Vahiy, Peygamberin Konuştuğu Dilde İndirilmiştir

Yüce Allah her peygambere gönderdiği kavmin dilinde vahyi indirmiştir. Şu ayet meali, bu gerçeği ifade etmektedir:

İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açık açık anlatsın; bundan sonra Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O, güçlüdür, hikmet sahibidir.” (İbrahim 14/4)

İbn Kesîr, ayetin açıklamasında bunun, Yüce Allah’ın halkına yönelik bir sünneti yani değişmez muamelesi olduğunu dile getirir. (bkz. İbn Kesir, Tefsir, ilgili ayet yorumu)  Yüce Allah bu sünneti doğrultusunda vahyini kimi zaman İbranice kimi zaman Süryanice kimi zaman da Arapça indirmiştir. Cebrail vasıtasıyla bütün bu dillerde inen ilahî kelamlar, Allah’ın zatıyla kaim kelamına delalet etmektedir.

Vahyi indiren, âlemdeki hiçbir türe benzemeyen kadîm olan Allah’tır. Allah hitabını peygambere, bir cümle şeklinde bildirdiğinde ona uygun sesler yani Arapçanın ya da bir başka dilin kalıplarına uygun lafızlar yaratır, ardı sıra onları muhataba işittirir” (Bâkıllânî, et-Takrîb ve’l-İrşâd es-Sağîr (nşr. Abdullah b. Ali Ebû Zenîd), Beyrut 1413/1993, I, 322; Ebü’l-Muin en-Nesefî, Tebsıratü’l-edille, DİB Yayınları, Ankara 2004, I, 372)

İmam Matüridî, Kur’an’ın Arapça olarak yani lafız ve mana şeklinde Hz. Peygamber’e geldiğine “Hiç kuşkusuz, ‘Kesin olarak bunları ona bir insan öğretiyor’ dediklerini biliyoruz. Oysa ona öğretiyor dedikleri kişinin dili yabancıdır, bunun dili ise açık seçik Arapçadır. Allah’ın ayetlerine inanmayanlar yok mu, Allah onlara hidayet vermeyecek; onlar için elem verici bir azap vardır. Ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar böyle bir yalanı uydurabilirler, asıl yalancılar onların kendileridir” (Nahl 16/103-105) ayetlerini delil olarak getirir ve şayet sadece mana olarak gelseydi Yüce Allah insan tarafından öğretilmesini bir iftira olarak nitelemezdi diye yorum getirir.

Bütün bunlar gösteriyor ki vahiy, peygamberin konuştuğu dille indirilmiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav) Arapça konuştuğu için Kur’an o dilde gelmiştir. Ancak geçmişte Batınîler  (Karmatiler ve İsmaililer) günümüzde ise bir kısım çağdaş araştırmacı, Kur’an’ın mana olarak geldiğini, daha sonra Hz. Peygamber’in kendi diliyle onu ifade ettiğini iddia etmişlerdir. Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda değerlendirildiğinde onların bu iddia ve kanaatlerinin isabetli olmadığı açıktır.

Nitekim İmam Matüridî, Batınîlerin bu görüşünü Te’vilatü’l-Kur’an adlı tefsirinde eleştirmiş, reddetmiş ve Kur’an’ın hem lafız hem de mana olarak Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed’e indirildiğini net bir şekilde ifade etmiştir. (I, 74; III, 121, 541)

Şu da bir gerçek ki kaynaklarda geçtiği gibi Cebrail, Hz. Peygamber’e çoğunlukla insan suretinde gelmiş, onunla Arapça iletişim kurmuş ve Kur’an metnini de Arapça olarak getirmiştir. Yusuf Suresi’nin başında geçen “Biz onu Arapça Kur’an olarak indirdik” (Yusuf 12/2) ayetinin anlamını Ebü’l-Leys es-Semerkandî, “Biz Cebrail’i Kur’an’ı Arap diliyle okusun diye Muhammmed’e gönderdik” şeklinde yorumlamıştır. (bkz. Tefsîrü’s-Semerkandî, nşr. Adil Ahmed- Ali Muhammed, Beyrut 1427/2006  III, 149.)

