“Liberalizm, Hür Kümeste, Hür Tavuk İle Hür Tilki”

Kapitalizmi tek kelime ile özetlersek “biriktirmektir”. İhtiyacından kat kat fazlasını hak hukuk gözetmeden biriktirmek ve güce tapmaktır. Bu ekonomik anlayış kendisini “sınırsız insan ihtiyaçlarının, sınırlı ve kıt kaynaklarla” en iyi şekilde nasıl giderilebileceğini inceleyen bir bilim dalı olarak tanımladı.

Kapitalizmi tek kelime ile özetlersek “biriktirmektir”. İhtiyacından kat kat fazlasını hak hukuk gözetmeden biriktirmek ve güce tapmaktır. Bu ekonomik anlayış kendisini “sınırsız insan ihtiyaçlarının, sınırlı ve kıt kaynaklarla” en iyi şekilde nasıl giderilebileceğini inceleyen bir bilim dalı olarak tanımladı. “İnsan ihtiyaçları sonsuz” diye körüklenen tüketim ve rekabet ortamında “en büyük olma-biriktirmek” bu ekonomik modelin itici gücü olarak belirlendi. Hal böyle olunca bu ekonomik anlayışta, önceleri ihtiyacı kadar çalışıp biriktiren ve fazlasını diğer insanlarla paylaşarak dayanışma içinde olan insanların, bu ekonomik anlayışları değişerek, herkes birbirinin yok etmesi gereken rakibi oldu. . En büyük sömürgeci güç olan İngiltere o zamanki dünyadaki 192 ülkenin 170 ülkesini kısa bir dönemde olsa işgal etmiştir ve bu da dünyanın %90’ıdır. “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” sözü boşuna söylenmemiştir. 1922’de 458 milyon kişi; yani dünya nüfusun dörtte biri, Britanya İmparatorluğu’nun egemenliği altındaydı ve toprakları 13.000.000 mil kareyi (33.000.000 km2) kapsıyordu. Bu kadar toprağa sahip olan İngiltere’nin 18.yüzyılda nüfusu tek başına sadece 5 milyon, Galler ve İskoçya ile birlikte 8 milyondu. Roma’nın hakim olduğu yıllarda 20 milyonluk bir imparatorlukta 200 bin Roma vatandaşı vardı. Sonuçta olan garibanlara ve zayıflara oldu. İnsanlığın karanlık, vahşi, feodal, geri çağları dedikleri kapitalizm öncesi ile sonrasında dünyada yapılan çeşitli kaynaklardan topladığımız en geçerli rakamlarla katliamlara bir bakalım.
Şimdi “Aydınlanma Çağı” diye isimlendirilmiş olan kapitalizmin kuruluşundan bu yana yapılan işgal ve katliamlara bakalım:
– Kuzey Amerika’da 15 milyon, Güney Amerika’da İspanyol Cortez’den sonra 11 milyonu yerli halk olmak üzere, toplam 26 milyon insankatledilmiştir.
– 7 ile 19 yüzyıl arasında Afrika ve Ortadoğulu milyonlarca insan köleleştirilirken 34,5 milyon insanın ölümüne sebep olunmuştur.
– İngiltere’nin 1788-1938 yılları arasında Avustralya’yı sömürgeleştirmesi esnasında 750 bin Aborjin öldürülmüştür.
– Hindistan: İngilizlerin 1769-1900 yılları arasındaki istilasında savaş ve aç bırakılan insanlarda 27 milyon insan,
– Fransızlar 1800’lü yılların başlarından itibaren Cezayir’e yerleşmeye başladılar. 1960’ta Cezayir’deki katledilen Müslüman sayısı 1 milyondur.
– 1876 yılında başlayan Balkan Savaşlarında Osmanlının kaybı 650 bin kişidir.
– I. Dünya Savaşı: 1914-1918 yılları arasında 15 milyon;
– Rusya’da Komünist Devrim:1917’de ve sonrası 20 milyon;
– Çin’de Komünist Devrim ve sonrasında 65 milyon;
– II. Dünya Savaşı: 50 milyonu sivil halk olmak üzere 73 milyon;
– 1949-1992 yılları arasında yapılan 149 savaşta 23 milyon;
– 2008’de Kongo’daki ikinci iç savaşta 5.4 milyon;
– 1998-2014 arasında 20 savaşta katledilen insan sayısı 3 milyondur.
-Arap baharı bahanesiyle 8. Yılına giren Suriye Savaşında 400 bin kişi
(I. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 14’ü, II. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 70’i, 1990’lardaki savaşlarda ölen 100 kişiden 90’ı sivildi).
Büyük çoğunluğu son iki asırda aydınlanma ve medeniyet çağında 250 milyon insan katledilmiştir.
Aydınlama diyerek başlattıkları kapitalizmle 150 milyon, komünizmle ise 100 milyon insan katledilmiştir.
Bu yüzden bu ekonomik anlayışa KAPİTALİST EGONOMİ demekteyiz. Üstat Cemil Meriç liberal geçinen kapitalizmin eşitliğini ve özgürlüğünü ne güzel tanımlamış: “Liberalizm, hür bir kümeste, hür bir tilki ile hür bir tavuk.” Darwin’in vahşi tabiat kuralı olan doğal seleksiyonun “Güçlü ayakta kalır, zayıf yok olur” kuralını insan hayatına layık görüp, müdahale etmeyip, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” derken, gerçekte “Bırakınız öldürsünler, bırakınız ölsünler” demek istemektedirler.
Kapitalizmin günümüzde de barış, demokrasi ve özgürlük bahanesiyle kendisine direnen milli iktidarları boyun eğdirmek için içten ve dıştan güç kullanarak hâkimiyet kurma savaşları, özellikle Afrika, Ortadoğu ve Güney Amerika’da devam etmektedir. Petrol ve diğer doğal kaynak zengini bu ülkeler üzerinde, kendilerine direnen iktidarları yıkmak için başlıca 4 yöntem kullanmaktadır. Önce kendilerine uydu olan sivil halk ayaklanması, sonra ordu darbesi, olmazsa ekonomik ambargo ve en son dış müdahale. Ülkemizde de bu saldırıların pek çoğu denendi. Kendi taraftarları özgürlükçü demokrat yani meşru, kendilerine direnenler ise terörist ilan edilmektedir. İşte Suriye’deki YPG/PKK’ nın durumu.
Gelelim Venezuela’ya

