O, Unutulan Değerlerimizin Tanınmasının Yolunu Araladı

Dr. Nevzat Kaya, Prof. Dr. Fuat Sezgin’i Anlatıyor:

Fuat Sezgin Hoca zamana çok hürmet ederdi. Onun için çalışma yılı 365 gün, çalışma haftası 7 gün, çalışma saati 17 saatten ibaretti. Yetmiş yaş sonrası doktor raporu ile 12 saate zorla indirilmişti. Süleymaniye Kütüphanesi’ne hemen hemen her iki gelişinin birinde Müslümanların çalışmadıklarını söyler, az çalıştıklarından yakınırdı. ‘Benim eserlerim, Müslümanları intibaha getirir, uyandırır, ümidini taşıyorum’ derdi. 

1980 yılında Süleymaniye Kütüphanesi Müdür Yardımcılığı görevine getirilen Nevzat Kaya, 1990’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeniçağ Tarihi Anabilim dalında doktorasını tamamlar. 1996’da aynı kütüphaneye müdür olarak atanır. Dr. Nevzat Kaya, Fuat Sezgin Hoca ile Süleymaniye Kütüphanesi’ne yazma eserleri okumak, incelemek için gidip gelirken tanışır. Nevzat Kaya 2006 yılında buradan emekli olur. Ama bu tanışıklık Fuat Sezgin Hoca’nın dâr-ı bekaya irtihaline kadar sürer. Bazen bir yazma eserin mikrofilmini hazırlar Fuat Sezgin için bazen bir kitabı beraber incelerler. 30 Haziran 2018 tarihine kadar birlikte çalışmaları, sohbetleri devam eder. Nevzat Kaya, Fuat Sezgin ile ilgili pek çok hatıra biriktirir. Kıztaşı’ndaki ofisinde güzel bir bahar Nevzat Kaya’ya misafir olduk. Fuat Sezgin Hoca, eşi Ursula Hanım, Hoca’nın çalışma titizliği, Almanya’ya gidiş gelişleri, Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalışmaları üzerine Yörünge’nin sorularını yanıtladı.

2018/6 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 2019 Fuat Sezgin Yılı olarak ilan edildi. İslam Bilim Tarihi alanına ömrünü vakfetmiş olan Hoca’nın izinde yürümek isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Erzurum Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okuyan ve 1951 yılında doktorasını tamamlayan Fuat Sezgin, 30 Haziran 2018 tarihinde Hakk’a yürüdü. Vefatına çok yakın bir zamana kadar, yani asistanlık zamanından vefatına kadar olan 67 yıl boyunca çalışmalarının bir kısmını İstanbul’da, diğer ikinci büyük kısmını Almanya’da sürdürdü. Ömrü boyunca eğitim, kitap, kültür sahnesinden hiç ayrılmadı. Buna rağmen 1900’lerin sonlarına kadar Hoca, Türkiye’de hak ettiği kadar tanınamamıştı. “İslami İlimler Tarihi” isimli (1-9 cilt) kitabın yazarı idi. Kitap Almanca olarak Avrupa’da basılmıştı. Türkçeye tercümesi yapılmamıştı.

Gençlere, Müslümanlara, bütün dünya insanlarına Fuat Bey’i yakinen çok iyi tanımalarını tavsiye ederim. İnsanoğlunun Prof. Dr. Fuat Sezgin’den öğreneceği çok şey var. Fuat Bey hakkıyla tanınmamıştır. Hakkında yazılan kitap ve makale sayısı maalesef çok azdır. Ancak kitapları, çalışmaları elimizdedir. Bunlarla onu tanıma yolundaki çabalarımızı sürdürebiliriz.

Fuat Sezgin Hoca’nın bilim tarihinde, özellikle İslam bilim tarihindeki yeri ve önemi nedir?

Fuat Sezgin Bey, İstanbul Üniversitesi’nde 1951 yılında doktorasını verdikten sonra,1954’te “Buhari’nin Kaynakları” isimli teziyle doçent oluyor. 1960 yılında fakülteden uzaklaştırılıyor. Almanya’ya gidiyor. 1965 yılında Almanya’da profesör oluyor. 1967 yılında “Gechichte des Arabichen Schrfttums” (Arapça Yazma Eserler Tarihi) “GAS” isimli eserini yazdı. Bu ve bundan sonraki yazmış olduğu eserlerinde Müslümanların medeniyet sahasında yapmış oldukları çalışmaları ve yazmış oldukları eserleri tanıtıyor:

“Müslümanlar 7.-8. asırlarda ilimleri Yunanlardan, Süryanilerden, İran’dan ve Hindistan’dan aldılar. Önemli kitapları tercüme ettirdiler.”

