Ömer El Beşir İçin Zor Günler

Sudan “Ordusunun ülke yönetimi çevresinde Ömer El Beşir etrafında kenetlendiği”ni vurgulaması şimdilik Beşir’e rahat nefes aldırmış gibi görülüyor. Bu arada Sudan’da 1966-1967 ve 1986-1989 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapan Ömer El Beşir tarafından 1989 yılında yapılan darbeyle koltuğundan indirilmiş bir isim olan eski Başbakan ve muhalefetteki Milli Ümmet Partisi Genel Başkanı Es-Sadık El Mehdi’nin, Hartum’a dönmüş olması, ülkede yeni bir sürecin başlangıcına işaret olabilir.

Ömer Hasan Ahmed El Beşir, 30 yıldır Sudan’ın başında olan bir isim,75 yaşında yorgun ve siyaseten ömrünün en sıkıntılı bir sürecini yaşıyor. Müslüman Kardeşler hareketinin üyesi olarak eski güveni ve gücünden çok şeyler kaybetmiş
durumda.

Herkes Sudan’da neler yaşandığını  merak ediyor. Sudan nereye gidiyor, dün Batı’nın uluslararası ceza mahkemelerinde yargılamak istediği Ömer El Beşir bugün, yaşadığı siyasi ve sosyal sıkıntılara karşı koyarken Batı, ABD, Rusya ve Çin, Ömer Beşir’i tolere edecek mi?

1989’da tuğgeneral rütbesiyle görev yaptığı Sudan ordusu kansız bir darbeyle hükümeti devralmış, Ekim 1993’te cuntanın kendisini feshetmesinden sonra devlet başkanlığına getirilmiştir. İlk kez 2013 yılında sokağa çıkan Sudan halkı, ülkede petrol ürünlerinde devlet sübvansiyonlarının kaldırılması üzerine fiyatların artması sebebiyle düzenlenen protesto gösterilerinde başkent Hartum başta olmak üzere birçok şehirde yolları kapatmıştı.

2018 Aralık ayının 19’unda başlayan sokak protestoları bir ayını doldurdu. Gösterilerin patlak vermesinin ardından muhalif “Nida Sudan” ittifakı hükümete müzakere teklif ederken, aralarında “Komünist Parti” ve “Arap Baası” gibi partilerin de olduğu Sudan Muhalefet Koalisyonu’ndan önde gelen 14 kişi gözaltına alındı.

Bir ay içinde meydana gelen olaylarda 40 civarında ölü ve binlerce yaralının olduğu açıklandı. Eylemciler, doların aşırı yükselmesi nedeniyle ekmek, yakıt, tüp gibi ürünlerde görülen aşırı fiyat artışı ve ekonomik krizi protesto ediyor.

Sudan her ne kadar bir Arap ülkesiymiş gibi algılansa da Afrika’yla ilgili konularda da adı geçer. Sudan hem Arap Birliği’ne hem de Afrika Birliği’ne üyedir. Sudan’daki sokak protestolarını sırf Arap Baharı çerçevesinden ele almak, kıyaslamak hiç de gerçekçi sonuçlar vermez.

Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Husam Zeki’nin, birliğin Kahire’deki merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Sudan’da son günlerde yaşanan olayları işaret ederek, “Sudan’daki olaylar ülkenin iç meselesidir” açıklaması aslında en doğru bakış açısıydı. Sudan’da yaşanan olaylara baktığımızda 40 yaş civarındakilerin, yoksulluk, hayat pahalılığı ve yolsuzluklara karşı bir gösteri içerisindeler.

Devlet Başkanı Beşir yaptığı açıklamada, ülkenin istisnai bir durumdan geçtiğini, bu durumun sağlam önlemler ve başarılı çözümlerle yakında atlatılacağını söylemişti. Başbakan Musa ise ülkede yaşanan sıkıntıların döviz eksikliği nedeniyle ekonomik dengesizlikten kaynaklandığını ve ülkede doların aşırı derecede yükselmesiyle ekmek, un, yakıt ve mutfak tüpü gibi ürünlerin bulunmasında sıkıntı yaşandığını kabul ediyor.

Sudan “Ordusunun ülke yönetimi çevresinde Ömer El Beşir etrafında kenetlendiği”ni vurgulaması şimdilik Beşir’e rahat nefes aldırmış gibi görülüyor. Bu arada Sudan’da 1966-1967 ve 1986-1989 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapan Ömer El Beşir tarafından 1989 yılında yapılan darbeyle koltuğundan indirilmiş bir isim olan eski Başbakan ve muhalefetteki Milli Ümmet Partisi Genel Başkanı Es-Sadık El Mehdi’nin, Hartum’a dönmüş olması, ülkede yeni bir sürecin başlangıcına işaret olabilir.

