“İYİ Parti’nin CHP’ye İttifak Katkısı Düşük”

Argetus Araştırma Danışmanı Erol Erdoğan’dan Yörünge’ye Açıklamalar:

“İYİ Parti’nin CHP’ye İttifak Katkısı Düşük”

İYİ Parti seçmeni, Türkiye’nin her yerinde blok olarak müttefiki CHP’ye oy verecek gibi gözükmüyor. Burada ‘ittifak sadakati’ kavramı gündeme getirilebilir. İttifak sadakati konusunda en problemlisi İYİ Parti seçmeni. Sözgelimi MHP seçmeni yüksek oranda AK Parti adaylarına oy verebilecekken İYİ Parti seçmeninin CHP adayına oy verme oranı %50’lere kadar düşebilir.

Dünya, bu yüzyılın başından beri ilk defa her alanda belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemden geçiyor. Büyük askeri seçenekleri tetikleyecek kadar karmaşık bir hal alan bu belirsizliklerin düğümü, Türkiye’nin de tam ortasında bulunduğu coğrafyada çözülecek. Bu anlamda Türkiye’deki her seçim, “varlık/yokluk” tartışmaları ekseninde vücut buluyor.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, yerel seçimlerin sadece belediye başkanı seçmekten ibaret olmadığını, bir beka sorunu olduğunu söylemesiyle tartışmalar yine buraya düğümlendi. Siyasi analistlere göre “beka” vurgusu, coğrafi parçalanma tehdidini ortadan kaldırmakla birlikte sosyolojik keskinleşmenin derinleşmesini önlemek ve ortak siyasal bir kültür oluşturmak anlamlarına da geliyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’deki seçmenin %90’ı da Türkiye’nin bir beka sorunu olduğunu düşünüyor.

31 Mart Yerel Seçimleri öncesinde ARGETUS Araştırma Danışmanı Erol Erdoğan ile seçimler ve beka sorununu konuştuk. 

Türkiye’de bir beka sorunu var mı?

İnsanların çoğunluğu, farklı gerekçeleri olsa da bir beka sorunu olduğu konusunda hemfikirler. Ancak buradaki soru şu: Yerel bir seçim ile beka sorunu nasıl ilişkilendiriliyor? Bu soru önemli, ona cevap vereyim. Yerel seçimler çoktandır sadece yerel seçim değil ulusal çapta bir yerel seçim. Yeni bir tanım kullanmak gerekirse, yerel seçimler ‘ulusal yerel seçimler’ şeklinde bir hüviyet kazanmaya başladı. 15 Temmuz darbe girişimden sonra AK Parti ve MHP, Türkiye’nin bir beka yani “varlık” sorunu olduğunu ısrarla söylüyor; bunu söylerken dış tehditleri, terörü, Amerikan baskısını ve benzer unsurları da işin içine katarak söylemini güçlendiriyor.

Siyasi partiler 31 Mart seçimlerine hazırlık yaparken “seçmene nasıl ulaşabilirim?” sorusunu kendilerine sordular. AK Parti-MHP ittifakı, muhtemelen, beka sorunu üzerinden ulaşabileceğini, bunun etkili olacağını düşündü. “Türkiye’nin bir beka sorunu var mıdır” şeklindeki sorulara seçmenin %90’ına yakını “Evet, Türkiye’nin bir beka sorunu vardır” diyor. %90 ne demektir? AK Partililerin yanı sıra CHP’lilerin önemli bir kısmı, Saadet Partililerin, Büyük Birlik Partililerin hatta HDP’li seçmenlerin bir kısmı, Türkiye’nin beka sorunu olduğunu düşünüyor. Yüksek bir oran bu.

“Beka sorunu var” derken herkesin farklı gerekçeleri var: Kimisi FETÖ’den yola çıkarak beka sorunu olduğunu düşünüyor, kimisi PKK ve DAEŞ’i, kimi ABD gibi emperyalist güçlerin ülkeyi işgal etme olasılığını, kimi de ekonomi kaynaklı beka sorunu olduğunu söylüyor.

Bunun yanı sıra son yaptığımız araştırmalara göre, seçmenin yaklaşık %90’ı, Türkiye’de ekonomik sorun olduğunu da düşünüyor. Bu ekonomik sorunu kimisi kriz, kimisi hayat pahalılığı, kimisi dış müdahale, kimisi yanlış ekonomik politikalar olarak tanımlıyor, ama sonuçta seçmen, ekonomik sorun olduğunu düşünüyor. %90 oranında çıktığına göre, demek ki muhalefet seçmenlerinin yanı sıra AK Parti ve MHP seçmenleri de ekonomik problemden bahsediyor. İşte bu yüzden seçim sürecinde muhalefet de “ekonomide sorun var” kartını kullanmak istiyor.

