CHP İktidarı Sabahattin Ali’yi Niçin Öldürttü?

Eserleri, fikirleri ve kişiliği ile bir döneme damga vuran Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin üzerinden 70 yıl geçti ama cinayet hâlâ esrarını koruyor. Cinayetle ilgili en kapsamlı soruşturmayı yapan gazeteci Kemal Bayram’ın kitabında anlatılanlar, şüpheli olarak Milli Emniyet’i ve dönemin Tek Parti iktidarını zan altında bırakıyor. Sabahattin Ali’nin yakınında bulunmuş olan yazar ve aydınların çoğu da benzer görüşleri savunuyor.

Sabahattin Ali… Kürk Mantolu Madonna’nın, Kuyucaklı Yusuf’un, İçimizdeki Şeytan’ın yazarı, toplumcu şair. Bir milletin üzerine kâbus gibi çökmüş olan Tek Parti iktidarının karanlığını yırtmaya yeminli bir hürriyet eri. Sanatın, edebiyatın; dahası insanlığın, hoşgörünün geçerliliği olmayan bir dönemde kalemiyle bir umut yarattı ezilen, köleleştirilen ve kendi öz vatanlarında parya olanlara.

Kır saçları, çocuksu ifadeye sahip yüzü, heyecanlı, fazla konuşkan ve mütecessis tavırlarıyla dikkat çeken biriydi Sabahattin Ali. Aziz Nesin ile beraber Markopaşa’yı çıkardılar. O zamanın en büyük gazetelerinden daha fazla tiraja ulaştılar. Mizah ile eleştiriyorlardı memleketin kanını emenleri. Markopaşa, büyük bir rahatsızlık uyandırmıştı. Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın Zincirli Hürriyet gazetesindeki yazılarıyla devam etti yergilerine. Baskı arttıkça kalemin ucu daha da sivriliyordu. Sırça Köşk ile doruğa ulaştı muhalifliği.

Çevresinden pek çok uyarı aldı, “Biraz daha yumuşak bir dil kullan” diye. Mehmed Kemal de 1940’larda biraz başkaldırmak isteyen sanatçıya, “Bak, Nazım Hikmet’in başına gelenler, sonra senin de başına gelir” diye gözdağı verildiğini yazıyor. Yusuf Turan Günaydın’ın Mehmed Kemal’den aktardığına bakılırsa o yıllarda Sabahattin Ali’ye rejimin için “yaramaz çocuk” gözüyle bakılıyordu.

Dönemin muktedirlerinin hakka, hukuka, sanata, sanatçıya, umuda, özgürlüğe –tabii demokrasiye de– tahammülleri yoktu! Bu yüzden de bastırıldı, sindirildi, sürüldü, hapsedildi aydınlar, yazarlar, sanatçılar… Ve yok edildi Sabahattin Ali…

Sabahattin Ali’nin ölümü üzerindeki esrar perdesi bugüne kadar aralanamadı. Onu öldürenler, onu tanıyan hiç kimsenin inanmayacağı bir senaryo ortaya attılar. Buna göre, Sabahattin Ali hapishaneden arkadaşı olan Berber Hasan’a, Bulgaristan’a kaçmak istediğini söyledi. Berber Hasan da Sabahattin Ali’yi daha sonra onu katledecek olan Ali Ertekin ile tanıştırdı. Ali Ertekin, Sabahattin Ali’yi Bulgar sınırına kadar getirdi. Senaryoya göre, Sabahattin Ali sınıra varana kadar “devrim, sosyalizm” deyip durdu. Bu sözler Ertekin’in milliyetçi duygularının kabarttı. Ertekin oracıkta Sabahattin Ali’yi katletti.

