Tevrat-I Şerif Torah’a Karşı

Dinler içinde Yahudilik kendini “kitap merkezli bir gelenek” olarak daha fazla ön plana çıkarmaktadır. Yahudilere göre Tanrı’nın gerçek ve biricik halkı olan İsrail ve onun kutsal ve kurtuluş tarihini anlatan kutsal metin külliyatı ayrılmaz iki unsurdur. Diğer kutsal kitaplar bir yana en çok bildikleri, en fazla tefsir ettikleri dolayısıyla “Tanrı Halkı” ismini aldıkları kutsal metin Torah’ın (Tevrat) tarih içindeki serüveni ibretliktir.

 

Hz. Musa’ya verilen Yasa’nın (Tevrat-ı Şerif’in): Tevrat’ın Yok Oluş Süreci

Yahudi geleneği kabul eder ki Hz. Musa’nın önderliğinde Mısır’dan çıkan İsrailoğulları vaat edilen topraklara gelip konakladıklarında Hz. Musa, bizzat kendisine ait Yasayı (Tevrat’ı) yazmış ve ruhbanlara ve kavmin siyasi liderlerinde emanet ederek onu, Ahit Sandığı’nın içine yerleştirmiştir (Tesniye, 31/9-13).

Hz. Musa’dan sonra peygamber olan Yeşu b. Nun (Yeşu, 1/1-9), Tevrat adı verilen Yasa’ya sıkı sıkıya uymakla emrolunmuştur. Kavmin din adamlarından kâhinler, yeni geldikleri topraklarda Ahit Sandığı’nı ve içindeki Tevrat-ı Şerif’i korumuşlardır (Yeşu, 3/14-16).

Devrin peygamberi Yeşu daha sonra Tevrat’ı taşlar üzerine yazmaları için İsrail’in 12 boydan her birine emretmiştir (Yeşu 4/1-9). Yeşu peygamberin ölümünden sonra İsrailoğulları arasında başıbozukluklar ve isyanlar artmış, Tanrı’yı tanımayan bir nesil ortaya çıkmıştır (Hakimler, 2/10). Söz gelişi Tanrı’nın yerine Baal putuna tapmaya başlayanlarla (Hakimler, 2/11), devrin peygamberi Samuel mücadele etmiş ve onları tekrar doğru yola getirmeyi başarmıştır.

Ancak komşu kavim Filistinlilerle yapılan bir savaşta Ahit Sandığı, içindekilerle birlikte düşmanın eline geçmiş dolayısıyla Tevrat-ı Şerif senelerce “yabancı bir kavmin elinde kalmıştır” (I. Samuel, 4/10).Ancak bu kavim, başlarına çok bela gelmesinin sebebini Ahit Sandığı olarak yorumlamış ve bizzat kendi elleriyle onu İsrailoğullarına teslim etmişlerdir (I. Samuel 6/7-11). Yeşu peygamber sonrasında bilhassa Kral Talut zamanında Tevrat, Ahit Sandığı’ndan çıkarılıp hiç okunmamış olduğundan bu devirlerde Tevrat bir tür “tabu” gibi görülmüştür (I. Samuel, 5. ve 6. bablar).

Yahudi kutsal metinlerine göre Hz. Davud Peygamber bile Ahit Sandığı’nı Kudüs’e götürmek istememiştir (II. Samuel, 6/10). Hz. Süleyman Peygamber’in hükümdarlığı döneminde yeni yapılan Süleyman mabedinde (Beyt Ha Mikdaş) özel bir bölüme yerleştirilmek maksadıyla Ahit Sandığı açıldığında içinden sadece iki taş levhadan başka şey çıkmamıştır (II. Samuel, 8/6-10; II. Tarihler, 5/10).