Son günlerde benzer saldırılar 1998’de Sosyalis Hugo Chavez’in Venezuela’da seçimi almasıyla başladı. Chavez, 2001’de Venezuela’daki bütün rezerv arama, petrol üretim, satış işlerini hükümete bağladı. Bu durum ülkede iş yapan batılı şirketlerin çarkına çomak sokmaktı. Böylece karşılıklı ekonomik ve siyasi savaş başlamış oldu. Günümüze benzer ilk iç darbe denemesi 2002 yılında Başkan Chavez’e karşı İşadamları Konseyi Başkanı kendi kendini Venezuela Devlet Başkanı ilan etmesyle başlamıştı. ABD anında darbeci hükümeti tanımıştı. Fedecamaras adlı işveren sendikası tarafından protestolar ve genel grev ile başlayan olaylar ve çatışmaların üzerine Chavez karşıtı komutanlar darbe yapıp, başkanlık sarayı işgal edilerek Chavez tutuklanmıştı. Yeni devlet başkanı olarak Fedecamaras işveren sendikası başkanı Pedro Carmona Estanga göreve getirilmişti. Ancak bizdeki 15 Temmuz halk direnişi gibi Venezuela halkının kararlı protesto gösterileri ve hükümete bağlı ordu mensuplarının duruma el koyması ile darbe girişimi başarısız oldu ve Chavez 14 Nisan 2002 sabahı yeniden göreve döndü.
Yani bu senaryo yeni değil, ABD ve batılı yandaşları bunu her zaman yapıyor. Maduro’ya 2017’de bir helikopter saldırısı düzenlendi, 2018’de de insansız hava araçlarıyla saldırıya maruz kaldı. Ancak hiç biri başarıya ulaşamadı. Nicolas Maduro, 20 Mayıs 2018’de yapılan Devlet Başkanlığı seçimlerinde geçerli oyların % 67.84’ünü alarak yeniden seçildi. O tarihte seçime katılım oranı % 46.07’de kalmıştı. Bu katılım oranı Kolombiya, Şili gibi birçok Latin Amerika ülkesinden yüksekti. Şu bir gerçek; N. Maduro eknomiyi iyi yönetemedi, enflasyon azdı, petrol üretimi düştü, ekonomik küçülme ve işsizlik diz boyu. Ancak şunu iyi bilelim bunun tek sebebi Maduro değil. Cavez zamanında ülke şimdiye göre çok daha iyi idi ama darbe ve ekonomik yaptırımlar yine vardı.

Şu an Beyaz Saray, Venezuela’nın ABD bankalarında bulunan parasının kontrol hakkını Juan Guaido’ya verdi. Trump yönetimi, Venezüella’nın petrol şirketi PDVSA’ya yaptırım uygulayacağını açıkladı. ABD baskısıyla, Venezuela Merkez Bankasının, İngiltere Merkez Bankasındaki 8 milyar dolarlık altın rezervinden, 1,2 milyar dolarlık kısmını transfer talebi reddedildi. Kapitalizm Venezuela’da artık son seçeneği olan iç karışıklığı başardığı an dış müdahaleyi sahneye koyma hesapları yapmaktadır. Bu ara ABD Dışişleri Bakanı Pompeo da dünyadaki bütün uluslara, “ya özgürlük güçlerinin yanında yer alırsınız, ya da Maduro’nun” diyerek destekçi ülkelere tehditler savurdu. Reuters’e konuşan üst düzey bir Amerikalı yetkili, “ABD, NATO müttefiki Türkiye ile Venezuela arasındaki ticareti izliyor ve herhangi bir yaptırımın ihlal edildiğine karar verirse harekete geçecek.” sözleriyle tehdit etti. Fransız senatör Esther Benbassa, kendi ülkesinde yaşanan sarı yelek krizini görmeyerek, Venezuela’da yaşananlara ilişkin, “Maduro gidici, sıra ne zaman Erdoğan’a gelecek?” dedi. Bu ara Erdoğan seçilmiş bir başkan olan Maduro’ya karşı yapılan darbe girişiminin yanlış olduğunu vurgulamıştı. Doğrusu da budur siyasiler seçimle gelip seçimle gitmeli. Avrupa birliği Maduro’ya 1 hafta içinde seçime git çağrısına Maduro, “Bu yıl içerisinde Ulusal Kurucu Meclis için yeniden parlamento seçimleri düzenlenecek. Yeni bir Ulusal Kurucu Meclisi halk seçsin diye özgür ve garanti edilmiş bir seçim düzenleyeceğiz.” dedi. Biz de kapitalizmin 4 yıkıcı yöntemini bırakıp ağızlarından düşürmedikleri demokrasiye saygılı olmalarını bekleriz. Ancak Mısır’da seçim oldu da ne oldu onların demokrasi ve özgürlükleri kendi yandaşları için.

İlhan Akkurt

Cevap Yazın