‘Petrol Laneti’

Olumsuz özelliklerin başında, sosyalist olduğunu iddia eden bir hükümetin bir türlü sosyalizme geçmemesi geliyordu. 15 yıllık Chavez iktidarında bir türlü geçilememişti. Zaten o dönem sosyalizme geçemeyen bir iktidar, ondan sonra asla geçemeyecekti. Neden? Çünkü gelebilecek hiçbir yeni lider, Chavez kadar karizmatik olmayacaktı. Chavez’in karizması, her açıdan sergilediği halktan (‘bizden’) biri olma hissinden, akıcı, şakacı, uzun konuşmalarından ve yaşananları sıklıkla Hristiyanlıkla (daha doğrusu bir tür kurtuluş teolojisi, yoksulların dini anlayışı) ilişkilendirmesinden ileri geliyordu. Chavez, yayın organlarına çıkar, halkın sorularını yanıtlardı; her zaman halkla iç içe olurdu. Halk, Chavez’i kendi ailesinin bir ferdi olarak severdi, kiminin oğlu, kiminin abisi, kiminin dayısı… Ancak tüm halk değildi bu sevgiyi gösteren… Neden? Chavez’e karşı olanlar sosyalizme mi karşılardı? Hayır, hepsi böyle değildi. Chavez’i sevmeyenlerin içinde, konumu itibarıyla Chavez’in kuracağı bir sosyalizmden zarar görecekler yanında, sözlerini tutmamasına tepki gösteren bir kesim yoksul halk da vardı. İşte bu iki grup, bugün güçlenip Maduro’ya karşı çıkan kitlelerin öncüllerini oluşturuyor. Peki, neydi bu sözler?

Bir kere, rüşvet kalkacaktı. Kalkmadı. Hatta kimilerine göre, Chavez döneminde artışa geçti. Olumsuz noktalardan biri bu… Suç oranları düşürülecekti. Bu da gerçekleşmedi. Başkent Caracas, bugün dünyanın en yüksek cinayet oranlarından birine sahip. Suç oranlarıyla ilişkili olarak, mafyanın da üzerine gidilmedi. Mafya, Chavez döneminde de sonrasında da Venezuela’da çok güçlü. Uyuşturucu çok yaygın. Silahlı soygunlar da öyle… Oysa Chavez’in gelişiyle bütün bu sorunların ortadan kalkması umuluyordu, kalkmadı. Chavez’e tepki gösterenlerin bir nedeni de bu idi.

Ekonomik sorunları da unutmamak gerekiyor elbette. Bu bağlamda, ‘petrol laneti’ kavramını analım. Bu kavrama göre, petrolü olan ülkeler, yüksek gelirler elde ederken, bu ülkelerde petrolün sektörel baskınlığı nedeniyle, diğer alanlar gelişmiyor. Venezuela tam da petrol lanetine bir örnektir. Venezuela’nın eski enerji bakanı ve OPEC’in kurucularından olan Juan Pablo Pérez Alfonzo’nun (1903-1979) ünlü sözünü anımsayalım: “Ben petrolü şeytanın pisliği olarak adlandırıyorum. Her tür musibeti getiriyor… Şuraya bakın – israf, rüşvet, aşırı tüketim, kamu hizmetlerinin düşüşü. Ve borç, yıllarca başa bela olacak borç.”

Venezuela’nın petrolü, hepimizin bildiği gibi Amerikan emperyalistlerinin iştahını kabartıyor. Ancak az bilinen nokta ise şu: Bu petrol laneti nedeniyle Venezuela, yiyecekte kendine yeten bir ülke değil. Hemen hemen her şey dışarıdan geliyor. Venezuela’da petrol çıkmasaydı, çaresizlikten, yiyecekte kendi kendine yeten bir ülke olmak zorunda kalacaktı. İşte petrolün laneti…
Chavez’in vaatleri arasında, ekonomiyi petrolün baskınlığından kurtarıp yiyecek gibi alanlara doğru çeşitlendirmek vardı. Bunu 15 yılda gerçekleştirmedi. Maduro’nun ise iç ve dış sorunlar nedeniyle, bunu gerçekleştirecek mecali bile kalmadı. Bugün Venezuela’da açlık, işte tam da bu nedenle bir Amerikan propagandası değil, bir gerçektir. Maduro döneminde, halkın geniş bir kesimi açlıkla terbiye edildi; milyonlarca Venezuelalı, siyasal nedenlerin ötesinde, açlık nedeniyle ülkeyi terk etti. Diğer bir deyişle Venezuela’da bugün yaşananların Chavez döneminden gelen nedenleri var. Bir ülke, kendi yiyeceğini üretemiyorsa, her zaman dışa bağımlı olur, ister petrolü olsun, ister olmasın… Venezuela’da yaşanan tam da budur…

Chavez’in döneminde yine Türkiye’de az bilinen ekonomik bir olgu, zaten Venezuela’nın er ya da geç batacağını kesinkes gösteriyordu. O da döviz kuru ikiliğiydi. Bu, hükümetin gerçekçi olmayan döviz kuru kontrolü politikasından ileri geliyordu. Resmi dövizcilerde dolar bulamayanlar, soluğu sokakta alıyordu. Ülkede resmi kur ile karaborsa kuru arasında, iki katı kadar büyük bir oranda bir fark vardı. Böylece, iki kura birden erişenler hiçbir üretim yapmadan paradan para yapıyorlardı ve bunun sınırı yoktu. Örneğin, resmi kurdan 1000 dolar alan, onu karaborsada bozdurup eline geçen Venezuela Bolivarlarını (ülkenin para birimi) resmi dövizcide bir daha dolara çevirerek 2000 dolar alıyordu. Böyle böyle her defasında elindeki parayı ikiye katlıyordu. Sonra bu dolarları yurtdışına gönderiyorlardı. Bunu yapan yüksek gelirliler, bu işi daha büyük rakamlarla yapıyor, birkaç günde bile ülkeyi yüz binlerce dolarlık zarara uğratıyorlardı. Kimileri, bunun devletin kontrol edemediği bir durum olduğunu söylüyor; kimileri ise Chavez’in iktidarını korumak için göz yumduğu bir durum olduğunu ileri sürüyordu. Bu biçimde zenginleyenler, Chavez’in sadık destekçileri oluyor ve bunlara yeni Chavez burjuvazisi ya da Bolivar burjuvazisi anlamında boli-burjuvazi (İspanyolcası Boliburguesía) deniyordu. Böyle bir mali düzenin sosyalizmden fersah fersah uzak olduğunu herhalde söylemeye gerek yok…

Son olarak, 2012 Venezuelası’nda sokaklarda sosyalizm değil, Chavez öne çıkıyordu. Bu da Chavez’den sonra ülkede sosyalizmin esamesinin okunmayacağı hissini uyandırıyordu. Öyle de oldu…

Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN

Duy Tan Üniversitesi, Vietnam

Cevap Yazın