Eğitimin Geleceği, Geleceğin Eğitimi

Ahir zamana yaklaştıkça, insan ve toplum hayatı açısından, dünya daha hızlı dönüyor. İsabetli gelecek öngörüsünde bulunmak, değişimin yönünü ve hızını iyi yönetiyor olmak, giderek daha büyük bir ihtiyaç haline geliyor.

Bu sürecin odak noktasında, eğitim kadroları ve kurumları var. Çünkü, Hz. Ali’nin tabiriyle “bizim yaşadığımız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre” yetiştirilmesi gereken çocuklar ve gençler; söz konusu kadroların ve kurumların ellerinde şekilleniyorlar.

Milli Eğitim Bakanlığı, 2023 Vizyon Belgesi’ndeki teorik tesbitleri, pratiğe dönüştürme niyeti ve gayreti içinde. Yapılan açıklamalardan anlaşıldığına göre; çocuklar ve gençler için, “başarı” unsuruna ilave olarak, “mutluluk” eksenli bir anlayışın ve işleyişin de oluşturulmasının, geliştirilmesinin peşinde.

Ayrıca, bölgeler ve okullar arasındaki farkı asgariye indirerek; eğitimde fırsat eşitliği açısından, mümkün mertebe adaleti sağlama düşüncesi var. Bir de Sayın Bakan ve diğer yetkililer; biraz daha hayata dönük bir eğitim, öğretim, yönetim tarzından söz ediyorlar.

Bu bağlamda, önümüzdeki öğretim yılından itibaren icra edilecek yeni uygulamalar üzerinde çalışılıyor. Alanlar, konular parça parça gündeme geliyor ama bütüncül bir bakış açısının yansımaları olduğu anlaşılıyor.

İYİ ÖRNEKLER ÖDÜLLENDİRİLSİN

Eğitimin geleceği yahut geleceğin eğitimi planlanırken; sürecin içinde bulunan herkesten, azami derecede istifade edilmelidir. İyi örneklerin ve öykülerin kahramanı olan kişiler ve kurumlar; kamuoyunun bilgisi dahilinde, muhtelif şekillerde ödüllendirilmelidir.

Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi ile iş birliği içinde, “geleceğin sınıfı”nı tasarlamış. Üniversite’nin Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü, üç boyutlu olarak, “yenilikçi sınıf” modelleri hazırlamış.

Bu çalışmayı memnuniyetle karşılar, emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Ancak, gereğine ve önemine inanarak, bir hususu da hatırlatmak isteriz.

İyi bir sınıf modeli için, sadece teknik ve estetik yönden bakmak yeterli değildir. Sosyal ve psikolojik, kültürel ve pedegojik pencerelerden de bakılması gerekir.

Ayrıca, “geleceğin sınıfı” ile birlikte, “geleceğin okulu” da çalışılmalıdır. Adına “okul” dediğimiz mekanlar ve ortamlar; sosyal, kültürel, fiziki altyapısıyla gerçekten “mektep” olmalıdır.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ulusal Öğretmenler Arası Yenilikçi Öğretim Materyalleri Tasarım Yarışması düzenlemiş. Söz konusu yarışmaya, 78 ilden, 4.681 başvuru gelmiş.

Umarız bu çalışmanın yahut yarışmanın sonunda, güzel eğitim materyalleri ortaya çıkar. Ümit ve temenni ederiz ki; yeni, yerli, yeterli üretimin iyi örneklerini oluştururlar.

Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Edirne İl Müftülüğü arasında, “Dersimi Camide Yapıyorum” konulu bir protokol imzalanmış. İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, camilerde yapılmaya başlanmış.

İlk uygulamayı, Selimiye Camii’nde yapmışlar. İl Müftüsü ve diğer din görevlileri camilerin İslam’daki yerini ve önemini, öğretmenler ise müfredatta yer alan derslerini anlatmışlar.

Keşke her dersin hiç olmazsa bazı konuları, hayatın içinde ve ilgili mekanlarda, ortamlarda yapılabilse. Örgün ve yaygın eğitim hizmetleri açısından, okullar planlama ve koordine etme merkezleri haline getirilip; yakından uzağa doğru, “yeryüzü mektep” gözüyle bakılabilse.

EV OKULLARINA İZİN VERİLSİN

Eğitimde iyi örneklerin ve öykülerin yanı sıra, can sıkıcı durumlar da var. Mesela, çeşitli nedenlerle çocuklarını örgün eğitim kurumlarına göndermeyip, kendileri yetiştirmek isteyen anneler ve babalar; muhtelif şekillerde cezalandırılıyorlar.

Bu bağlamda, sorunu hatırlamamıza vesile olan yeni bir haber okuduk. Üzerinde kafa yorma, dünya genelindeki uygulamalara bakma ve bir çözüm önerisinde bulunma gereği duyduk.

Hatay’ın Erzin ilçesinde yaşayan bir aile, onları İslami usullere göre yetiştirmek amacıyla, çocuklarını okula göndermemiş. Devlet gücüyle annenin ve babanın elinden alınan beş çocuk, yurda yerleştirilmiş.

Biz biliyoruz ki; modern dünyanın pek çok ülkesinde ve toplumunda, “ev okulu” uygulaması var. Onlar, çocukların ve gençlerin okullara devam etmelerini değil, müfredatta yer alan dersleri okuyup öğrenmelerini şart koşuyorlar.

Aralarında ülkeler, bölgeler, eyaletler düzeyinde uygulama farkları olmakla birlikte; Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Avusturya, Macaristan, Danimarka, Norveç, İsviçre, Belçika, İrlanda, Hollanda, Portekiz, Polonya gibi ülkelerde “uzaktan eğitim”e yahut “ev okulu”na izin veriliyor. Gerekçesi sorgulanmaksızın, eğitim sistemine dahil ediliyor.

Ülkemizdeki “açık öğretim” uygulaması, eğitimin tüm kademelerini içine alacak hale getirilebilir. Zaman ve mekan sınırı konulmaksızın, öngörülen eğitilmişlik seviyesine ulaşmak için, mümkün ve muhtemel seçenekler arasından tercih yapma hakkı verilebilir.

Böylece, devletin eğitim yükü de azalmış olur. Yapılacak seviye tesbit uygulamalarıyla, yeterlilik düzeyine ulaşanlar belge alır.

Endişe edilen şey “istismar” ise, bu hayatın bütün alanlarında ve konularında olabilir. Devlet, genelde özgür ve özgün yaklaşımların önünü açıp; kötü emellerine alet edenler için özel tedbirler alabilir.

Zekeriya Erdim

Cevap Yazın