Kitap Fuarları ve Dini Yayınlar Fuarı

Zaman zaman, ülkelerin ve toplumların yayınlanan ‘kitap’ sayıları ile ‘okuma’ oranları hakkında istatistiki bilgiler veriliyor. Bu konudaki sayısal veriler, ‘gelişmişlik düzeyi’nin işaretlerinden birisi olarak görülüyor.

Örgün ve yaygın eğitim kurumları, başta çocuklar ve gençler olmak üzere, insanımızı okumaya teşvik ediyorlar. Uzmanlar bilgi ve bilinç düzeyini artırmak için metotlar, usuller geliştirmeye çalışıyor; medya organları, çok okuyan ülkelerden iyi örnekler sunuyorlar.

Diğer sektörlerde olduğu gibi basılı, sesli, görüntülü yayınlar konusunda da yıllardır devam eden bir ‘fuar’ geleneği var. Yayın kuruluşları kendi aralarında organize olup; ilgili kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri ile de iş birliği yaparak, birlikte görücüye çıkıyorlar.

Bu güne kadar ilçe, il, bölge ve ülke düzeyinde pek çok kitap fuarı organizesine şahit olduk. Bizzat gidemediklerimizi haberlerden takip ettik, ne kadar ilgi gösterildiyse o kadar memnuniyet duyduk.

Yazarlar, yayıncılar, okuyucular belirli zamanlarda ve mekanlarda bir araya getirildi. Cazibeyi artırmak için ilave eğitim, kültür, sanat faaliyetleri yapılarak; her seferinde biraz daha geliştirildi.

Anneler ve babalar çocuklarının ellerinden tutarak, öğretmenler ve idareciler öğrencileri için özel organizeler yaparak kitap fuarlarını ziyaret ettiler. Bilim adamları, aydınlar, sanatçılar, siyasetçiler eylemleri ve söylemleri ile destekleyip; kamuoyu nezdinde artı değer kattılar.

Bu sürece yerel yönetimler de doğrudan ya da dolaylı olarak katıldı. Kültür merkezlerinde yahut şehrin uğrak yerlerinde lokal kitap fuarları yapıldı.

Hatta, dünyanın çeşitli ülkelerinde, gurbetçi vatandaşlarımızın yoğun olduğu yerlerde, çok sayıda kitap fuarı açılıyor. Kitaplar ve yazarlar, yayıncılar ve organizatörler, eğitimciler ve kültür adamları, aydınlar ve sanatçılar akın akın yurt dışına taşınıyor.

Bu konuda, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından organize edilen Kitap ve Kültür Fuarı; alanında marka ve model oldu. Hep Ramazan ayı içinde ve büyük camilerin yanında, yöresinde yapıldığı için; halk arasında, ‘Dini Yayınlar Fuarı’ olarak anıldı.

Geçen yıl, 21 Mayıs-10 Haziran 2018 tarihleri arasında, İstanbul’un sembol semtlerinden biri olan Sultanahmet Meydanı’nda, 37.si yapılmıştı. Toplam 400 kitabevinin 100.000’e yakın eseri, 263 stantta görücüye çıkarılmıştı.

Bu yıl, bu gelenek, beklenmedik (yahut beklendik) bir şekilde engellendi. İstanbul’un geçici Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından; ‘güvenlik endişesi ve bazı işlere engel olduğu gerekçesiyle yer tahsis edilemeyeceği’ söylendi.

Doğal olarak yazarlar, yayıncılar, okuyucular ve ilgili sivil toplum kuruluşları tepki gösterdiler. ‘Kur’an ayı Ramazan’da dini yayınların okuyucuyla buluşmasını engellemek, tam bir faşizm göstergesidir. Seçim kampanyaları sırasında Yasin okuyarak muhafazakar kesime şirin görünmeye çalışıp, seçimden sonra ilk icraatlarından birisi olarak Dini Yayınlar Fuarı’nı yasaklayanlar bilsinler ki; saltanatları uzun sürmeyecektir. Kültür ve medeniyet dünyamızın merkezlerinden biri olan İstanbul, öyle ya da böyle, kitabın yurdu ve yuvası olmaya devam edecektir’ dediler.

Ayrıca, bu yasakçı zihniyetin çağrıştırdığı mesajın ve muhtevanın altı çizildi. ‘Geçmişte yaptığı din düşmanlığı ile toplumun zihinsel altyapısında travmatik yaralar açan bir siyasal yapının; gelecekte de yerli, milli, dini olan her şeye karşı durmaya devam edeceğinin bir kez daha ispatlandığı’ belirtildi.

Bu vesileyle Kur’an ve Ezan okumanın yasaklandığı, camilerin ahıra yahut kışlaya dönüştürülerek kapatıldığı, dini vecibelerini yerine getiren Müslümanların okullardan ve bilumum kamu kurumlarından atıldığı, direnenlerin idama yahut sürgüne kadar varan yollarla cezalandırıldığı dönemleri hatırladık. Kaybettiğimiz değerleri geri kazanmanın, kazandığımız değerleri iyi korumanın, bugün dünden yarın bugünden daha iyi olmak için yeni değerler üretmeye çalışmanın gereğini ve önemini bir kere daha anladık, kavradık.

Yıllar önce, aynı zihniyetin iktidar olduğu bir dönemde, bizim çocukların annesi kitap fuarına gittiğinde; kıyafetinden yahut dindar kimliğinden dolayı kendisiyle alay edilmişti. Fuarı organize eden belediyenin resmi görevlileri tarafından ‘Senin burda ne işin var? Siz ne anlarsınız kitaptan, kültürden?’ denmişti.

Oysa biz, temel değerleri kitaba dayanan ve kitaplarla asırlardan asırlara, nesillerden nesillere taşınan bir kültürün ve medeniyetin çocuklarıyız. İlk ayeti ‘oku’ emriyle başlayan bir ilahi dinin mensuplarıyız.

Hayır, hayır; asıl onlar kitaptan ve kültürden ne anlarlar? Hele söz konusu din ve dini yayınsa; elifi görseler mertek sanarlar.

İsimlerinin ‘imam’ hatta ‘müftü’ olması bizi gaflete düşürüp yanıltmasın. Rol icabı okunan Yasin’lere, Tebareke’lere bakılıp; nihayet onların da imana geldikleri sanılmasın.

Şayet öper gibi, koklar gibi yapıyorlarsa; bilinsin ki, bir yolunu bulup ısırmak içindir. Genel kabul görmüş görüşe göre; kişilerin ve kurumların geçmişte yaptıkları, gelecekte yapacaklarının delilidir.

Biz onların, cemaziyel evvelini biliyoruz. Yanılıyor olmayı tercih ederiz ama kendi eylemlerine ve söylemlerine bakarak; ‘kitap’larının ne, ‘kıble’lerinin nere olduğunu açıkça görüyoruz.

Elbette kitabımızı da kültürümüzü de kimsenin keyfine bırakmayacağız. Daha fazla hassasiyet gösterecek, daha çok çalışacak, evelallah bu krizi de atlatacağız.

Zekeriya Erdim

Cevap Yazın