(Mesela miladi 40-90 civarında yaşamış olan Dioskurides’in “de Materia Medica” isimli botanik konusundaki kitabını Huneyn bin İshak ( 260/873) “Kitâbu’l- Haşâiş fi’t-Tıb” ismiyle Arapçaya tercüme etmiş. Bir el yazma nüshası Süleymaniye Ayasofya Kütüphanesi’nde 3702 numarada kayıtlıdır. Apollonios (MÖ 2. yüzyılda yaşadı) ünlü matematik bilgini. Matematikte konikler hakkındaki kitabını 10. asırda “Kitâbü’l-Mahrûtât ” adıyla Arapçaya tercüme edilmiş. 1050 yıllık bir yazma nüshası Süleymaniye Ayasofya Kütüphanesi’nde 2762 numarada kayıtlıdır.)

“Müslümanlar 7.-9. asırlarda durmadan, dinlenmeden öğrendiler. 9. asırdan sonra öğrendiklerinin üzerine koyup eserler vermeye başladılar. Bu yoğun ilmî faaliyet 17. yüzyıla kadar devam etti. Hatta matematik ve kartografik coğrafya üzerindeki çalışmalar 18. yüzyıla kadar sürdü. Bu tarihten sonra Avrupalılar, Müslümanlardan ilimleri almaya başladılar. Avrupalılar, Müslümanlardan ilimleri alırken hüsnüniyet göstermediler, iyi davranmadılar. Bazen aldıkları kaynağı bildirmediler, sakladılar; bir nevi çaldılar. Bazen düşmanlık göstererek aldılar. İbn-i Sina’dan aldıklarında “Gavur İbn-i Sina” dediler. Hâlbuki Müslümanlar kendilerinden öncekilerden alırken, gayet rahat bir şekilde aldılar, aldıkları yerleri saklamadılar. Aldıkları bilginlere hürmet ederek aldılar. Calinos’tan alırken “Calinos’ü-l Fâzıla” “Faziletli Calinos” diye aldılar.” (Calinos: Milattan önce 200 yılında Mısır-İskenderiye’de yaşamış meşhur tıp bilgini.)

Asırlardır Müslümanların gaflet dünyasında çakılı kalmış ilimlerini meydana çıkaran; beceriksiz, ilim yapamaz, yeni buluşlar gerçekleştiremez gibi aşağılık duygusuna kapılmış Müslümanlara, sizin geçmişte atalarınız şunları yaptılar, şu eserleri yazdılar, dünyayı tanımada büyük çalışmalara imzalarını attılar, mesajını vererek onları uyandırmaya çalışan, kaybettiğimiz benliğimizin kısmen de olsa canlanmasına sebep olan insandır Fuat Sezgin.

Osmanlı Devleti’nin son yıllarından başlayıp Cumhuriyet devrinde de hızlanarak devam eden kültür ve irfanımızın öz kaynaklarından uzaklaşma hareketi, birtakım kıymetli değerlerimizin unutulmasına sebep oldu. Fuat Bey, bu kaynak eserlerin tanınmasının yolunu araladı.

Fuat Sezgin Hoca üzerine Sefer Turan’ın hazırladığı Bilim Tarihi Sohbetleri kitabından başka çalışma var mı? Olmamasının sebebi sizce nedir? Fuat Sezgin Hocayı daha yakından tanımak ve tanıtmak için sizce neler yapılmalı?

Fuat Sezgin Bey’in hakkında yazılan kitap, makale türünden ne varsa toplanmalı, bibliyografya çalışılması yapılmalıdır. Yazdığı eserler detaylıca incelenmelidir. Yaptığı çalışmalar ve yöntemi titizlikle araştırmalıdır. Konferanslar, paneller, daha faydalı olacağına inandığım, gençler için (çok verimli olan) küçük gruplar halinde sohbetler yapılmalı. Adına çeşitli sahalarda ilmî yarışmalar düzenlenmeli.

1924’te Bitlis’te doğan bir çocuk İslam Bilim Tarihine ömrünü vererek o güne kadar yapılmayan çalışmayı yapıp, bu çalışmaya ait çıktıları kitaplar ve müzeler aracılığıyla bizlere ulaştırıyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Talebenin kendisinde kabiliyet varsa, aile ve ilk eğitim süresi de düzgünse ki Fuat Bey ilkokul eğitimi yıllarında babasından da birtakım dersler alıyor, sonra Erzurum’a geliyor. Ülkemizin hatırı sayılır liselerinden biri olan Erzurum Lisesi’ni bitiriyor. İstanbul’a gelerek iyi bir kılavuz hocaya talebe oluyor.

