Mutabakatın İmzalandığı Tarihe Dikkat

O Ayrıntıyı Cüneyt Toraman Yakaladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 23 Ocak 2019 tarihinde Moskova’da 1 saat 25 dakikalık bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ardından basın açıklamasında bir gazetecinin “ABD ile Türkiye arasında yürütülen güvenli bölge görüşmelerini” sorması üzerine Putin, 1998 yılında Türkiye ile Suriye arasında imzalanan Adana Mutabakatı’nı hatırlatarak, “Türkiye’nin Şam rejimini bu mutabakata uymaya zorlaması gerektiğini” bildirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Moskova dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada, 1998 mutabakatının önemli olduğunu belirterek, “Nitekim Sayın Putin de özellikle gündeme getirdi. Türkiye bunu işlemeli. Bunun Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını hissettirebileceği önemli bir anlaşma olduğu kanaatindeyim” ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Adana Mutabakatı’nın, Suriye’nin taahhütleri yerine getirmemesi durumunda Türkiye’ye askeri müdahale hakkı olduğuna ilişkin sözleri üzerine de mutabakat tartışılmaya başladı.

Antlaşmaya Götüren Süreç

Adana Mutabakatı, 20 Ekim 1998 tarihinde Suriye ile Türkiye devletinin yetkilileri arasında, PKK terör örgütüne yönelik imzalanan bir protokoldür. Bu protokol geliştirilerek 21.12.2010 tarihinde iki devlet antlaşma imzalamıştır. Bu antlaşma, 31.01.2011 tarihli Bakanlar Kurulu kararına istinaden TBMM’ye sunulmuş, Genel Kurul’da onaylanmış, üçer yıllık periyodlarla otomatikman yenilenmesi kararlaştırılmıştır. Adana Mutabakatı olarak bilinen bu antlaşmanın, Suriye’deki PKK/PYD terör örgütlerine yönelik mücadelede Türkiye açısından ne anlam ifade ettiğini değerlendirmezden önce, bu antlaşmaya esas teşkil eden süreci hatırlamak gerekiyor.

Adana Protokolü, 28 Şubat darbesinin en etkili olduğu bir dönemde (Refah-Yol hükümetinin düşürülmesinden sonra) imzalanmıştır. İktidarda, (düşürülen Refah-Yol hükümetinin yerine, CHP’nin dışarıdan desteğiyle, ANAP-DSP-DTP tarafından kurulan), Mesut Yılmaz azınlık hükümeti vardır. 30 Haziran 1997’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından onaylanan hükümet, 8 Temmuz 1997’de TBMM’den (278 kabul, 265 ret ve 1 çekimser oyla) güvenoyu alır.

Hükümetin kurulmasından iki ay sonra ortada kayda değer bir gelişme, terör eylemi olmamasına rağmen, devletin PKK’ya yönelik politikaları sertleşmeye başlar. Hükümet, 19 yıldır Suriye’de bulunan örgütün başı Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını talep eder. Türkiye’nin kararlılığını gören Abdullah Öcalan, 13 Eylül 1998 tarihinde (PKK’nın yayın organı Med TV’de) tek taraflı ateşkes ilan eder. 15 Eylül’de, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Suriye’yi, Öcalan konusunda tehdit eder. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 1 Ekim 1998‘de, TBMM’nin açılışında yaptığı “Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum” açıklamasında bulunur.

PKK lideri, 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkmak zorunda kalır. Öcalan’ın Suriye’yi terk etmesini yeterli görmeyen Türkiye, Suriye’den, PKK ve bileşenlerine destek vermeyeceği konusunda garanti ister. 20 Ekim 1998’de, her iki devletin yetkilileri, Adana’da bir araya gelerek Adana Mutabakatı’nı imzalar.