Bir Buçuk Yıl Sonra Serbest

Sabahattin Ali cinayeti kuşkusuz dehşetengiz bir olaydı; Milli Emniyet de CHP yönetimi de cinayetin duyulmaması için yoğun çaba sarf etti. Gizlemeyi başardılar da. Günaydın’ın “Sabahattin Ali-Bir Cinayetin Anatomisi” adlı kitabında aktardığına göre, 2 Nisan 1948’de 41 yaşında katledilen Sabahattin Ali’nin öldüğü ilk olarak 12 Ocak 1949 tarihli gazetelerde haber olabildi. Haberler birkaç gün sürdü. Önce ‘hain’in yurtdışına kaçarken öldürüldüğü yazıldı; sonra cesedin Sabahattin Ali’yi ait olmadığı yazıldı. En sonunda cesedin –yakın arkadaşı Aziz Nesin’in de teşhisi ile– Sabahattin Ali’ye ait olduğu anlaşıldı. Haberlerdeki belirsizlik ve tutarsızlık iktidarın gazetelere yönelik kısıtlamalarından da kaynaklanmıştı; bir karartma söz konusuydu. Ancak yine Nesin’in söylediklerine bakılırsa dönemin gazeteleri Sabahattin Ali’nin ölümünü sevinçle karşılamış ve katili alkışlamaktan geri durmamıştı.

Milliyetçi duygularının ardına sığınan Ertekin tuhaf bir adamdı. II. Dünya Savaşı sırasında silâh altındayken teçhizatı ile birlikte firar ederek Bulgaristan’a sığınmış, bu yüzden de askeri mahkemede yargılanmış eski bir subay olan Ertekin, cinayetten sonra 7 yıl hapse mahkûm ediliyor, onun da 1,5 yılını yatıp aftan yararlanarak dışarı çıkıyor.

Sabahattin Ali’yi sevenler üzerinde büyük bir teessür bırakan cinayetin bu şekilde gerçekleştiğine ise kimse inanmıyor. Bu noktada pek çok iddia ortaya atılıyor. Bu iddialardan iki tanesi diğerlerine nazaran daha güçlü… Sabahattin Ali’nin bir grup yakın dostu, onun Kırklareli ya da İstanbul’da işkence edilerek öldürüldüğünü, daha sonra sınıra getirildiğini ve Ali Ertekin’in de cinayeti “milliyetçilik masalı”nın arkasına sığınarak üstlendiğini öne sürüyorlar. Diğer iddia sahipleri ise Ali Ertekin’in Milli Emniyet Teşkilatı’nın, yani bugünkü MİT’in adamı olduğunu düşünüyor. Onlara göre, Ertekin kaçıracağını söyleyip Ali’yi kandırarak sınıra götürdü ve orada öldürdü.

Kemal Bayram’ın Cinayeti Sorgulayan Röportajları

İlk iddiadan yola çıkan araştırmacı gazeteci Kemal Bayram, o dönem Sabahattin Ali’nin yakın çevresini oluşturan önemli kişilerle cinayet hakkında yaptığı söyleşileri “Sabahattin Ali Olayı” adıyla bir kitapta topladı. Yakın tarihin bu en önemli ve hâlâ fail-i meçhul cinayeti ile ilgili en kapsamlı çalışmada, Sabahattin Ali’nin tanıdıklarının yanı sıra otopsisine katılan Doktor Cevdet Tan ve katili Ali Ertekin ile yapılmış bir söyleşi de yer alıyor.

Kitapta görüşlerine başvurulan önemli isimlerden biri Markopaşa dergisinden arkadaşı Rıfat Ilgaz. Sabahattin Ali’nin sosyalist görüşlü olmasına rağmen arkadaş seçerken ideoloji filtresi koymadığını belirten Ilgaz, onun her kesimden insanla arkadaşlık ettiğini söylüyor. Ilgaz, cinayetin “milliyetçi” duygularla işlendiğine inanmıyor. Tahkikat için mahkemenin cinayet yerini göstermesini istediği zaman Ali Ertekin’in cinayeti işlediği yeri bir türlü bulamadığını ve bu yüzden kendisinde şüpheler oluştuğunu da belirtiyor Ilgaz.