“Seminerlerine sadece 3-4 kişinin katıldığı” “büyük âlim” (Ritter) 21 yaşında bir gencin hayatının akışını nasıl değiştiriyor?

Bu Hoca, Helmut Ritter’dir. Ritter, Birinci Cihan Harbi sırasında askerliğini yapmak üzere İstanbul’a gelmiş. Burada Türkçesini geliştirmiş. Bir yıl sonra Irak’a gönderilmiş, orada kaldığı müddetçe Arapçasını geliştirmiş. Askerlik vazifesi bitince Almanya’ya üniversitesine dönmüş. İstanbul’a tekrar gelmiş, el yazması eserler hakkında bir rapor hazırlayarak Alman hükûmetine sunmuş. İstanbul’da (hâlen faaliyette olan) Alman Şarkiyat Enstitüsü’nün şubesini açmış, oraya müdür olmuştur. İstanbul Üniversitesi’nde “Şarkiyat Enstitüsü”nü kurmuş. Yazmalar konusunda kitapları ve kıymetli makaleleri mevcut. “İslam’da insan, kâinat ve Allah konusunu inceleyen hacimli bir eser yazarak 1955 yılında Avrupa’da neşretmiş. Gazali’nin “Kimya-yı Saadet” kitabını tercüme etmiş bir Allah dostu.

Talebe Fuat Sezgin’in enerjisini bentleyen “on-on iki saat çalışmakla ancak fakülte bitirilir, büyük adam olunamaz, günde daha çok saat çalışman gerekir” diyen; asistan olduktan sonra da huzuruna çağırarak, “Senin karakaşına kara gözüne hâris değilim. Bana senede bir dil verirsin, yoksa çekip gidersin” uyarısını yapan çok kıymetli bir kılavuz.

Bir akrabası Fuat Sezgin Hocayı 1943 yılında Edebiyat Fakültesi’ne götürmeyip mühendis olsaydı İslam bilim tarihi neler kaybederdi?

Edebiyat Fakültesinde Helmut Ritter’in yanında kalmamış olsaydı;

  1. Arapça Yazma Eserler Tarihi (1-17cilt) isimli kitap yazılmayacaktı.
  2. İslam’da Bilim ve Teknik (1-5 cilt) isimli kitap yazılmayacaktı.
  3. Safedî’nin, A’yanü’l-Asr ve A’vanü’n-Nasr isimli kitabının neşri yapılmamış olacaktı.
  4. Müslümanların 9. asırdan başlayarak, Kur’an ilimleri, hadis, kelam, tıp, matematik, coğrafya, astronomi gibi ilimler konusunda yazmış oldukları eserlerin elyazmalarının en eski ve en iyi nüshalarını tespit ederek, 68 eserin, 168 ayrı cilt yazma eserin (bazı yazmaların birden fazla cilt içerisinde olduğu biliniyor) “yazma tıpkıbasım”ları yapılamazdı.
  5. Şarkın veya Müslümanların kültür ve medeniyeti konusunda Avrupa’da yayınlanmış matbuların bir araya getirilerek “matbu tıpkıbasımları”nın (1000 cildin üzerinde) yapılma işi gerçekleştirilemezdi. Bunların indeksleri yapılamazdı.
  6. Müslümanların geçmişte icat ederek kullandıkları buluş, alet ve edevatın aynılarını yaptırarak bunlardan Almanya’da 800 obje, İstanbul Gülhane Parkı içerisinde 500 objeyi içerisinde sergileyen iki adet müze olmayacaktı.

Hocasının seminere 3 dakika geciken öğrencisine, cebindeki altın saatini çıkarıp göstererek “3 dakika geciktiniz, bu bir daha tekrarlamamalı” uyarısını nasıl algılamak gerek? Aynı şekilde bu uyarıdan sonraki 75 yıllık yaşantısında üç defa randevusuna ulaşamamanın ıstırabını yaşayan öğrenciyi nasıl değerlendirmeli?

Fuat Sezgin Hoca zamana çok hürmet ederdi. Dakikti. Kaybolacak her saniyesine hayıflanırdı. Onun için çalışma yılı 365 gün, çalışma haftası 7 gün, çalışma saati 17 saatten ibaretti. Yetmiş yaş sonrası doktor raporu ile 12 saate zorla indirilmişti. Süleymaniye Kütüphanesi’ne hemen hemen her iki gelişinin birinde Müslümanların çalışmadıklarını söyler, az çalıştıklarından yakınırdı. “Benim eserlerim, Müslümanları intibaha getirir, uyandırır, ümidini taşıyorum” derdi.

Cevap Yazın