Sudan Muhalefetinden İntifada Çağrısı

Muhalif lider Mehdi, geçtiğimiz hafta yaptığı basın açıklamasında, yeni bir yönetim kurulması için tüm siyasi gruplarla istişare ederek hükümete müzakere teklifinde bulunacaklarını, “Hükümetin teklife cevap vermesi halinde durum iyi olacaktır. Aksi takdirde genel grev çağrısı yapacağız ve daha sonra intifada senaryosu gelir” ifadelerini kullanmıştı.

Sudan devlet televizyonu, Eğitim Bakanlığı’nın talimatıyla başkent Hartum’da pazar gününden itibaren tüm okullarda eğitime “süresiz” ara verildiğini duyurdu. Geçen hafta Afrika Kulüpler Kupası maçının ardından binlerce taraftar, ülkede yaşanan hayat pahalılığını protesto etti. Sudanlı bir grup doktor, Devlet Başkanı Ömer El Beşir’e istifa çağrısında bulunarak, önümüzdeki haftadan itibaren greve gideceklerini açıkladı.

Sudan’ın en temel sorunu, 2011’deki güneyin bölünmesi ile petrol gelirlerinin yüzde 75’ini, nüfusunun ise 4’te birini kaybetmesiydi. Petrol gelirlerindeki azalma kamu harcamaları ve döviz rezervlerine olumsuz yansıdı. Petrol gelirleri, 2011 yılına kadar devlet bütçesinin yarıdan fazlasını finanse ederken bu kaynağın son bulması kamu harcamalarında ciddi alternatif nakit ihtiyacı doğurdu.

Afrika uzmanı olan Serhat Orakçı’nın Sudan analizinde altını çizdiği gibi sorun, “Devlet kaynaklarının büyük bölümü her zaman askeri harcamalara, yani silah lobilerine aktarılması.” Örneğin, 2018 yılı bütçesinin %14’ü savunma sektörüne ayrılırken eğitim sektörüne ayrılan pay sadece %3 civarındaydı. Sağlık sektörüne ayrılan pay ise eğitimden de azdı. Tahminlere göre her yıl en az 5 milyar dolar savunma sanayine aktarılırken sadece Darfur krizinin ülkeye maliyeti 30 milyar doları geçmiştir.

Askeri alanda aldığı yenilgiler sonrasında Güney yükünden kurtulmaya karar veren Hartum yönetimi, 2005 yılında masada ülkenin bölünmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya razı olmuştur. Ancak bu bölünme bile Güney sorununun artçı sarsıntıları olan Güney Kurdufan ve Mavi Nil gibi insani krizler doğuran yeni sorunların ortaya çıkmasını engelleyememiştir. 

Yönetimin sosyo-politik alandaki başarısızlıkları bununla da kalmamış, 2003 yılından itibaren ise Darfur sorunu insani krizler doğurmaya başlamıştır. Bu sorun da Devlet Başkanı Ömer El Beşir hakkında 2009 ve 2010 yıllarında olmak üzere Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin soykırım gerekçesiyle iki kez tutuklama kararı vermesiyle sonuçlanmıştır. Yeterli kanıtlar elde edilmeden verilen bu karar şaibeli kabul edilse de El Beşir, Darfur’da “soykırım” gibi ağır bir suçla sürekli baskı altında
tutulmuştur.

İslamcılığın getirdiği ağır yükü göğüsleyemeyen iktidar, 1997 yılında maruz kaldığı ambargo nedeniyle Batı-dışı küresel aktörlerle ve Arap dünyasıyla son derece pragmatik ilişkiler kurarken 1999 yılından sonra petrol gelirlerindeki artışla rahatlayabilmiştir. 

Petrol dışı sektörlerin ağır ihmale uğradığı 2000-2010 arası dönemde petrole bağlı ortalama yıllık %7,1 ile büyüyen Sudan ekonomisi, bölünme sonrası bu kaynaktan mahrum kalırken ülke ekonomisi de yavaş büyüme evresine girerek 2010 sonrası dönemde yıllık ortalama %3,5 büyüyebilmiştir.

Sudan’da sadece zor zamanlarında halkla kucaklaşmak gibi şovları ustalıkla becerebilen ama esasında zaman içinde halktan kopmuş bir yönetim bulunmaktadır. Bu kopukluğu idarecilerin halkla olan ilişkilerinde, halka yönelik tutumlarında rahatlıkla gözlemlemek mümkündür Mesela sokağa çıkıp protesto eden göstericiler sırf bu yüzden “hain” olarak damgalanmaktadır. Halka tepeden bakan iktidar eliti kendisini halkın hizmetçisi olarak görmediği gibi yaptığı hizmetleri de bir lütuf gibi
sunmaktadır. 

