Kullanılışlı Aptallar

Irak Savaşı öncesi bazı gazetecilerin Irak’ta kimyasal silah yapıldığına dair iddiaları vardı. Tüm bunların yalan olduğu daha sonra ortaya çıktı. Özür dilediler, hata yaptıklarını söylediler. Medya kuruluşları, gazeteciler yaptıklarıyla geniş kitlelere etki ediyor. Yanlışlarıyla zarar veriyor, bunun bir bedeli olması gerekmiyor mu?

Bu basın, siyaset, mahkemeler ve daha doğrusu herkes için geçerli olması gereken bir durum. “Özür dileriz, yanılmışız, hata yapmışız” sözleri ile kurtulamamaları lazım. Ancak basının şöyle bir avantajı var; basına yönelik telkin, uyarı ya da özrün kabul edilmeyip başka bir yaptırıma tabi tutulması ya da bunun istenmesi, beklenmesi durumu basını sınırlama, sansür uygulaması gibi bir tepki ile karşılık buluyor. Bu bakımdan basına kimse bir eleştiri getiremiyor. Amerikan ve Batı basınında genel itibarıyla bu tür durumlar, bu olumsuzlukları yaşayan, yaşatan gazeteler, gazeteciler bir şekilde cezalandırılıyor. Ya istifa ettiriliyorlar ya da görevden uzaklaştırılıyorlar.

Şunu da unutmamak lazım, Amerikan basını Körfez Savaşı’nda, Afganistan olaylarında, İsrail ile ilgili yaptığı taraflı ve yanlış haberlerle suçlayabiliyoruz. Ancak yapılan yalan-yanlış haberleri yine bir başka Amerikan kanalından öğreniyoruz. Böyle bir durum da var. İkinci Dünya’nın ya da Üçüncü Dünya’nın alternatif haber kanallarını oluşturamamaları sebebiyle bu aşamada onları takip etmekten başka çare kalmıyor.

Yalan-Yanlış Haber de Başka Kanaldan Öğreniliyor

Bir Al Jazeera son yılların belki tek alternatif medya kuruluşu. Dünya üzerinde haber akışı Batı kaynaklı yapılıyor. Batıdan-doğuya, kuzeyden-güneye doğru. Batı’dan kastedilen şey Amerika -New York ve İngiltere merkezli ajanslar ve haber kanalları. Doğu ve güney kesim haberi bu kaynaklardan alıyor. Bir anlamda çaresizlik durumu söz konusu ne yazık ki!

Yakın bir zamanda da kırılacak gibi gözükmüyor bu akış. Türkiye gibi bölgenin güçlü ülkeleri medyada çok yetersiz. Örneğin, Türkiye’de Anadolu Ajansı’nın, İhlas Haber Ajansı’nın haberleriyle insanların algılarını değiştirmesi, haberleriyle dünyaya yön vermesi söz konusu değil. Birçok ülkede durum bu şekilde.

Bu kitabı yazarken ne düşündünüz, ne umuyordunuz, ne buldunuz?

Amerikan basın tarihinde yaşanan olaylar aynı zamanda dünyanın geri kalanı içinde referans noktaları. İliştirilmiş gazetecilik daha çok Körfez Savaşı’nda Amerikan askerleri ile birlikte gazetecilerin Bağdat’ta ilerlemesi sırasında gündeme geldi. Dünya basınının üzerinde önemle durduğu konular bunlar. Amerikan basınının değinilmemiş yönlerine dikkat çekerek, üzerinde durarak kaynak oluşturalım istedim.

Türkiye’de, Amerikan basınıyla ilgili derinlemesine yapılan bir çalışma yok. Amerikan basın tarihinde olanlar dünya basın tarihi için de önemli. Basın yayın organları New York Times, World Street Journal, CNN, Bloomberg bunlar dünyanın büyük markaları. Dünyaya yön veren kurumlar. Onları daha yakından tanıtmak istedim. Yaşanan olaylar karşısında nasıl gazetecilik yaptılar, nasıl yayıncılık yapıyorlar? Bunları araştırmak ve göstermek istedim. Medya patronlarının irtibatları faaliyetleri bunları bilmek lazım.

