Sabahattin Ali’nin Markopaşa Dönemi

Sabahattin Ali, Markopaşa’da siyasal yazılar kaleme alıyordu. Ancak bunlar günün siyasal sorunlarını ele alan, değerlendiren ve çözüm üretmeye çalıştığı eleştirel yazılardı.

ABD ile kurulmaya çalışılan ilişkileri, ulusal bağımsızlık açısından sorgulayan; “yabancı sermaye”yi büyüteç altına alan; “demokrasi tarihimiz”in ve “1946 dönemeci”nin sınıfsal özünü açığa vuran; eleştirel “muhalif” yaklaşımı, “meşruluk sınırlan”nın dışına düşürmeyi amaçlayan ve “Soğuk Savaş” stratejisinin ilk sinyallerini veren, “kökü dışarda” edebiyatın içyüzünü sergileyen; Milli Şef Dönemi boyunca yapılan yolsuzluklarla siyasetçi, yeraltı dünyası iç içeliğinin üzerine gidişiyle de “siyasal” bir mizah dergisi olarak Markopaşa’yı Markopaşa yapan bu yazılardır.

İşte Markopaşa’da elli yıl önce yayımlanmış yazılarından bugün de önemini yitirmemiş birkaç alıntı: “Vatanımızın istiklali üzerine en küçük bir gölge düşmesin, istiklal anlayışımız Atatürk’ün çizdiği yoldan ayrılmasın…” (Ayıp, Markopaşa 1946)

Köy Enstitülerine “komünist yuvası” diye saldırılmakta, teknik öğretim yozlaştırılmakta, klasiklerin çevirisi rafa kaldırılmaktadır: “Ne inkılapçı insanlar; milletçe yirmi beş senede aldığımız yolu, yirmi beş haftada nasıl da gerisin geriye gidiverdiler.” (Ne İnkılapçılık, Markopaşa, 1947)

“Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu istiklâli siyasî oyunlara âlet edip, elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım! Biz demişiz ki: Yabancı sermayeye imtiyazlar vermeyelim, memleketin malî ve askerî işlerine yabancılar burunlarını sokmasınlar. Hem soyuluruz hem de bir dünya patırtısı çıkarsa orda biz eziliriz. Biz demişiz ki: Halkın selâmetini temin ile vazifelendirilmiş olanların siyaset oyunlarına katılmaya, halka zulmetmeye, onu dövmeye ve halkın sırtına binmeye ve onu tabutluklara kapatmaya hakları yoktur. Bunun önüne geçilsin. (…) Biz demişiz ki: Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleketin dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülemeyen cinayetler, millet malı soygunculukları alıp yürümüştür. Öte yanda, millet kara sabanın arkasında donsuz didiniyor. Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz.” (Fikir ve Küfür, Markopaşa)

Okur, bu yazılara ilgisini esirgememiştir. Markopaşa’nın haftalık basım sayısı altı binden altmış bine yükselmiştir çünkü farklı bir ses olarak yer alan Markopaşa’nın söylediklerinde, yıllardır içine attıklarının bir karşılığını bulmuştur. “Egemen güçler”de ilgisini esirgememiştir. Haftalık baskı sayısını altı binden altmış bine tırmandıran; şehirlerden kasabalara, oradan da köylere değin sokulan Markopaşa’yı susturmak için her türlü yol ve yönteme başvurmuştur. Basılmaması için matbaalara, dağıtılmaması için dağıtımcılara, satılmaması için bayilere ve sokak satıcılarına, okunmaması için okurlara gözdağı verilmiş; olur olmaz nedenlerle dergi toplatılmış; yazarları/yayıncıları kovuşturulmuş, gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.

Sabahattin Ali’nin öldürülmesi ile noktalanan sürecin en önemli halkası, Markopaşa’da sergilediği tutum; diğer bir deyişle de “Markopaşa Yazıları”dır. Sabahattin Ali’nin ölümü üzerine konuşulan şey genellikle “nasıl” öldürüldüğüdür oysa üstünde durulması gereken “neden” öldürüldüğüdür.

Hasret G. POLAT

Araştırmacı

Cevap Yazın