İşte, sakınsınlar yahut hatırlamalarını sağlasın diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda uyarılarımıza tekrar tekrar yer verdik. Gerçekliğinde şüphe bulunmayan, her şeye hükümran olan Allah yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan Kur’an’ı okumada aceleci davranma ve ‘Rabbim! İlmimi arttır’ de” (Tâhâ 20/113-114) ayetlerinde geçtiği gibi Cebrail bizzat Kur’an’ı getirip okuduğunda Hz. Peygamber ezberleme veya kayıt ettirme gayretiyle acele ederdi.

Bu ayette, Hz. Peygamber’in aceleyle tekrar etmemesi veya hemen yazdırmaya yönelmemesi, Cebrail tarafından okuma işlemi tamamlandıktan sonra okuması veya imla ettirmesi emredilmektedir.

Kıyame Sûresi 16-19 ayetlerinde de aynı hususa işaret edilir. (İbn Kesîr, Tefsir, ilgili ayet yorumu.) Bazı rivayetlerde buradaki acele etmemesine yönelik uyarının; manasını açıklama, yazdırma veya acele hüküm verme şeklinde gelmesi yine Kur’an’ın lafız-mana bütünlüğü içinde geldiğini teyit eder. (Taberî, Tefsîr, ilgili ayet yorumu; Kurtubî, Tefsir ilgili ayet yorumu).

Hz. Peygamber, gelen Kur’an ayetlerini Cebrail okuyup bitirmeden okuma veya yazdırma hususunda uyarıldığına göre, o, Cebrail’den Kur’an’ı Arapça olarak dinliyordu ve Arapça olarak tekrar ediyordu. Çünkü Tâhâ ve Kıyâme Sûrelerinde ifade edildiği gibi lafız olmaksızın mananın tekrarı veya aceleyle okunması söz konusu olmaz.

Bütün bu gerçekler, Kur’an’ın lafız ve mana olarak Hz. Peygamber’in konuştuğu dil olan Arapça geldiğini göstermektedir. Mana olarak geldiği iddialarının doğru kabul edilmesi durumunda, bir yandan Hz. Peygamber’in tercüman konumuna düşmesi diğer yandan ise gelen mananın orijinal değil, tercüme metin olduğu anlamına gelir. Bu durum Kur’an’ın diğer dillere tercümelerinin de Kur’an kabul edilmesini beraberinde getirir. Hâlbuki diğer dillere yapılan tercümelerin veya yorumların Kur’an kabul edilemeyeceği hususunda İslam âlimlerinin ezici çoğunluğunun ittifakı bulunmaktadır.

Nitekim bugün İncillere yöneltilen en büyük eleştiri, tespit edilen ilk İncillerin Hz. İsa’nın konuştuğu dilde değil, Yunanca olarak yazılmış olmasıdır. Bu da İncillerin orijinalliğinin bulunmadığının delili olarak sunulmaktadır. Çünkü hiçbir tercüme orijinal manayı tam olarak yansıtamaz ve bu yüzdendir ki bilimsel çalışmalarda tercümeler, ikincil metin kabul edilir.

Bununla birlikte şu gerçeği bilmekte de yarar vardır: Nasıl ki peygamberlere has olan ismet sıfatı imtihanı ortadan kaldırmıyorsa vahiy alması da peygamberi beşer üstü bir konuma çıkarmaz ve onun beşerî özelliklerini yok etmez. Bu konuda Yüce Allah bizi baştan uyarıyor ve Hz. Muhammed’e (sav) şöyle söylemesini emrediyor:

De ki: Ben sizin gibi bir beşerim. Şu var ki bana tanrınızın tek olduğu vahyolunuyor.” (Kehf 18/110)

“De ki:  ‘Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır’ demiyorum. ‘Ben gaybı da bilmem.’ Size, ‘ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece bana indirilen vahye uyuyorum.” (En’âm 6/50).

Bu ayetlerde, peygamberin vahiy alması dışında diğer insanlardan bir farkının olmadığı açıkça ifade edilmektedir. Zaten birçok ayette Hz. Peygamber’in sadece tebliğ etmekle görevli olduğu, kimseyi zorla Müslüman yapmak gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığı vurgulanmıştır. Onun birinci ve öncelikli görevi insanlara doğruları göstermek ve yaptıklarının ne gibi sonuçlar doğuracağını haber vermektir.

PROF. DR. CAĞFER KARADAŞ

Cevap Yazın