“Devlet Onu Yurtdışına Kaçışın Önünü Kesmek İçin Öldürdü”

Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten Yörünge’ye Açıklamalar: 

“Devlet Onu Yurtdışına Kaçışın Önünü Kesmek İçin Öldürdü”

Sabahattin Ali, ‘ben çok zekiyim, çok kurnazım’ derdi. Ölçüsüz, olaylara fazla güvenen bir adamdı. Tanınan bir gazeteciydi, fazla popülerdi. O dönem, iktidara karşı gelme modası vardı. Çıkan herkes iktidarı eleştirir, kendi demokratlığını savunurdu. Herkes yurtdışına kaçmak istiyordu. Sabahattin Ali de onlardan biriydi. Türkiye’den kaçacağını herkese söylemişti. Devlet ise yurtdışına kaçışın önünü kesmek istedi. Kötü oldu, neticede Sabahattin sevimli bir adamdı.

Aşkı, ‘Değirmen’ öyküsüyle anlattı bizlere. İlk öyküsüydü ama ömre bedeldi aşk uğruna çekilen çile. Anadolu insanının acılarını hissettik içimizde. Mapuslara düştük haksız yere. Köy yollarında, ay ışığında kağnılarla yürüdük birlikte. Eşkiyanın peşine düştük, ser verdik, sır vermedik kimseye. Cehaletin insanı çaresizlik içinde nasıl bırakabileceğini gösterdi, tüm çıplaklığıyla hepimize. Öldü! Belki hiç tahmin edemezdi ardından gelecek bu sevgiyi, bu ilgiyi yıllar geçse bile bu kadar bekleneceğini özlemle… Sabahattin Ali’nin eserleri üzerindeki telif hakkı kalktı. Eserleri ve ismi üzerindeki tartışmalar da gündemin öncelikli sıralarına yükseldi. Yörünge dergisi, Aydın Üzerine Tezler kitabında da konuya farklı bir bakış açısı sunan Yazar, Prof. Dr. Yalçın Küçük’le Sabahattin Ali’nin yaşamı, kişiliği, ölümünü ve sonrasında yaşananları
konuştu.

Sabahattin Ali’yi nasıl bilirsiniz?

Sabahattin Ali, ‘ben çok zekiyim, çok kurnazım’ derdi. Ölçüsüz, olaylara fazla güvenen bir adamdı. Tanınan bir gazeteciydi, fazla popülerdi. O dönem, iktidara karşı gelme modası vardı. Çıkan herkes iktidarı eleştirir, kendi demokratlığını savunurdu. Bulgaristan’a kaçış o süreçte çok fazlaydı. Herkes yurtdışına kaçmak istiyordu. Sabahattin Ali de onlardan biriydi. Türkiye’den kaçacağını herkese söylemişti. Devlet ise yurtdışına kaçışın önünü kesmek istedi. Kötü oldu, neticede Sabahattin sevimli bir adamdı. Ölümü, Türkiye’de bomba etkisi yarattı.

Sabahattin Ali, öldürülmeden önce birdenbire ortaya çıktı, o zaman çok da önemli saymazlardı. Bir laf vardır; “O kapıdan bu kapıya gezerdi” popüler bir gazeteciydi ve ölümünden sonra daha da popüler oldu. Ama gayet açık olarak da öyle önemli ölçüde değil, fazla konuştuğu için kendini tehlikede gördü. ‘Ben de kaçacağım, yurtdışına gideceğim” dedi ve bunların hepsini ilan etti. Çocukça bir şey yaptı. Benim için çok önemli bir adam değildi ama sevdiğimiz bir insandı. Dolayısıyla ölümü büyük bir şoktur. Türkiye’de ilk defa tanımış bir yazar öldürüldü, öldürüldüğünü de bilmiyoruz. Bir müddet sonra öldürüldüğünü kabul ettiler. Devletin bir de şu tarafı vardır; iyi, ucuz bir katil buldular çünkü Türkiye’den Bulgaristan’a önemli ölçüde insanımız kaçıyordu.

