Batı Medeniyeti Neden Mutlu Bir Sevgi Toplumu Kuramaz?

Batılı toplumlar medeniyetlerini, kendilerini diğer insanlardan üstün, seçilmiş görme temelleri üzerine kurmuşlardır. Bu medeniyetin alt yapılarını oluşturan Roma, Grek, Yahudi ve Hıristiyan din anlayışında kendilerinin üstün oldukları saplantısı vardır. Bu yüzden kendileri dışındaki toplumların hak ve hukuklarını tarih boyunca hiçe saymışlardır. Ayrıca Batı Medeniyeti’yle özdeş sayılan kapitalizm de bireyci-egoist bir anlayışın üzerine kurulmuştur. Zaten kendini diğer insanlardan üstün ve seçilmiş gören bir anlayışın sonunda varacağı nokta budur. Bu durumda kendi dışlarındaki insanları dışladıkları gibi kendi aralarında da egoizm ve bireycilikten kaynaklanan bir rekabet, yani bir çatışma ortamı oluşmuştur. Ekonomik hayat dünya nimetlerinin paylaşımıdır ve insan faaliyetlerinin bütününe yakınını kapsar. Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Batı insanı ve medeniyeti, bu anlayışla ne kendi dışındaki diğer insanlarla ne de kendi aralarında samimi ve sevecen bir toplum oluşturamamıştır. Kendini üstün görmeye devam ettikçe de dış âlemiyle barış içinde bir dünya hiçbir zaman kuramaz. Herkesin hedefi en büyük olmak için birbirlerini rakibi olunca, bu durumlar kaçınılmaz bir sonuçtur. Bakmayın siz bir sürü insanın batılı ülkelere göç ettiğine. Ne yapsın zavallılar, mutluluk arıyorlar. Ama gittikleri yer bülbülün altın kafesi.

Şimdi gelelim sadede; bu durumda insanlara mutlu bir hayat sürdürecek sevgi toplumu oluşur mu? Ve gelelim “Batı Medeniyeti insanı mutlu edebilir mi?” sorusunu cevaplamaya. Önce şu adalet mefhumunu iyi anlayalım. Adalet, bir toplumda barış ve özgürlük için olmazsa olmaz bir gerçektir. Ancak bir toplumda adalet, tek başına insanlar arasında sevgi oluşturmaya yetmez. Tamam adalet mülkün temeli olabilir ve doğrudur. Herkes hakkını almalıdır. Kapitalizm meritokratik bir sitemdir. Yani herkesi emeğine ve yeteneğine göre değerlendirir. Düşünün herkes birbirini geçmek için son gücü ile yarışıyor ve siz bunların arasında adaleti sağlıyorsunuz. Fena da değil hem de bayağı iyi bir şey yapıyorsunuz. Emeğinin karşılığını tam veriyorsunuz ve ehliyetine göre mevki ve makam dağıtıyorsunuz. Bu güzel ve iyi bir şey toplum barışına ve özgürlüğüne katkısı çok büyüktür ama sevgi toplumu oluşmasına yetmez. Çünkü insanlar eşit şartlarda doğmuyor. Siz bir maraton koşusuna herkesi eşit şartlarda koşturmakla adaleti sağlayabilirsiniz ancak bu yarışı atletik olanlar kazanır. Oysa bu yarışta çoluk çocuk, yaşlı, hasta ve sakat olanlar var. Burada adalet bunlar için bir adaletsizliktir.