Yani hem AK Parti-MHP ittifakının üzerinde durduğu beka meselesi hem de CHP-İYİ Parti başta olmak üzere muhalefetin gündemde tuttuğu ekonomi sorunuyla ilgili yaklaşımların her ikisinin sokakta karşılığı var. Dolayısıyla hangi ittifakın konuyu daha iyi anlatacağı önem kazanıyor. Çünkü her ikisinin de sosyolojik olarak sokakta, kahvede, pazarda karşılığı var.

“CHP’li Kimi Yöneticilerin Açıklamaları Cumhur İttifakı’nın Elini Güçlendiriyor”

Siyasi partiler propagandalarını beka söylemi üzerinden inşa etti diyebilir miyiz?

Tabii diyebiliriz. AK Parti ve MHP’nin yani Cumhur İttifakı’nın beka sorununu yerel seçim konusu olarak gündeme getirmesinde CHP’li bazı yöneticilerin de katkısı, kolaylaştırıcı beyanları var. CHP’li bazı sözcüler sözgelimi diyorlar ki; “Yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’da kazanırsak 2023’te yapılması gereken genel seçimi öne aldıracağız. Sonrasında Türkiye’yi başkanlık sisteminden kurtarıp parlamenter sisteme döneceğiz.” Bu yaklaşım, doğal olarak AK Parti ve MHP’li seçmenin zihninde beka sorunu ile ilişkilendirilen bir hususa dönüşüyor. Çünkü AK Parti, MHP seçmeni şöyle düşünüyor:

“Başkanlık sisteminden vazgeçilip parlamenter sisteme dönülürse bu durum, siyasette istikrarsızlığın başlangıcı demektir, koalisyon demektir. Koalisyonlar, zayıf hükümetler dönemi, ekonomi ve dış politikada zafiyet anlamına gelir ki bu da Türkiye’yi tehdit eden unsurlar karşısında Türkiye’nin güçsüzleşmesi anlamına geliyor.”

Bu şekilde beka sorunuyla bir anlamda yerel seçimin ilişkisi kurulmuş oluyor. ABD’nin, İran ve Venezuela’da giriştiği ekonomik yaptırımlar ve o ülkeleri ekonomik araçlar üzerinden köşeye sıkıştırma çabaları da beka sorununun seçmen zihninde karşılık bulmasını kolaylaştırıyor. Tabii ki CHP’li bazı yöneticilerin de hepsini demiyorum, zaman zaman FETÖ, PKK ve Suriye’deki durumla ilgili ulusal politikalara ve milli yaklaşımlara uygun olmayan konuşmaları da kimi seçmenin zihninde beka sorununu güçlendiriyor. Oysa beka sorunu, muhalefetin gündeme getirmesi gereken bir konu, o sorun üzerinden muhalefet yapması gerekir ama tersine oluyor, beka sorunu iktidarın kendisini anlatacağı bir stratejik mevzuya dönüşüyor; çünkü muhalefet gerçekten zihnen zayıf, stratejik olarak zayıf. Kaldı ki bir ülkenin varlık sorunu, beka sorunu, dış tehditler karşısında birlik olması da şarttır.

Peki, ekonomik sorunlar seçmenin oy tercihini etkileyecek mi?

Az önce seçmenin yaklaşık %90’ının, Türkiye’de ekonomik sorun olduğunu düşündüğünü söylemiştim. Zaten bunun için AK Parti Hükümeti, tanzim satış başta olmak üzere, ekonomi temelli memnuniyetsizlikleri azaltma çabasında. Başka tedbirler de almaya çalışıyor. Maaşlar, ücretler, döviz kurları, Pazar fiyatları, kiralar her seçimde önemlidir. Ancak burada iki durum var. Bir eski siyasetçinin dediği gibi “Tencerenin deviremeyeceği hükümet yoktur” ama atalarımızın dediği gibi “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmamak lazım” diye düşünüyor seçmen. Seçmen, hatta AK Partili seçmenin ekonomiden şikâyeti var ama CHP yönetime gelse, ekonominin daha iyi olacağını düşünüyor mu? Bu sorunun cevabı CHP açısından henüz olumlu değil.

“İYİ Parti ‘İttifak Sadakati’ Konusunda En Problemli Parti”

Binali Yıldırım’ın TBMM Başkanlığı’ndan istifa etmeden aday olması, seçmen nezdinde nasıl karşılık buldu? Ayrıca Ankara ve İzmir’de durumu nasıl görüyorsunuz?