Öcalan, Suriye’den sahte pasaportla Yunanistan’a giderek bu ülkeden iltica talebinde bulundu. Yunanistan makamları iltica talebini kabul etmeyince, kendisine tahsis edilen jetle Rusya’ya geçerek 4 Kasım’da Rusya’dan iltica talebinde bulundu. Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Duma, iltica başvurusunu kabul etmesine rağmen süreç uzayınca, 12 Kasım’da İtalya’ya geçerek İtalya’dan iltica hakkı istedi. Roma Havalimanı’nda sahte pasaport kullandığı iddiasıyla tutuklanan Öcalan kısa süre sonra serbest bırakılarak Roma’da bir villaya yerleştirildi. Türkiye, İtalya’dan, Öcalan’ı teslim etmesini istedi. İtalya kabul etmeyince Türkiye’de İtalyan ürünlerine boykot kampanyaları başladı. Türkiye ile ilişkilerinin bozulmasını istemeyen İtalya, Öcalan’ı ülkesinden çıkarmak zorunda kaldı.

Öcalan, 16 Ocak 1999 tarihinde gizlice yeniden Rusya’ya gitti. 10 günden fazla kalmasına izin verilmeyince bu defa 29 Ocak’ta Rusya’dan tekrar Yunanistan’a geçti. 2 Şubat’ta Kenya’ya giderek Yunan Büyükelçiliği’ne sığındı. Elçiliği terk etmesi için baskıların devam etmesi üzerine 15 Şubat’ta Hollanda’ya götürüleceği vaadiyle Türkiye istihbaratına teslim edildi. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalandığı haberini, 16 Şubat sabahı, 11 Ocak 1999 tarihinde kurulan DSP azınlık hükümetinin başbakanı Bülent Ecevit açıkladı.

Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesini Türkiye’nin terörle mücadeledeki başarısına bağlamak yanlış olur. Bu konuda birçok rivayet olsa da en önemli sebebin, 28 Şubat darbesine destek veren siyasi partilerin tahkim edilmesine yönelik olduğuanlaşılıyor. Bu operasyonun, PKK’nın eylemlerinin en yoğun olduğu 1996 ve 1997 yıllarında değil de eylemlerin azaldığı 1998 yılında gerçekleşmesi bu tezi teyit ediyor. Öcalan’ın seçimden kısa bir süre önce teslim edilmesi, tesadüf olarak nitelenemez.

ABD, Suriye ve Irak üzerindeki planları nedeniyle PKK liderini gözden çıkarmış olabilir. TBMM, 30.07.1998 tarihinde, genel ve yerel seçimlerin 18 Nisan 1999 tarihinde birlikte yapılması kararı almıştı. Seçim tarihi belli olduktan sonra ANASOL-D hükümeti 11 Ocak 1999 tarihinde gensoruyla düşürüldü.[1]Bu hükümetin yerine DSP azınlık hükümeti kuruldu. Seçimlerden yaklaşık 2 ay önce PKK lideri yakalanarak Başbakan Bülent Ecevit’e teslim edildi. Çok sayıda askerimizi ve vatandaşımızı şehit eden terör örgütünün liderinin yakalanması, ülke genelinde büyük bir sevinç yarattı.

Bu olay, iki ay sonra yapılacak seçimler üzerinde de etkili oldu. 1995 seçimlerinde %14,6 oy alan DSP, 18 Nisan 1999 seçimlerinde oylarını %22,19’a yükseltti. Ancak bu takviye (doping), Ecevit’in “tek başına” iktidara gelmesine yeterli olmadı. Ecevit’in başbakanlığında, DSP (136 mv.), MHP (129 mv.) ve ANAP (86 mv.) ile birlikte koalisyon hükümeti kuruldu.

Seçimleri takiben, milletvekili yemin merasiminde, RP milletvekili seçilen Merve Kavakçı’ya yemin ettirilmedi, dört ay sonra 17 Ağustos depremi oldu. Depreme yardıma koşan sivil kuruluşlar bile hükümetin fişlemelerine maruz kaldı. 28 Şubat darbesinin yasakları, en geniş şekilde bu dönemde uygulamaya konuldu.

19 Şubat 2001 tarihli MGK toplantısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Başbakan Bülent Ecevit’e anayasa kitapçığı fırlatmasıyla Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi yaşandı. Faizler %700’e fırladı, döviz kurları bir günde iki katına çıktı. Alınan önlemler ekonomik krizi önlemeye yeterli olmayınca MHP lideri Devlet Bahçeli, “erken seçim” istedi. 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde, AK Parti tek başına iktidara gelirken, DSP %1,2 ANAP %5,1, MHP %8,3 DYP %9,5 oy alarak %10 barajının altında kaldılar.

Cüneyt Toraman

 

Cevap Yazın