Sabahattin Ali’nin arkadaşlarının çoğunun şüphelendiği ortak isim Mehmet Ali Cimcoz. Eşi Adalet Cimcoz ile birlikte sık sık aydınları ve sanatçıları evlerinde konuk eden Mehmet Ali Cimcoz, siyasi polis teşkilatının adamı olarak görülüyor. Mehmet Ali Cimcoz, Sabahattin Ali’nin en yakın arkadaşı denilebilecek bir konumda. 6 ay aralıksız onun evinde kaldığı, hatta onun çamaşırlarını kullandığı bile oluyor. Müzehher Vânû, Mehmet Ali Cimcoz’un polis teşkilatına çalıştığını Sabahattin Ali’nin bildiğini ve bunu kendisine şu cümlelerle anlattığını da iddia ediyor:

“Biliyorum Milli Emniyet ile ilişkileri olduğunu ancak benden öğrenebilecekleri bir şey yok. Bildiğiniz gibi ben her şeyi açıkta olan bir insanım. Onların evinde kendimi emniyette hissediyorum.»

Cimcoz ile ilgili iddialar bu kadar değil. Hasan İzzettin Dinamo da bu kişinin Milli Emniyet adına çalıştığını söylüyor. Dinamo’ya göre Cimcoz’un görevi dönemin aydınlarını ve sanatçılarını kontrol altında tutmak. Bu dönem aydınlarının sürekli polis takibi altında oldukları herkesçe bilinen bir durum.

Kemal Bayram’ın röportaj kitabında Markopaşa’dan, Sabahattin Ali’nin bir başka arkadaşı Mehdi Zıt da bulunuyor. Zıt, polis teşkilatının aydınlar arasında sürekli ajan bulundurmasıyla ilgili ilginç bir
anı paylaşıyor:

“Sanat Sevenler Kulübü vardı İstanbul’da. Burada pek çok kadınlar da bulunuyordu. Bir tanesi de İstanbul’un ünlü terzilerinden biriydi ya da öyle görünüyordu. Sonraları askerlik işleriyle ilgili Emniyet Birinci Şube’ye gitmiştim. Terzi olduğunu söyleyen kadını gördüm. Bir masası vardı orada, oturuyordu. Sivil polisti yani.”

Zincirli Hürriyet gazetesinin sahibi Mehmet Ali Aybar ise yine Sabahattin Ali Olayı adlı kitapta faşist İttihat ve Terakki’nin mirasçısı olarak gösterdiği CHP ile halk arasında o dönemde mesafenin açıldığını ve Sabahattin Ali’nin halka dokunduğunu, bu yüzden de öldürülmüş olabileceğini anlatıyor. Aybar, Sabahattin Ali’nin cesedinin bir bütün halinde bulunmadığını, bir çuval içinde kemik parçaları şeklinde getirildiğini ve otopsisinin şüpheli bir şekilde yapıldığını da belirtiyor.

Sabahattin Ali Kamyonculuk da Yaptı

Dönemin sakıncalı aydınlarından biri de Hasan İzzettin Dinamo idi. Dinamo anılan kitapta Kemal Bayram’ın sorularına yanıt verirken Sabahattin Ali’nin öldürülmeden önceki birkaç ay içinde devlet görevinden uzaklaştırılmış olduğu için “kamyonculuk” yapmak zorunda kaldığını hatırlatıyor ve onun ölümündeki Milli Emniyet parmağına işaret ediyor. Dinamo, Ali’nin kamyonculuk işini yurtdışına kaçmanın bir aracı olarak değerlendirmek istediğini savunuyor. Ona göre Sabahattin Ali, kamyonuyla Edirne gibi sınır bölgelerinden peynir vs. yükleyip taşıyacak, uygun bir ortam bulduğunda da kaçacaktı.

