Tepkiselliğin Belirleyiciliği

ÖZKAN ÖZTÜRK YAZDI

Din adamlarının ve bahsi geçen dindar grupların tartıştıkları konuların ne’liğini bir kenara bırakırsak ilk göze çarpan, içine düşülen psikolojik sendromların etkisi olarak gözüküyor. Bu sebeple öncelikle neyin tartışıldığına değil, güncel tartışmaların özneleri konumunda olan figürlerin ve onların destekçisi olan kesimlerin psikolojilerine ışık tutmak gerekiyor.

Her psikolojik sorunun sosyolojik yansımaları vardır. Toplumsal gerçekliğin akışı da aynı şekilde insan ve grup psikolojisine tesir eder. Kendi kamusal alanını kuramamamış sosyal gruplar, gerçekle ideal arasında psikolojik bir gerilim yaşarlar. Bu gerilimlere, düşünce ile pratik arasındaki çatışmaların da eklenmesi ile sosyal bir hırçınlığa dönüşen tepkilerle karşılaşılır.

Nitekim modern dönemde inanç grupları arasında görülen tartışmaların psikolojik bir zemininin de olduğu ilk etapta göze çarpmaktadır. Kamusal alanın referans çerçevesinin seküler vurgusu, gün geçtikçe ahlakî sınır ve metaforların hayattan çekilmesine neden olmakta ve bu durum dindar gruplarda bir tükeniş hissine dönüşmektedir. Bu his oranınca da yeni ve modern hırçınlık biçimleri ortaya çıkmaktadır. Kendi değerler sistemine ait bir dünyayı kuramamak, varoluş alanlarında yeterli ve tutarlı tatmin sistemleri üretememek gibi sebepler bu grupları tek düze bir söyleme hapsediyor. Bu söylemde tepkiselliğin belirleyiciliği öne çıkıyor. Bu tür bir sıkışma yaşayan dindarlık türleri, muhafaza kaygısının ürettiği bir çeşit ötekinden tiksinme tavrı üretiyor. Söylemin en vurucu tarafı da bozulmanın yüksek sesle ifade edilmesinin bir çığlık türüne dönüşerek kurucu bir misyon olarak algılanması.

Öte yandan bu söylemde sahih olana övgü, geleneğin keşfinden duyulan psikolojik haz, varoluşsal güven sistemlerinin nostaljik bir geçmiş üzerinden yeniden üretilmesi, aklî ve kalbî olandan önce hissiyat düzeyindeki dengeyi besleme telaşı gibi unsurlar belirleyici oluyor. Kamusal alanın aklı ve baskın kültürel üretim tarzı ile girilen mücadelenin psikolojisi, tükeniş ile direnme arasında duygusal iniş-çıkışlara neden oluyor. Bu da bir yandan hamle, bir yandan da geri çekilme gibi git-gelli tavır alışlara sebebiyet veriyor. Bazen bu geri çekilme, sosyal gerçeklikten uzaklaşma, sürgit devam eden ve kamusal öznelerin paylaştığı gerçeklik modelinden köktenci bir kopuşa neden oluyor. Yeni bir dünya ve yeni bir hakikat düzlemi arayışı öne çıkıyor. Bu mekânda inşa edemeyince, zamanda ikamesini mümkün kılan yeni tarihsel aralıklar aranılıyor. Zihin ve ufuk oraya hicret ediyor ve modern zamanlara yönelik yaşam arzusu sönerek yerini bir köktenci bir tiksintiye bırakıyor.

İçine düşülen bu psikolojik durum, din dilinin doğasını ve dini tartışmaların rengini belirleyici tavır olarak öne çıkıyor. Din adamlarının ve bahsi geçen dindar grupların tartıştıkları konuların ne’liğini bir kenara bırakırsak ilk göze çarpan, içine düşülen psikolojik sendromların etkisi olarak gözüküyor. Bu sebeple öncelikle neyin tartışıldığına değil, güncel tartışmaların özneleri konumunda olan figürlerin ve onların destekçisi olan kesimlerin psikolojilerine ışık tutmak gerekiyor.

Cevap Yazın