Cayır Cayır Yanmalıyız!

Yıllar süren bağımlı yapınızın bir sonucu da büyük firmaların hemen hepsinin de dışarıyla bir şekilde ilişkili olmaları gerçeğidir. Bu ilişki öyle bir ilişkidir ki dışarıdaki paydaşları, içimizdeki bağımlılarını korumaya mahkûm etmiştir. Batı bizden umudunu tamamen kestiğinde içimizdeki yavrularının ölmesine de razı olabilirler belki ama Batı bizden umudunu öyle kolay kolay kesemez. Batı bizden umutlu olduğu sürece de içimizdeki yavrularını onlara tekrar tekrar borç vererek destekleyecektir. Önümüzdeki 15-20 yıl içindeki dış kaynak ihtiyacımızın karşılanması bakımından bu bağımlı yapı işimize yarayacak gibi gözükmektedir. Batı bizden umudunu tamamen kesmeyeceği için Batı’nın doğrudan bir askeri saldırısına maruz kalma riskimiz de pek fazla değildir. Batı bize, terör örgütleri yoluyla ve para oyunlarıyla zaten saldırmaktadır ve biz de bu saldırıları göğüslemeyi öğrenmek zorundayız.

Dış kaynak kullanmamak demek kendi yağımızla kavrulmak demektir. Hain bir saldırıda kaybettiğimiz işadamlarımızdan Üzeyir Garih bir zamanlar “Kendi yağımızla kavrulmaya kalkarsak cayır cayır yanarız” demişti. Eh, şimdi kendi yağımızla kavrulma zamanı ve cayır cayır yanmamanın da bir yolunu bulmak zorundayız. İnşallah bir yolunu da bulacağız. Ne yapacağız peki?

Geçim ehli bir ülke olacağız. Yani ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Bu yorgan yeterince uzun olmadığı için ayağımızı epeyce toplayacağız. İyi de toplanan ayak bir süre sonra ağrır. O halde yorganı uzatmanın da bir yolunu bulacağız. Bu da daha az tüketmek ve daha fazla tasarruf ve yatırım yapmak demektir. Lakin tasarruf oranımız %15 gibi oldukça düşük bir seviyede. Bu oran bizden çok daha hızlı kalkınan Çin’de %50’lerde.

Bu tasarruf seviyesinde yorganımızı uzatmamız çok yavaş olur. Tasarrufları arttırmanın bir yolu, tüketimi vergilendirmek, yatırımları teşvik etmektir. Diğer yolu da daha fazla vergi almaktır. “Ya vatandaş kızar da oylarını bizden esirgerse” kaygısı ağır bastığında kolay yapılacak şeyler değildir bunlar. Tasarruflar ve yatırımlar artmasa bile yapılan yatırımlar daha verimli alanlara yapılabilirse de kalkınma hızlanabilir. O halde yatırımları betondan ziyade metale ve makineye yapacağız.

O zaman soralım: Bu yatırımları yapacak babayiğitler var mı? Yerli marka ile otomobil üretecek beş kadar yatırımcı bulundu ama biz onların babayiğitliklerinden hâlâ emin değiliz. Bu memlekette gerçek babayiğitler ya çıkacak, ya çıkacak! Ya çıkmazsa ne olur? Üzeyir Garih’in dediği olur: Kendi yağımızla cayır cayır yanarız. “Kul sıkışmayınca Hızır erişmez” derler ya, bu sıkışıklık inşallah bize bir yol bulduracak.

Bir de herkesin aklına gelen bir soru var: “Ya halkımız el lokmasından mahrumiyetin sıkıntısına dayanamaz da ülkemizi bağımlı yapıya döndürecek bir kadroyu iktidar yaparsa?” Elbette, Allah mahfaza, böyle bir durumla da karşılaşabiliriz. Aklıma hemen “Kendi düşen ağlamaz” lafı geldi ama hiç de öyle değil. Pişman olduğunda kendi düşen öyle bir ağlar ki hem de nasıl. Halkımızın böyle bir yanılgıya düştükten sonra pişman olup yeniden daha bağımız bir yapıya taraftar olan kadroları iktidara taşıyacağından şüphe yok ama herhalde epeyce zaman kaybederiz. Böyle bir şeyin olmamasını garanti edemeyiz ama böyle bir şeyin olmaması için hiç değilse dua edebiliriz. Eh o zaman, Allah kurusun.

Beşir İyidiker

Cevap Yazın