Eğer siz medeniyetinizi; “Toplum çıkarı peşinde koşan bireylerden oluşur. Bireyin motivasyonu çıkarıdır. Toplumun çıkarını bireyin düşünmesine gerek yoktur. Birey egoist olmalı ve çıkarı peşinde koşmalı. Çünkü birey yararına olan toplum yararına olacaktır. Ayrıca toplum yararı için ahlaki değerler oluşturmaya gerek yoktur” esasları üzerine kurarak, egoizmi meşrulaştırıp bireyciliği ön plana alırsanız, ortaya hazcı-hedonist-narsist-egoist bir insan tipi ve toplum çıkarırsınız. Böyle bir toplumda gemisini kurtaran kaptan misali herkes kendini düşünür ve kimse kimsenin derdini çekmez. Derdin varsa gider derdini, Marko Paşa misali devletin sosyal kurumlarına söylersin. Bu anlayışta bir birey hem kendi hem de diğer insanları sömürmekte bir beis görmez. Bizi birbirimizin rakibi yapanlar sevgi toplumu kuramaz. Hayat bir rekabet değil bir paylaşmaktır. Kapitalist zengin devlet senin her türlü derdini çözebilir ama bu yardımlaşmalar iki insan arasında olmadıkça, insanlar arasında sevgi do-ğu-ra-maz. Hal böyle olunca kimse boşuna sevgi-barış-insan hakları ve mutluluğu diye yırtınıp durmasın, bu anlayışlarla sevgi toplumu oluşturamazsınız. Ne kadar insanı yedirip içirip her türlü zevki tattırsanız da onu mutlu edemezsiniz. Ne kadar nazik ve saygılı da olunsa bu resmiyettendir. Bütün canım cicim lafları egoyu okşamak için yani karizmayı çizdirmemek içindir. Sevginin aslı ailede ana-baba ile evlat arasındadır.  Hayatta yeme içme ve zevkleri peşinde koşturulan birey sağlam bir yuva kuramaz. Toplumda cinsel bir obje haline dönüştürülmüş bir kadın acılar içinde çocuk doğurup, zevklerinden mahrum kalarak yıllarını çocuk yetiştirmeyle harcayamaz.18 yaşına gelen bir çocuk hayvan gibi yuvadan uçuruluyorsa böyle insanlar arasında sevgi ölmeye mahkûmdur. Bu konuda son yıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki çevresiyle dayanışma ve dostluk içinde olanlar, kendilerini servetinin ördüğü kalın duvarlar içinde toplumuna yabancılaşmış bireylerden çok daha mutlu.

Oysa sevgi, bir şeye değer vermek ve onu değerli tutmaktır. O’nun hatalarına katlanmak, onun iyiliğini istemek, iyi şeyleri onunla paylaşmak kötü şeylerden korumaktır. Kendisi için istediğini onun için de istemek, hatta onu kendinden üstün tutmaktır. Komşusu aç yatarken tok uyuyamamaktır. Merhamettir, fedakarlıktır, dayanışmadır. Derdini sormak, hastalandığında bir kap çorba ile onu ziyaret etmek, düştüğünde tutup kaldırmaktır. Çalıştırdığı insana yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmektir. Allah, kendisine zulmedenleri helak etmek isteyerek meleğini emrine verdiğinde O’na, “Hayır bilmiyorlar, ben onlardan imanlı bir nesil istiyorum” demektir. “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmasınız” demektir. Kimseyi aldatmamaktır. Mümin “Kendisi ihtiyaç halindeyken başkasını tercih edendir “ demektir. “Adalet isteyiniz ama affetmek daha iyidir” demektir. “Yarabbi bedenimi öyle büyüt ki cehennemde benden başka insana yer kalmasın” demektir. Kendilerini seçilmiş ilan edip Tanrı’yı bile sadece kendilerinin hizmetçisi yapmakla ancak düşmanlık körüklenir. İnsanı değerli tutan bir medeniyet maddeyi üstün tutamaz. Ekonomisini kâr-maddi kazanç ve en büyük olmak hedefi üzerine değil “İnsanı iyi şartlarda yaşatmak” üzerine kurar. Medeniyetinin insan mutluluğunu “SEVGİ TOPLUMU” kurmak hedefine bağlar. Bu yüzden psikologlar varlık içinde depresyondaki insanlara, bir vakıfta insanlara yardım için çalışmayı tavsiye etmektedir. Bill Gates’te bunu yapar Steve jobs’ ta bunu söyler. “Ey Kapitalist Batı Medeniyeti kral !” derler.

Sözün özü kapitalist batı medeniyeti altın kafeste insanın karnını doyurabilir ama mutlu edemez. Mutluluk sevgi ve hayatın anlamını anlayarak yaşamakla mümkündür.

İlhan Akkurt

Cevap Yazın