Amerika Orta Doğu’yla iç içe. Binlerce kilometre uzakta olmasına rağmen Türkiye’nin yanı başındaki ülkelerle yanı başındaki olaylarla çok iç içe. Birçoğunda yönlendirici, birçoğunda Türkiye açısından sorun oluşturuyor. Dünyanın gündemini belirleyen, dünyanın geleceğine yön veren siyasete, ekonomiye etki edebilen insanlar kurumlar. Onların örneklerine yer verdim ne yaptılar, ne yapmadılar, nasıl yapmalıydılar? Tüm bu soruları cevaplamaya çalıştım.

Telkin Olmasa da Kimileri İşin Kolayına Kaçıyor

Amerikan basınını inceledikten sonra Türk basınını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hem Türkiye’yi hem de dünyanın önde gelen büyük büyük ülkelerini bir tarafa koyalım… Amerikan basını ile karşılaştırdığımızda çok büyük açıklar olduğu görebiliyoruz. Hem nicelik hem de nitelik açısından. Amerika’da yüzlerce dergi, yüzlerce gazete, onlarca televizyon kanalı çok büyük bir medya pazarı var. Milyonlarca insana ulaşıyorlar. Bu büyüklük hiçbir yerde yok. Türkiye’de habercilik anlamında iyi işler yapılıyor, iyi yapılmayan ya da eksik bırakılan işler de var.

Ama Türkiye’de ne yazık ki iktidarla ilişkiler bağlamında gazetecilik aksıyor ve aksatılıyor. Bu işin önemli bir kısmı siyasi iktidarları ilgilendiren bir durum, medya çok rahat bırakılmıyor. Gazetecilik açısından baktığımızda sorumluluğun büyük bir kısmını gazete-medya patronlarına yüklüyorum ama gazetecileri de çok ayırt edemiyorum ne yazık ki!

Medya tartışmalarında “kullanışlı aptallar” diye bir kavram geçer. Kendini içinde bulunduğu ortama çok çabuk adapte eden, gerçekte olmadığı şekli ile hareket eden gazeteciler var. Hem yazarlar açısından hem de muhabirler açısından söz konusu bu. Gazete patronları, genel yayın yönetmenleri, yazarlar, yöneticiler kendilerini çok fazla siyasete angaje ediyor. Bu bakımdan Türkiye’de gazetecilik tam anlamıyla yapılamıyor. Ne yapalım; ülkedeki siyasi ortam, iktidar böyle yapıyor, böyle yapmaya bizi zorluyor noktasına gelip dayatıyorlar. Siyasetçiler medya patronlarına, gazetecilere telkin veya uyarıda bulunmasa da öyleymiş gibi hareket edenler var.

Bu, işin kolayına kaçmak bence.

Amerika’da medya patronları kendilerini siyasete angaje etmiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın basın toplantılarında görüyoruz, gazeteciler soru soruyor, Trump bazı muhabirleri azarlıyor ama soru sormaktan alıkoymuyor, toplantılara gelmeyin ya da biz toplantılarına gitmeyelim durumu yaşanmıyor.

Amerika’da medyanın finansal açıdan bağımsız olduklarını düşünebiliriz. Daha sağlam zemine oturmuş güçlü kurumlar. Medya patronları ve gazeteciler güçlü. Onun için gazetecilik daha kolay yapılabiliyor, gazeteciler daha rahat hareket edebiliyor. Bu, Avrupa ülkelerinde kısmen var ancak başka ülkelerde çok fazla yok. Diğer ülkelerde iktidarların söylemi, etkisi ile beraber gazetecilik aksıyor ve aksatılıyor. Medya patronları kendilerini kullandırmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra iktidarla bağlantılı ekonomik ilişkiler de buna etki ediyor. Böylelikle gazeteciler istedikleri haberleri yapamıyor, yapmak isteseler bile yapıp yapmamakta çok emin olamıyorlar.

RÖPORTAJ AYNUR BAYRAM

Cevap Yazın