Üç Filozofun Sırrı

Giorgione olarak bilinen Giorgio Barbarelli da Castelfranco (1478-1510), Yüksek Rönesans’a damgasını vuran İtalyan ressamlardan biridir. Sanatçının 1508-1509’da yaptığı, sonradan Three Philosophers/Üç Filozof olarak adlandırılan ve günümüzde Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde (Kunsthistorisches Museum Wien) sergilenmekte olan yağlı boya tablosu sırlarla doludur.

Tabloda yer alan, dingin ve doğal bir ortamda tasvir edilen üç kişiye dikkatle bakıldığında, bunların -bize göre sağdan sola doğru- yaşlı, orta yaşlı ve genç oldukları görülür. Bu üç kişi, tarihin seyrini ya da üç tarihi dönemi temsil ediyor gibidirler. Nitekim yapılan yorumlardan birine göre en yaşlı olanı Antik Yunan’ı, ortada yer alan, en yaşlı kişiye dönük duran, sarıklı orta yaşlı figür İslam Âlemi’ni, yerde oturan genç figür ise Rönesans’ı ya da Hümanizmi temsil etmektedir. Ortada yer alan sarıklı figür -bu yoruma uygun olarak- İbn-i Sina ya da İbn-i Rüşd’le -ki Raffaello’nun Atina Okulu adlı freskinde de yer alır-, en yaşlı olan ise Platon ya da Aristoteles’le özdeşleştirilmektedir.

Tabloda yer alan üç kişinin üç dini (Musevilik, İslam, Hristiyanlık) ya da Pisagor ve onun iki öğretmeni Thales ve Pherecydes’i (Ferekidis) temsil ettikleri söylenmişse de bu yorumlardan ilki sıralı diziliş, ikincisi ise kişilerin birbirinden farklı kılık kıyafetleri -özellikle sarıklı Müslüman figür- itibariyle zorlama olmanın ötesine geçememektedir.

Enteresan olan bir başka husus, en yaşlı ve en genç iki figürün ellerinde birtakım ölçüm aletlerinin ve çizimlerin bulunmasına karşın ortada duran sarıklı figürün elinde hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Dolayısıyla ortadaki sarıklı figür bir geçiş unsurudur, deyim yerindeyse sağdakinden alıp soldakine aktarmış, görevi bitmiştir. Yani İslam medeniyeti ya da İslam bilgeliği, tercüme ve şerh yoluyla Antik Yunan’ın aklını ve bilgeliğini tekrar Batı’ya aktaran, böylece Rönesans’ın altyapısını oluşturan ya da Rönesans’a geçişi sağlayan unsur olmaktadır.

En yaşlı figür düşünüyor -ya da iyice yakından bakıldığında düşünceli bir halde bir şeyler söylüyormuş- gibi dururken, ortada yer alan sarıklı figür ona doğru dönmüş, sanki onu dinliyormuş gibi durmaktadır. En genç olanları ise kendi âlemindedir ve ölçüm yapmaktadır, dolayısıyla diğer ikisinden kopuktur, -bize göre sağ taraftaki- diğer iki kişi ayakta dururken o oturmaktadır, onlardan alacağını almış, kendi işine bakmaktadır. Ortada yer alan sarıklı figürün arkası yerde oturan genç figüre dönüktür, onunla hiç ilgilenmemektedir, yaşlı olanla birliktelik tesis etmiştir, bir diğer ifadeyle en yaşlı figürle bir bütünlük oluşturmaktadır, yaşlı figür de genç olanın varlığından haberi dahi yok gibi görünmektedir – geride kalan, biri diğerinin ürünü olan iki aşama.

Bir başka açıdan ortada yer alan sarıklı figür sanki adımını atıp doğal basamaklardan aşağıya inerek sahneyi terk edecek gibi durmaktadır. Sağ ayağının hareketi ve figürün genel olarak aldığı pozisyon bunu düşündürmektedir. Endülüs’ün 1492 yılında düştüğü, tarih sahnesini terk ettiği hatırlanacak olursa bu hiç de zorlama bir yorum olmaz. Dolayısıyla burada -Müslüman dünyanın katkısı inkâr edilmemekle birlikte- Antik Yunan ve Rönesans-Hümanizm, Batılı iki asli unsur olarak görülmektedir, ortadaki sarıklı Müslüman figür sahneyi terk edip aradan çekildikten sonra -biri diğerinin devamı olarak- ikisi baş başa kalacaktır.

Tabloda renk ve ışık son derece yoğundur, figürlerin sınırları keskin bir biçimde belli edilmiş, karşıt renkler (kontrast) tuvale ustalıkla yerleştirilmiştir. Öte yandan yüzeyler bulanıktır ki buna ‘duman gibi havaya karışıp yok olmak’ anlamına gelen sfumato (tekniği) denmektedir. Rönesans döneminde kullanılan diğer üç teknik ise cangiante, chiaroscuro, ve unione’dir. Portrelerin de pek belli olmayan ya da çok az seçilebilen tarzda, duman gibi havaya karışıp yok olacakmış gibi çalışılmış olması esrarlı bir hava meydana getirmektedir.

Tablonun ifade ettiği anlam ya da taşıdığı mesaja ilişkin söylenen ya da söylenecek olan her şey neticede birer yorumdan ibarettir.

Atilla Fikri Ergun 

Cevap Yazın