Bu haliyle halk, iktidarın zaman zaman gücünü gösterdiği ve çok sıkıştığında halkçı bir poz verebilmek için tutuğu bir aksesuar rolü görmektedir adeta. Halk desteğine dayanmayan iktidar için icraatlar ile halkı memnun etmek gibi bir anlayış söz konusu olmadığı gibi, halka hesap vermek gibi bir durum da gözlenmez. 

Bu yüzden şeffaflık ve yolsuzluk gibi hususlara özen gösterilmez. Halkın şikâyetleri ve istekleri dikkate almaya gerek görülmez; karamsar sosyo-ekonomik manzara da yöneticilerin uykusunu kaçırmaz. İktidar ve çevresini oluşturan elit tabaka ülke kaynaklarını savurganca kullanırken halk en temel hizmetlerden mahrum bir şekilde ayakta durmaya çalışır. Çocuklar derme çatma yerlerde, kirin pisliğin içinde okumaya, hayata tutunmaya çalışır. Ameliyat parası, ilaç parası bulamayan insanlar, acılar içinde sabreder.

Muhalefet İçin Seçime Girmek Baştan Kaybedilen Maç Çıkmak Gibi

Afrika Kalkınma Bankası’nın (AfDB) hazırladığı Haziran 2018 tarihli Sudan Poverty Profile raporu verilerine göre nüfusu 40 milyonu geçen Sudan’da ülke nüfusunun %25,2’si aşırı yoksulluk sınırında yaşarken %36,1’i yoksulluk sınırında bulunmaktadır. Eyaletler arasında ise resmen bir
uçurum söz konusudur. 

Güney Kurdufan, Orta Darfur ve Batı Darfur gibi eyaletlerde nüfusun %64-67’si yoksulluk sınırında yaşamaktadır. UN OCHA Sudan Humanitarian Needs Overview 2018 raporuna göre ülkede 2 milyon kişi IDP statüsünde 1,2 milyon kişi mülteci statüsünde yaşarken toplamda 5,5 milyon kişi insani yardım ihtiyacı içinde bulunmaktadır ki bu da nüfusun %14’üne tekabül etmektedir.

İktidarı ya da rejimi sarsabilecek tek unsur ordu ve istihbarat gibi güvenlik birimleri olarak algına gelmiştir. Bu yüzden tepe yönetim bu kesimleri yanında tutmak ve memnun etmek zorundadır. En iyi maaşları, zamları, konforu asker, polis ve istihbaratçılar için sağlamak iktidarın devamı için en önemli gerekliliktir. Ülkede muhalif seslere ihtiyaç yoktur; bu tarz oluşumlar ayak bağı olarak görülür sadece. Bu yüzden muhalif oluşumlar bastırılır, gazeteleri ve dergileri kapatılır. 

Geçmişi sömürge dönemine dayalı tarikatlarla bağlantılı köklü siyasi oluşumlar bile seçimlerde ancak %1, %2 gibi gülünç oy oranına ulaşabilir. Hiç de normal olmayan bu durum nedeniyle muhalif siyasi partiler için seçime girmek baştan kaybedilmiş bir maça çıkmak gibidir adeta.  

İktidar için fakir ve eğitimsiz bırakılmış halk da bir tehdit kaynağı değildir. İktidar, halk egemenliğine dayanmadığı için seçimlerin de bir önemi bulunmamaktadır. Seçim demokratik bir görünüm verebilmek, dış baskıları azaltmak için gereklidir sadece. Muhalefetin boykotu, seçimlere katılım oranı gibi hususların pek bir önemi yoktur. 

Örneğin, 2015 yılında yapılan son başkanlık seçiminde muhalif partilerin boykotu nedeniyle katılım oranı %46,4 olurken oyların %94,5’ini alan Ömer El Beşir, birinci turda seçimi kazanmıştır. Bu yüzden Ömer El Beşir’in kendisini protesto eden kesimlere değişim için 2020 seçimini işaret etmesi de seçim sürecine güvenmeyen halk nazarında anlamsızdır.

Ömer El Beşir’in de yapması gereken bugün gerçeği görerek iktidarını 2020 sonrası devam ettirmeye çalışmak yerine ülkeyi yeni bir geçiş sürecine sokmak olmalıdır. Böyle yapması halinde halkın takdirini kazanarak isminin Sudan siyasi tarihinde olumlu bir şekilde anılacağına şüphe yoktur. Lakin bu değişim ertelendikçe durum daha da kötüye gitmektedir

Sonuç olarak 30 yıllık bir iktidar var, değişim için ayak diriyor… Kendi yapmazsa bu geçişi dışarıdan bir güç yapacaktır. Bu konuda yumuşak bir geçiş süreci için çalışılması gerekir. Sudan’ın en büyük problemi iç istikrarsızlıktır. Bunun ana sebebi, ekonomik çöküşün halkın gündelik hayatını zorlamaya başlamasıdır.

Cevap Yazın