Milli Emniyet bütün aydınları takip ettiği gibi Sabahattin Ali’yi de takip ediyor ve onu uygun bir yerde tuzağa düşürmeyi planlıyordu. “Kamyon” işi bir anlamda tuzaktı ve Dinamo’ya göre, kamyonu Mehmet Ali Cimcoz eliyle Milli Emniyet temin edip Ali’ye vermişti. Zaten Sabahattin Ali’nin kamyonculuğu Nisan 1948’deki ölümünden altı ay kadar önce Eylül 1947’de başlamıştı.

Kemal Bayram’ın kitapta aktardığı iddialara göre, Milli Emniyet o dönemde bu taktikleri kullanıyordu; Dinamo, kendilerine de bir kişi aracılığıyla Milli Emniyet’in baskı makinesi sağladığını ancak ilerleyen zamanda baskı makinesini kullanan herkesin tutuklandığını söylüyor.

Markopaşa’nın İdari İşlerden Sorumlu Genel Müdürü Haluk Yetiş ise Markopaşa dolayısıyla İsmet Paşa hükümetinin Aziz Nesin ve Sabahattin Ali’den çok rahatsız olduğunu bu yüzden sürekli baskı altında tutulduklarını aktarıyor. Özellikle Sırça Köşk’ün büyük etki yaptığını ve bu etkiden Sabahattin Ali’nin kendisinin bile korktuğunu ifade eden Yetiş, “Sırça Köşk’ü Halk Partisi’ni yıkmak için yazdı, çok da etkili oldu ve kendisi de korktu” şeklinde konuşuyor. Yetiş, Sabahattin Ali’nin baskılardan ve bitmek bilmeyen mahkemelerden bıktığı için kamyon alarak nakliyeciliğe başladığını söylüyor.

Nazım Hikmet: “MİT Öldürdü”

Nazım Hikmet de Moskova’da yazdığı Yeni Zamanlar kitabında Sabahattin Ali’nin ölümüne ilişkin şu satırlara yer veriyor:

“Sabahattin’i birkaç kez hapse attılar. Buna karşın savaşımından vazgeçmedi. O zamanki iç ve dış durum öyleydi ki gerici hükümet Markopaşa’yı doğrudan kapatmaya cesaret edemedi. Gazeteyi durdurmanın tek çaresi vardı. Bir provokasyon yardımıyla yayımcıyı yok etmek, yani Sabahattin Ali’yi öldürmek. Öyle de yaptılar. MİT, kiralanmış ajanlarından birinin eliyle Sabahattin Ali’yi bir ormanda öldürttü.”

Türk basın tarihinin önemli isimlerinden Zekeriya Sertel ise konuyu demokrasi mücadelesi olarak niteliyor. II. Dünya Savaşı’ndan demokrasi taraftarlarının galip çıkması neticesinde Türkiye’nin de demokratikleşmesi için mücadele verdiklerini anlatan Sertel, İnönü’yü yıkmak istediklerini açıklıyor. İnönü’nün sürekli olarak “demokrasiyi getirdim” diye övündüğünü, ancak bunun gerçekle alakası olmadığını ifade eden Sertel, “Demokratik düşünce ve hareketleri önlemek için bizlerin canını çıkardı. Bir kuşağı harcadı. En sonunda övünme ve zafer ona kaldı, aklınca parsayı kendisi topladı” diyor.

Eski politikacı Niyazi Ağırnaslı da dönemin Marksist aydınlarının sürekli polis takibinde olduğunu doğrulayanlardan. Öldürülmesine gerekçe olarak da işçi, köylü ve halk sınıfına inmesinin, onlara uzanmasının ve onları uyandırmaya çalışmasının etkili olduğunun altını çiziyor.