Binali Yıldırım’ın TBMM başkanlığından istifa etmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı, ilk başta AK Parti teşkilatlarını da kısmen bloke eden, zora sokan bir konuya dönüştü. Ancak istifanın yapılacağının duyurulması ve 19 Şubat’ta TBMM başkanlığından ayrılmasıyla birlikte, konu Şubat ortasından itibaren gündemden kalktı. Bundan sonra daha çok projeler, İstanbul’un trafik sorunu, hayat pahalılığı, kentleşme ya da diğer mega projeler konuşulacağı için Binali Bey’in, rakibi Ekrem İmamoğlu ile arasındaki farkı açabilme imkânı var.

Tabii İstanbul’da seçimin sadece AK Parti–CHP arasında geçmediğinin farkındayım. AK Parti adayını MHP desteklerken, CHP adayına İYİ Parti destek veriyor, HDP seçmeninden de CHP adayına destek olacak. Evet, bir de HDP faktörü var. Bizim anketlerimize yansıyan verilere göre, Haziran 2018’de İstanbul’da HDP’ye oy veren seçmenin yüzde 60’tan fazlasının Binali Yıldırım’a değil Ekrem İmamoğlu’na oy verme eğiliminde oldukları gözleniyor. Dolayısıyla İstanbul’daki seçim hayli renkli geçecek, Ekrem İmamoğlu ciddi oy alacak ama sonuçta Binali Yıldırım’ın, İstanbul’da seçimi kazanacağını düşünüyorum.

2019 yerel seçimlerinin en renkli ve sonucu en çok merak edilen ili, Ankara olacak. Bazı araştırmalar Mansur Yavaş’ı, bazı araştırmalar da Mehmet Özhaseki’yi az farkla önde gösteriyor. Mehmet Özhaseki seçim kampanyalarına biraz yavaş başladı. Özelikle Ankaralı olup olmadığı tartışması onu ilk başta zayıflatan bir hususa dönüştü. Artık ‘Ankaralılık’ konusunun seçim kampanyası bakımından geride kaldığını görüyoruz. Bundan sonra muhtemelen daha çok Ankara’nın sorunları, seçmenin talepleri, projeler konuşulur. Bu noktada Özhaseki’nin kampanya sürecini dengeleyeceğini düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu seçim kampanyasında önceki seçimlerde olmadığı kadar Ankara’ya ağırlık vereceğini görüyoruz. Bunun işaretlerini aldık. Sanıyorum AK Parti’nin elindeki araştırmalarda da Ankara’da AK Parti adayının eli çok rahat değil. Cumhurbaşkanı’nın bu nedenle Ankara’daki seçim kampanyalarına ağırlığını daha fazla koyma kararı verdiği gözüküyor. İster Mansur Yavaş kazansın, ister Mehmet Özhaseki, aradaki farkın çok büyük olmayacağını tahmin ediyorum. AK Parti Ankara’yı kaybederse, parti içi tartışmalar artar. Ancak Ankara’yı kaybederken, mesela, Eskişehir, Hatay, Aydın gibi illeri kazanırsa Ankara’nın eksikliği biraz telafi edilmiş olur.

CHP, İzmir’de seçimlere biraz yaralanmış olarak girdi. Adayın çok geç açıklamasının yanı sıra mevcut Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun genel merkez aleyhine açıklamaları süreci bir anlamda yavaşlattı. Tunç Soyer’in babası üzerinden yürüyen tartışmalar da İzmir’de CHP’ye yönelebilecek İYİ Parti kitlesini kısmen frenlemiş gözüküyor. Bunlar oy oranını bir miktar azaltabilir ama CHP yine de İzmir’i alır.

İYİ Parti seçmeni, müttefiki olan CHP’ye oy vermezse hangi partiye verebilir?

İYİ Parti seçmeni, Türkiye’nin her yerinde blok olarak müttefiki CHP’ye oy verecek gibi gözükmüyor. Burada ‘ittifak sadakati’ kavramı gündeme getirilebilir. İttifak sadakati konusunda en problemlisi İYİ Parti seçmeni. Sözgelimi MHP seçmeni yüksek oranda AK Parti adaylarına oy verebilecekken İYİ Parti seçmeninin CHP adayına oy verme oranı %50’lere kadar düşebilir. Mesela İzmir için söylüyorum, İYİ Parti seçmeninin az bir kısmının Nihat Zeybekçi’ye oy verme ihtimali var, bir kısmı sandığa gitmeyebilir, bir kısmı da CHP’ye verecektir.

