Tarihi Meseleleri Günümüze Taşımak

Meseleye Ehl-i Sünnt ve’l-Cemaat topluluğunun “Ehl-i Kıble tekfir edilemez” ilkesi çerçevesinde yaklaşmanın daha isabetli, orta yolu tutan ve kucaklayan bir tavır olacağında şüphe yoktur. Kaldı ki Kur’an’ın mahiyetiyle ilgili tarihte yapılmış tartışmalarda hiçbir tarafın kazanç sağlamadığı görülen bir gerçektir. Yüzyıllarca süren bu tartışma, İslam dünyasında kutuplaşma ve parçalanmadan başka bir işlev görmemiştir. Bu gibi tartışmaların tek yararlı tarafı, ilim meclislerinde ve akademik ortamlarda fikir egzersizi veya beyin fırtınası şeklinde yapılmasıdır.

Gerçekler, Kur’an’ın lafız ve mana olarak Hz. Peygamber’in konuştuğu dil olan Arapça geldiğini göstermektedir. Mana olarak geldiği iddialarının doğru kabul edilmesi durumunda, bir yandan Hz. Peygamber’in tercüman konumuna düşmesi diğer yandan ise gelen mananın orijinal değil, tercüme metin olduğu anlamına gelir. Bu durum Kur’an’ın diğer dillere tercümelerinin de Kur’an kabul edilmesini beraberinde getirir. Hâlbuki diğer dillere yapılan tercümelerin veya yorumların Kur’an kabul edilemeyeceği hususunda İslam âlimlerinin ezici çoğunluğunun ittifakı bulunmaktadır.

Batınîlerde görülen en önemli haslet, yerine ve zamanına göre kelimelere anlam yükleyerek insanların kafalarını karıştırmak olmuştur. Takiyye tam da bu işlemin adıdır yani istediği manayı istediği kalıba yükleyerek, kimini gizleyerek kimini açığa çıkartarak planlarını yürütmeleridir. Böylece onlar kendi kafalarına göre ikiyüzlülük de yapmamış olmaktadırlar. Hâlbuki yaptıkları tam da ikiyüzlülüktür.

Vahiy, peygamberin konuştuğu dille indirilmiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav) Arapça konuştuğu için Kur’an o dilde gelmiştir. Ancak geçmişte Batınîler (Karmatiler ve İsmaililer) günümüzde ise bir kısım çağdaş araştırmacı, Kur’an’ın mana olarak geldiğini, daha sonra Hz. Peygamber’in kendi diliyle onu ifade ettiğini iddia etmişlerdir.

Şu gerçeği bilmekte de yarar vardır: Nasıl ki peygamberlere has olan ismet sıfatı imtihanı ortadan kaldırmıyorsa vahiy alması da peygamberi beşer üstü bir konuma çıkarmaz ve onun beşerî özelliklerini yok etmez. Bu konuda Yüce Allah bizi baştan uyarıyor.

Batınîlerin Kur’an’ın manası Allah’a, lafzı Hz. Peygamber’e ait şeklindeki anlayışa gitmelerinde, klasik felsefeden mülhem âlem ve insan anlayışının etkisi büyüktür. Onlara göre âlem ay altı ve ay üstü şeklinde iki kategoriye ayrılır.

PROF.DR. CAĞFER KARADAŞ

Cevap Yazın