Kemal Bayram’ın konuştuğu kişilerin bir kısmı Sabahattin Ali’nin devlet tarafından öldürüldüğüne inanmıyor. İnanmayanların başında Remzi Atıl geliyor. Atıl, Adana’da oto galericiliği yapan, İstanbul’da olduğu sürece sürekli olarak Sabahattin Ali ile birlikte lüks otellerdeki gece eğlencelerine katılan bir isim.

Rıfat Ilgaz, Atıl’ın polis olduğundan emin olacak derecede şüphe ediyor ve defalarca dile getiriyor. Sabahattin Ali’ye de bu konuyu açıyor ancak Cimcozlar’a dediği gibi Remzi için de “Bundan bana ne, benim gizli bir şeyim yok” diyor. Atıl, kendisinin Ilgaz’a yüz vermediğini ve bu yüzden Sabahattin Ali ile arkadaşlıklarını kıskanarak bunları yazdığını söylüyor. Atıl’a göre, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi basit bir gasp meselesi. Ali Ertekin, yurtdışına kaçan birinde mutlaka bir miktar para olduğunu düşünüyor ve parayı almak için öldürüyor. Remzi Atıl bu konuda MİT’e ise kesinlikle toz kondurmuyor.

Sabahattin Ali’nin torba ile gelen kemiklerine otopsi yapan Doktor Cevdet Tan’ın ketumluğu da cinayetin üzerindeki şüpheleri artıyor. Söyleşi sırasında kendisine işkence izi olup olmadığını soran Kemal Bayram’a “bunları söyleyemeyiz” demesi; yine Kemal Bayram’ın “ya ceset Sabahattin Ali’nin değilse” sorusu üzerine de otopsi sonucu ile kanıtlı bir cevap vermek yerine “sanık mahkemede bunu itiraf etti” şeklinde cevap vermesi, meselenin basit bir gasp ya da milliyetçilik meselesi olmadığı iddialarını güçlendiriyor.

Aziz Nesin Suskun Kaldı

Bu dönemde Sabahattin Ali’ye en yakın olan isimlerden birisi de Markopaşa’yı birlikte çıkardığı Aziz Nesin. Onu en iyi tanıyanlardan birisidir Aziz Nesin, çünkü aynı sıkıntıları birlikte yaşadılar. Ancak o da Kemal Bayram’ın sorularına yanıt vermekten kaçınıyor. Tek bir şey söylüyor:

“Sabahattin Ali’yi MİT öldürmedi, kendi kusurları nedeniyle öldü.”

Kemal Bayram’ın son olarak söz verdiği iki kişi daha var. Bunlardan birisi suçlamaların odağında olan Mehmet Ali Cimcoz. Cimcoz, oldukça çarpıcı bilgiler aktarıyor. Birinci Şube’den yani siyasi şubeden Hamdi adında bir komiser ile yaptığı bir görüşmeyi anlatan Cimcoz, Sabahattin Ali’yi öldürtenin herkesçe tanınan bir yazar olduğunu ancak bu kişinin kimliğini açıklayamayacağını dile getiriyor. Komiser Hamdi’nin kendisine “öldürülmesini gerektirecek bir suçu yoktu” dediğini aktarıyor. Mehmet Ali Cimcoz, ölümünden sonra Sabahattin Ali’nin avukatı olarak Ali Ertekin’in duruşmalarına katılıyor. Olay yerine tahkikata gittikleri sırada savcının kendisine anlattığı bazı bilgileri de paylaşıyor. İlk olarak Ali Ertekin’in MİT’in adamı olduğunu savcıdan duyduğunu anlatan Cimcoz, “MİT adamlarını Bulgaristan’a sokmak için Bulgaristan’ı çok iyi bilen bu adamdan yararlanır” diyor. Sabahattin Ali’nin kaçacağı duyumunu alan Ali Ertekin, MİT›e gidip “Ben Sabahattin Ali’yi kaçıracağım, haberiniz olsun” diyor. Onlar da “Aman, Sabahattin Ali’yi yolda temizle, böyle haindir, şöyle haindir” diye uyarıyorlar.