Kral Süleyman’dan sonra İsrail ve Yahuda devletleri ortaya çıkmış bilhassa Yahuda Krallığı putperestliğe dönmüş ve Tevrat’ı hepten terk etmiştir ( II. Tarihler, 12/1).Hatta Yahuda kralları, Hz. Musa’nın dinini yasaklamışlar, onun takipçilerini kılıçtan geçirmişler ve Tevrat’ta geçen Tanrı’nın isimleri yerine devrin putlarının isimlerini koymuş, Tanrı’yı hatırlatan her şeyi satırlardan silmişlerdir. Daha sistematik bir tahribatla bu dönemlerde Tevrat’ın okunması ve amel edilmesi yasaklanmıştır.

 

Benim Kitabım Senin Kitabın: Babil Sürgününden Dönen Ezra’nın Torah’ı

M.Ö. 587’de Yahuda Krallığı, Babil Kralı Buhtunnasır tarafından yıkılınca tapınak da tahrip edilmiş ve Tanrı Yahve’in İsrail’deki emaneti Ahit Sandığı da içindekilerle beraber Yahudilerle sürgüne, Babil’e götürülmüştür. Yanlarında Ahit Sandığı olmadan yaklaşık elli sene sonra (M.Ö. 538) Rabbanilerin önderliğinde sürgünden Mukaddes Topraklara dönen Yahudiler, dini ve milli olan her şeylerini “yenilemişler”, bu arada Mabed’i de ikinci kez inşa etmişlerdir.

Kavmin lideri Ezra, başrahip ve kavmin dinî lideri olarak “unutulan Yasa’yı” bizzat kendi eliyle yani ruhbanların gözetiminde olarak “yeniden oluşturmuştur”. Ezra, bizzat oluşturduğu Yasa’yı (Tevrat’ı, daha doğrusu Torah’ı) halkın huzurunda okumuştur (Ezra, 7/10, 7/25-26 ve 7/25-26).

Nehemya kitabı 8. babta anlatıldığına göre Ezra ve beraberindeki rahipler, bu yeni kitapta birtakım değişiklikler yapmıştır. Torah’ın korunması Soferim adlı daha özel bir ruhban grubun eline geçmiştir. Yeremya Peygamber, Soferim’in kalemleriyle yalan şeyler ve düzmeceler yazdığını ve bunların Tanrı kelamıyla bir ilgisinin olmadığını söylemiştir.

Böylece Soferim’in Torah metni üzerinde oynamalarda bulunduğu gayet açıktır (Yeremya, 8/8-9). Soferim tabakası ellerindeki Torah’ı hep kontrol altında tutmuş ve onu halka kabul ettirmişlerdir. Hatta Ruhban idaresi olan Makkabiler döneminde Soferim Torah’ı standart nüsha olarak bilinmiştir.

M.S. 70 yılında II. Tapınak da Romalılar tarafından yıkılınca baskı ve şiddetten bu Torah da etkilenmiş, nüshalarını elde etmek zorlaşmıştır. M.S. II. asırda İskenderiye yakınlarındaki Jamnia ( Yavne) de toplanan Yahudi Konsili, bu günkü Torah’ın son şeklini vermiş ayrıca Tonah kanon oluşu yani resmi nüsha haline getirilişi sağlanıp onaylanmıştır.

Tarih boyunca geleneksel görüşe göre sözlü kaynaklar da tıpkı yazılı kaynaklar gibi lafzen ve manen vahiy ürünü kabul edilmişlerdir. Torah’ın rabbani yorumu olan Talmud’un otoritesi bile sarsılmazdır. Günümüzde Ortodoks Yahudiler ise Torah’ın Hz. Musa’ya, Sina’da vahy edildiği şekliyle korunduğunu iddia etmesine rağmen onun tamamen vahiy kitabı olmadığını kabul ederler.

Onlara göre Torah, tarihsel ve kültürel bir bilgiler veren İsrail toplumunun kitabı olup çağlar boyu İbraniler tarafından teşekkül ettirilmiştir. Reformist, muhafazakâr, liberal ve yeniden yapılanmacı Yahudiler ise Torah’ın birtakım lafız ve mana açısından çoğunlukla beşer unsurlarını içerdiğini kabul ederler.

Prof. Dr. Mustafa Alıcı

Cevap Yazın