CHP’de yaşanan istifalar seçmende nasıl etkiler? 

Bütün bu tartışmalar CHP’lilerin motivasyonunu, genel merkeze ve genel başkana muhabbetini, partisine bağlılığını azaltıyor. CHP’li yöneticiler bunu parti içi demokrasi olarak açıklasalar da parti içi demokrasinin aşılıp parti içi kaos diyebileceğimiz bir sürecin yaşandığını söylemek daha doğru. Bu aynı zamanda lider zafiyetinin var olduğunu da gösteren bir karmaşa. Bu da bir ana muhalefet partisinin alabileceğinden daha az oya talip olduğunu veya mahkûm olduğunu gösteriyor. Türkiye’de gerçekten iyi bir muhalefet partisi olsa, CHP’nin alabileceği oydan daha fazlasını alabilme imkânı var, şartlar muhalefet için uygun.

Sizce bu tartışmalar nedeniyle seçim sonrası CHP’de bir kongre gündeme gelir mi?

İstanbul ve Ankara’yı AK Parti alırsa, CHP’nin elindeki Eskişehir, Hatay gibi şehirler de kaybedilirse, CHP içinde ciddi bir tartışma olur. Ama bu tartışmalardan ne çıkar, bilemiyorum. CHP’de her defasında tartışmalar yaşanıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun delege üzerindeki yönetimi güçlü olduğu için bu sıkıntıları bir şekilde atlatıyor. Ancak CHP, Ankara’yı ya da AK Parti’nin elindeki bazı ileri alırsa, Kılıçdaroğlu’nun pozisyonunu biraz daha güçlenir.

İYİ Parti Haziran Seçimlerinde Aldığı Oya Şu Anda Sahip Değil

Sizce İYİ Parti-CHP ittifakı, CHP’ye ciddi bir katkı sağlar mı?

Eğer AK Parti ve MHP ittifak yapmasaydı, CHP de İYİ Parti ittifakına “evet” demezdi. Çünkü MHP’nin AK Parti’ye sağladığı katkı ortada ama İYİ Parti’nin CHP’ye ittifak katkısı düşük. Bunun iki nedeni var.

Birincisi, ittifak sadakatinde en zayıf seçmen İYİ Parti seçmeni.  MHP’liler yüzde 70 oranında AK Parti’ye destek verirken İYİ Parti’de CHP’ye katkı anlamında bu oran yüzde 50’lere kadar düşebiliyor. İkincisi, İYİ Parti henüz kurumsallaşmamış, geleneği oluşmamış bir parti olduğu için Haziran seçimlerinde aldığı oya şu anda sahip değil.

Neden sahip değil?

Çünkü o zaman AK Parti ve MHP’ye tepki olarak, bazı seçmenler İYİ Parti’ye oy vermişti. Haziran seçimlerinden sonra Meral Akşener’in istifası, parti içinde karışıklığa yol açtı. Meral Akşener, Haziran sonrasında süreci doğru yönetmedi. Bu nedenle, İYİ Parti’den seçmenlerin bir kısmı geldikleri yerlere döndüler ya da başka partilere yöneldiler.

Bir de bunun üzerine İYİ Parti ile CHP’nin arasında güzel başlayan ittifak, HDP’nin verdiği destekle İYİ Parti tabanında, teşkilatlarında sıkıntı yarattı. Bazı istifalar da oldu biliyorsunuz. Onun için CHP’nin, İYİ Parti seçmeninden yeterince katkı alamayacağını düşünüyorum. 

CHP–İYİ Parti ittifakının şanslı partisi İYİ Parti. 2019 seçimlerinin bütün partileri açısından baktığımız zaman en kârlı partisi yine İYİ Parti gözüküyor. Çok az destekle daha fazla belediye ve belediye meclis üyesi kazanma ihtimali var. Ancak İYİ Parti’de tartışma bitmedi. 31 Mart yerel seçimlerinde İYİ Parti ister başarı kazansın, ister kazanmasın parti içerisinde tartışmaların devam edeceğini tahmin etmek zor değil.

Bu tartışma nereye varır? Meral Akşener partiyi bırakır mı?

Bırakacağını düşünmüyorum. Partiyi biraz daha sabitlemeye, biraz daha kuvvetlendirmeye çalışacaktır. Ancak “İYİ Parti’nin Türk siyasetinde uzun vadeli şansı nedir?” sorusunun cevabı, başkanlık sistemi gereği parti sayısının azalacağı gerçeği ve İYİ Parti’nin kendi sorunlarından dolayı fazlaca fulü.

Cevap Yazın