında kaybolup gitmektedir.

Hece şiiri, Cumhuriyetin resmî şiirdir ve eski şiire, aruza karşı bir alternatiftir. Fransız sembolizminin biçimsel özellikleriyle halk şiiri duyarlığının bir çeşit sentezidir. Hece şiirinin temel özelliği, dilde halk şiirinin dilini kullanmak ve temada memleket meselelerini işlemektir. Popüler olduğu dönemlerde saf şiir anlayışını temsil eden Ahmet Haşim ve Yahya Kemal görmezlikten geliniyordu. Diğer taraftan Yedi Meş’aleciler de gizliden gizliye resmî edebiyata karşı tepkiliydi ve orta yolu bulmak istiyordu. Hece şiiri, böyle bir atmosferde özgün örneklerini Faruk Nafiz, Ahmet Kutsi, Necip Fazıl, Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı ve Ziya Osman’la verdi. Edebiyatta memleketçilik düşüncesi, modası çabuk geçen bir hareket olduğundan kısa zamanda yerini idealist ve ideolojik anlayışlara bıraktı.

Necip Fazıl, 1927’de yazdığı “Kaldırımlar” ve “Otel Odaları” adlı şiirleriyle heceye yeni bir hareketlilik getirdi. Tema olarak yeni şeyler söylüyor ve çağdaş insanın psikolojik dünyasına hitap ediyordu. Hece tekniğini Faruk Nafiz ve Ahmet Kutsi’den daha ustaca kullanıyor, üstelik onlar gibi resmî edebiyat da yapmıyordu. Hece şiiri âdeta Necip Fazıl’la bağımsızlığına kavuşmuştu. Daha ilk şiirlerinde izlerini belli eden soyut temalar, 1940’lara yaklaşırken metafizik ve mistik bir boyut kazanmaya başladı. Ardından bohem yaşantıyı bırakıp Müslümanlığa yöneldi. Şiir çizgisi değişmeye başladı ve “sanatta Allah’ı arama çabası” hayatının sonuna kadar ana hedefi oldu. Resmî vezinle gayriresmî bir şiir yazdı ve böylece kahramanlaşma serüveni başlamış oldu. Öte taraftan da Cumhuriyet hükûmetlerinin uyguladığı sıkı lâiklik politikalarıyla mücadele etti; dergi çıkardı (Büyük Doğu), Anadolu’yu dolaşarak konferanslar verdi. Düşüncelerinden dolayı yargılandı ve cezaevinde yattı. Bütün bunlar onun aksiyon yönü ve mücadeleci kişiliğini bayraklaştırdı.

Necip Fazıl; şiiri, mistik arayışları, düşünce dünyası ve mücadelesiyle tarihe mal olmuş bir şahsiyettir. Hemen her konuda yazmış ve görüşleri tartışmasız kabul edilmiştir. Temsil kabiliyeti yüksek bir sanatçı, yazar ve mücadele adamı olması sebebiyle Müslüman çevreler tarafından neredeyse bütün zamanların kahramanı ilân edilmiş ve çok geniş çevreler üzerinde etkili olmuştur.

Evet, Necip Fazıl’ın hece şiirine getirdiği soluk önemlidir ve hece şiirini sivilleştiren bir girişim olarak kaydedilmelidir. İslâm düşüncesine herhangi bir katkısından söz edilemezse de mücadelesiyle Müslüman çevrelerin önünü açmıştır. Mücadelesi, bireysel değil sosyolojik boyutludur. O, Mehmet Âkif ve Yahya Kemal’den farklıdır. Çünkü bir özlemin değil, bir arayışın insanıdır ve bu yönüyle yenidir.

Mehmet Erdoğan

Cevap Yazın