Yurtdışına kaçmak isteyen birçok kişi vardı da neden Sabahattin Ali seçildi?

Sabahattin kendi kendini harcamış bir adamdır. Çok ortaya çıktı, çok meydandaydı. Bir ajan bulmuş, ‘Beni kaçıracak’ demiş, herkese söylemiş, bir laf vardır Sabahattin için “Evvela benim evimde, gider polisin yanındadır” derlerdi. Yani Sabahattin’in bir şekilde öldürülmesi çok kolaydı. Gelmiş, beni alın öldürün demiş.

İnsanların kaçış nedeni neydi?

Bulgar, komünist olmuş, çok popüler, herkes oraya, komünizme kaçıyor gidiyor. Öyle bir kişi, iki kişi değildi. Entelektüel kesim, macera arayanlar, Türkiye’den gidip yeni bir hayat kurmak, yeni bir şey bulmak isteyenler…

Peki, Sabahattin Ali’nin ölümü yurtdışına kaçışları durdur mu?

Tabii artık herkes çok korktu. Kolay değil gitmek. Tek Parti dönemi, onun arkasından müthiş bir sessizlik geldi.

Sabahattin Ali’nin ülkeyi yönetenlerden şikâyeti neydi?

O dönemde Halk Partisi’ne karşı muhalefet bir şekilde modaydı. Sabahattin Ali de öyleydi. Aşağı yukarı herkes, o dönemde demokrat olduklarını, mücadeleci olduklarını her fırsatta göstermek istiyordu.

Sabahattin Ali’nin sanatçı dostu, o dönemin Başbakan Yardımcılığını ve Çalışma Bakanlığını yapan Samet Ağaoğlu, “Sabahattin Ali’nin ölümünün benim üzerimdeki etkisi çok büyük” demiş, olayın üzerine gitmediğine ilişkin yapılan eleştirilere de “Hayatta öyle hadisler vardır ki bunların üzerine eğilmenin faydası yoktur, olan olmuştur” ifadesini kullanmış. Siz kesin kez Sabahattin Ali’nin devlet tarafından öldürüldüğüne mi kani oldunuz?

Efendim, devlet tarafından öldürüldü. Daha sonradan bir adam ortaya çıktı. Fazla da ceza vermediler öldürenlere. Dört-beş yılda kurtuldular. Devlet bir şekilde bu tür muhalefetleri, bu tür ortaya çıkışları durdurmak istedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Nazım Hikmet’i CHP hapse attırdı, Sabahattin Ali’yi de öldürttü yönünde beyanları olmuştu geçmişte.

Kemal Kılıçdaroğlu o dönemi bilmez. İlgisi de yoktur. Tabii CHP’nin tek başına bir iktidarı var, bir zorbalığı var ama buna CHP değil, buna iktidar demek lazım. CHP’de iktidardı. Tabii dolayısıyla susturması lazım. Susturması doğrudur demiyorum, susturmak zorunluluğunu duymuştur. Bulgaristan’a çok giden oluyordu. Türkiye’de Tek Parti dönemi var ve bu kaçışları kesmek istediler. Tedbir alındı, kaçışlar durduruldu. Devletin bir şeyi kesmek, durdurmak istemesi, devletin kendi görevleri arasında ama öldürür mü? Öldürmese daha iyi olurdu. Ben öldürülmesini doğru bulmuyorum ama yaptı bunu. Evvela Türkiye Devleti tarafından öldürüldüğü söylenmedi ama sonradan bir şekilde ilanı oldu. Hiç kimse de çıkıp da eninde sonunda ben katilim demez. Nihayet dört yıl çok az bir cezadır. Adam öldürme cezası bu kadar az değildir. Devlet ne yapar bilmem suçlu, suça yatkın birisini bulabilir.

Sabahattin Ali’nin eserlerinden yola çıkarak Sabahattin Ali’nin devlet tasviri var mıdır?

Sabahattin gibi adamlarda bütün mesele devlete karşı olmaktı. Bir şekilde de bunların başına bir dert olacağını düşünmüyordu. Benim yazılarımda vardı. “Kaçacağım, şimdi gideceğim”, bunu ilan etti. İlan ettiği zaman devlet iyi yaptı diyemem ama devlet de vurur. Devlet, devlettir.

