Kürtler ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geçmişte Kürtlere pek de iyi davrandığı söylenemez. Kürtlerin yaşadığı bölgeler en az gelişmiş, hatta gelişmemiş bölgelerdi. Kimlikleri yok sayılıyordu. Kendi dillerinde şarkı söylemeleri, dinlemeleri, hatta aralarında konuşmaları bile hoş karşılanmazdı. Zorla asimile edilmeye (Türkleştirilmeye) çalışıldılar. Varlıkları yok sayıldı. Ekmek parası için batı bölgelerine geldiklerinde en ağır işlerde çalıştırıldılar. En az ücreti aldılar. Hatta bazen onu bile ödemeyenler oldu.

12 Eylül, en azgın haliyle Kürtlerin üzerine gitti. Diyarbakır cezaevi o dönemin engizisyon merkezi gibiydi. En korkunç işkenceler orada yapıldı. Hani geçmişte bazı askeri birliklerde ‘Burada Allah yok, peygamber de izine çıktı’ diye yazdığı söylenirdi ya; işte öyle bir yerdi Diyarbakır cezaevi. CIA in eğitiminden geçmiş işkencecilerin pratik yaptığı bir yer. Daha fazla uzatmayayım, meramımı anlattım.

12 Eylül döneminde Kürtlere bu kadar zulüm edilmesinin sebebinin onları Türkiye’den ayırmaya yöneltmek mi olduğunu çok düşünmüşümdür. Çünkü tam o zamanlara denk gelen bir şekilde PKK doğdu ve gelişti. Kürtlerin tutunacak bir dalı yoktu. Denizin ortasında yılana sarıldılar. PKK Kürtlere şefkat göstermedi. Tam tersine sizi zulümden kurtaracağız diye onları fedakarlığa çağırdı. Elindeki avucundakinden, küçük yaşta yavrusundan, evindeki rızkından velhasıl her şeyinden ‘fedakarlığa’ çağırdı. Vermiyorum deme şansları yoktu. O zaman ‘devrimci şiddet’ giriyordu devreye.

Böylece iki taraftan sıkıştırılan Kürtler, sanki bizzat devlet eliyle PKK nın önüne atıldılar. Doğuda devlet iradesi de zayıf tutulmuştu. PKK istediği gibi at oynatabiliyordu. 15 Temmuzdan sonra ortaya çıktı ki, daha doğrusu bilinen ifşa oldu; bu, FETÖ ile PKK arasında Türkiye’nin bölünmesi ve Kürtlerin ayrılması yönünde bir oyun kurgulandığıydı.

Bu seçimin en büyük kazanımı Kürtlerin yeniden yüzlerini Türkiye Cumhuriyeti devletine dönmüş olmalarıdır. Bu sefer zorla değil, gönüllü olarak. Çünkü devletin yaklaşımı eski yaklaşım değildir. Kürtlerin yaşadığı bölgelere artık hizmet gidiyor, yatırımlar gidiyor, yaşam standartlarını yükseltme imkanı gidiyor. Sadece bununla kalmadı, aynı zamanda demokratik haklar da gitti. Kürtçe tabu olmaktan çıktı. Hatta Kürtçe eğitim yolu açıldı. Ahmet Kaya’nın ‘Kürtçe kaset yapacağım’ dedi diye linçe uğratıldığı o uğursuz günler geride kalmıştı. Devlet değişmişti. Ama Kürtlerin de bu değişikliği fark etmesi, yeniden güven kazanması zaman aldı. Bir de PKK baskısından kurtulmaları, iradelerinin özgürleşmesi gerekti. Süreç tamamlanmış değildir, hala Türkiye Cumhuriyeti Devletine güvenmekte tereddüt eden önemli bir kesim var. Fakat gelişim artık olumlu yöndedir. Emperyalist tehdit altındaki Türkiye’nin iç birliğini sağlamlaştırmaya ihtiyacı büyük. Bu seçimlerde bu umut ışıl ışıl doğdu. Kürtlerin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile barışma süreci Anadolu’daki diğer etnik unsurları da etkileyecektir.

Bu sayede Türkiye, bekasını koruma yönünde elini daha da güçlendiriyor. Anadolu insanının birliği bu topraklarda yaşayan herkesin yararınadır. Devlet, bu konuya pragmatik açıdan yaklaşmıyor, samimidir. Her türlü etnik unsuruyla, her türlü dini unsuruyla, Türkiye’nin daha demokratik, daha çağdaş, daha gelişmiş ve kalkınmış bir yüzyılına doğru yürüyoruz artık.

Firuz Türker

Cevap Yazın