Cimcoz’un anlattıklarına göre, Ali Ertekin, Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü ve ortadan kaybolduğunu, cesedi bölgede sürüsünü gezdiren bir çobanın bulduğunu ve polise haber verdiğini, olayın böylece ortaya çıktığını anlatıyor. Cimcoz bütün bunları bir savcıdan duyduğunu aktarıyor. Ancak MİT ve polis teşkilatının bu konuda birbirinden habersiz olduğunu ve Ali Ertekin tutuklanınca olayın duyulmaması için MİT’in seferber olduğunu da söylüyor.

MİT, Ertekin’in serbest bırakılması için adliyeye baskı yapıyor; ancak mahkeme geri adım atmayıp yargılamada ısrar ediyor. Ertekin yargılamalar sırasında kendisini bu işe teşvik eden ve MİT elemanı olan kimseleri tanık olarak çağırtıyor. Sonra bir avukat da kalkıp çağrılan tanıkların ifadelerinin gizli alınması için gizli celse talep ediyor.

Mehmet Ali Cimcoz cinayetin, MİT tarafından işlendiğini, milliyetçilik ile bir alakası olmadığını ve milliyetçi duygularını öne süren katilin aslında bir asker kaçağı olduğunu da ekliyor. Cimcoz’a göre, Ertekin kendisine emanet edilen teçhizatla birlikte askerden kaçan birisiydi ve milliyetçiliği boş bir iddiadan ibaretti.

Cimcoz, Kemal Bayram’ın sorularını yanıtlarken Dinamo ve diğerlerinin iddialarının aksine kendisinin polis teşkilatının adamı olmadığını da ısrarla vurguluyor.

Ertekin: “MİT Bana Komünistleri Takip Vazifesi Verdi”

Kemal Bayram en önemli kişi gibi görünen ‘katil’ Ali Ertekin ile de görüşüyor. 24 günlük bir aramanın sonunda kendisine ulaşabildiğini ifade eden Kemal Bayram, Ertekin’in kendisine ulaştığında onun emekli olduğunu ve sakin bir hayat yaşadığını gözlemliyor.

Ertekin, Bayram’a, Sabahattin Ali’yi milliyetçi duygularının kabarması nedeniyle öldürdüğünü yineliyor. Ancak Sabahattin Ali’yi öldürdükten sonra MİT’in kendisine vazife verdiğini de söylüyor: “Sonra bana vazife verdiler, Sultanahmet Cezaevi’nde yatan komünistler vardı. Onlara gideceksin, ahbaplık edeceksin, onlarla birlik olacaksın.”

Sonuç olarak bütün anlatılanlar birer iddiadan ibaret. Dönemin canlı tanıklarının büyük çoğunluğu bugün hayatta olmadığı için olayın araştırılma ya da ortaya çıkarılma şansı da çok az. Bu konuda iddiaların odağındaki kurumların bilgi ve belgelerini paylaşmaları, olayın aydınlatılması açısından tek çıkar yol gibi görünüyor. Cinayeti, işlendiği dönemin şartları içerisinde ele aldığımızda siyasi bir cinayet olması kuvvetle muhtemel. Oklar Tek Parti iktidarını, yani CHP’yi gösteriyor; hem 1923’ten 1950’ye kadar ülkenin tek hâkimi olduğu için hem İsmet İnönü ve çevresindeki faşist/baskıcı partililerin özellikle 1940’lardaki dayanılmaz baskıların savunucusu oldukları için…

Ancak her şeye rağmen gazeteciliğin ihtimalleri ortaya koyup gerçeklere ulaşmaya çalışan bir iş olduğunu unutmamak ve Sabahattin Ali olayının hâlâ bir fail-i meçhul cinayet olduğunu atlamamak gerekiyor.

Doç.Dr.Hakan Temiztürk
Enes Şimşek

Cevap Yazın