Tek Partili dönemde iktidar partisini eleştirmek modaydı dediniz. Geçmişle günümüzü kıyasladığınızda bir benzerlik görüyor mususnuz? Sizce AK Parti’ye yönelik eleştiriler moda mıdır?

O dönem çok farklı Türkiye’ydi. Şimdi Türkiye son derece sessiz. Türkiye’de herhangi bir şey yok. O dönem çok canlanmıştı Türkiye. Sabahattin gibi bir yığın adam çıkıyordu herkes konuşuyordu, şimdi konuşan yok. Türkiye’de bir muhalefet falan da yok. CHP’nin içinde hiç CHP’li yoktur. Kılıçdaroğlu CHP’li değildir. Örneğin; Ekrem İmamoğlu’nun CHP ile ilgisi yoktur. Üç gün önceye kadar oralardan buralardan alınmıştır. Bunların hiçbiri CHP’li değildir. CHP’li olan bir kişi vardır. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu. Gayet açık, Kılıçdaroğlu dahil hiçbiri CHP’li değildir. CHP, toplama bir partidir.

Şu sıralar pek görünmüyorsunuz medyada, neler yapıyorsunuz?

Bukowski Yalçın Küçük diye bir kitap var onun üzerine tekrar okumalar yapıyorum. Bir de benim okuduklarımdan ötürü yazdığım zaman çok ciddiye alırlar. Eleştiririm, bazı yazarları tanıtırım. Bizim işimiz budur.

Bu zamana kadar birçok şey yaşadınız, haksızlıklara uğradınız. “Bu ülkeden gitmeliyim yeter artık” dediniz mi ya da bunu söylemek aklınızdan geçti mi?

Ben Türkiye’yi çok seviyorum. Hiç öyle bir şey söylemedim, hep Türkiye’de yaşamak istedim. Bu mücadele ile ben varım. Ben bugün Yalçın olduysam, bu mücadele ile beraber oldum. Benim acılarım falan yok. Hayat öyle bir şey, kolay değil. Ben nasıl acı diyebilirim? Şu anda yaşayan çok özür dileyerek söylüyorum, ünlü adamım, buna acı denir mi? Bu hayatın bir parçasıdır. Bu ara bir baktım ki ben çok az söylemişim birkaç yıl hapis yattım. Yaşadıklarım çok merak ediliyor, çok yazılıyor. Bu ara çok fazla benim üzerimde duruyorlar. Niye duruyorlar bilmiyorum. Onun için bütün bunları toparlamak istiyorum. Zor ama bir şekilde derlemem lazım.

Geçenlerde bir haber yayınlandı. Türkiye’den başka ülkelere hiç olmadığı kadar beyi göçü yaşandığı iddia edildi. Özellikle nitelikli özelliklere sahip insanlar, Türkiye’yi terk ediyormuş. Gidenleri haklı görüyor musunuz?

İnanın haklı falan değil ama şu var; Türkiye’de okuryazar ve belli kabiliyeti olan insanlar yavaş yavaş dışarıya çıkıyor ve rahat ediyor orada, iş buluyor. Şu anda Türk insanı, Avrupa’da çok önemli ölçüde iş buluyor. Bu yepyeni bir şey. Türkiye’de eskiden yoktu bu. Avrupa’nın bir yerine gidiyor, niteliği varsa üç-dört zaman orada yalnız kalıyor, karnını doyuruyor sonra da iş buluyordu. Artık bizim insanımıza, Avrupa’da iş veriyorlar. Çok da iyiler. İyi kötü bir dil de biliyorlar, artık biz ciddi bir ölçüde Avrupalılaştık. Avrupa artık eskisi gibi bundan 20 sene önceki gibi değil. Bize, “bunlar Türkiye’den geldi” demiyorlar. Bir zaman vardı ki Türküm diyemezdiniz. Tabii şu anda Türkler orada gayet iyi çalışıyorlar, yaşıyorlar.

Cevap Yazın