Sınavsız, Ödevsiz Okul

Biz, çocukların ve gençlerin oluşma ve gelişme safhalarını; yaş ve dönem özelliklerine göre tasnif ediyoruz. Bu bağlamda; okul öncesi ile ilkokulun birinci yarısını içine alan döneme “oyun çağı”, ilkokulun ikinci yarısı ile orta okulun birinci yarısını içine alan döneme “masal çağı”, orta okulun ikinci yarısı ile liseyi içine alan döneme “macera çağı” diyoruz.

Bu tasnif; onlarla kuracağımız ilişki ve iletişimin ana ilkelerini, prensiplerini belirliyor. Öte yandan; okul sistemi içindeki eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerinin de ona göre kurgulanmasını gerektiriyor.

Ancak, galat-ı meşhur (meşhur olan yanlış) lügat-ı fasihin (unutulan doğrunun) önüne geçtiği için; büyük bir çoğunlukla, “çocuk ruhu”nu hesaba katan yok. Her öğretim yılının başında, ortasında, sonunda uzmanlar ve Bakanlık yetkilileri “çocuklara ve gençlere ağır ödev yükü yükleyerek zorlamayın” diyorlar yahut “aşırı hassasiyet göstererek sınav stresine sokmanın doğru olmadığını” söylüyorlar; fakat dinleyen, anlayan, söz tutan yok.

Sistem içinde, giderek büyüyen ve gelişen özel okulların kahir ekseriyeti; eğitimin doğrudan muhatabı olan çocuklara ve gençlere değil, dolaylı muhatabı olan annelere ve babalara oynuyorlar. Daha etkili tanıtım yapmak, daha çok öğrenci kapmak için; “dalkavukluğun menzili olmaz” kabilinden yarışlara giriyorlar.

Daha fazla ders yapmak, daha fazla kurs açmak, daha çok sınava sokmak, daha ziyade ödev talep etmek, birden fazla yabancı dil öğretmek; yaygın bir “marifet” haline geldi. Annelerin ve babaların, öğretmenlerin ve idarecilerin doğru olduğunu zannettikleri yanlışlarda ittifak etmeleri sonucu; çocukların ve gençlerin kendi istekleri, ihtiyaçları, ilgileri, yetenekleri gölgede kaldı.

Yakın akrabalarımızdan, iki çocuklu bir aile; Antalya’da ikamet ediyor. Çocukların biri okul öncesi, diğeri ilkokul çağında olup; ikisi de bir şekilde “meşhur” olmuş ve okullar zinciri haline gelmiş bir kurumun oradaki şubesine gidiyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders yükünü azaltarak oyuna, eğlenceye, kültüre, sanata, spora, sosyal ve eğitsel etkinliklere daha fazla zaman ayırmaya hazırlandığı bir dönemde; onlar, resmi müfredatın ve haftalık programın üstünda ders yapıyorlarmış. İlkokul çağında ve henüz ana dilini bile okuma, yazma, konuşma, dinleme, anlama açısından öngörülen seviyeye ulaşamamış çocuklara; biri İngilizce, diğeri Almanca olmak üzere iki yabancı dili birden öğretiyorlarmış.

Ayrıca, bu anlayışın ve işleyişin doğal sonucu olarak; son derece ağır ödev yükleri var. Hafta içi, hafta sonu, yarıyıl tatili demeden; yüklendikçe yükleniyorlar.

Ödevleri çocuklardan çok anne yapıyor. Çocuklar ise; her ödev seansında, gözyaşlarını ekmeğine-aşına katıyor.

Anne, bu işte bir yanlışlık olduğunun farkında. Fakat, çocuğunu öğretmenine ve arkadaşlarına karşı mahcup etmemenin derdinde.

Birkaç sefer, okula gidip, öğretmenlerle ve idarecilerle görüşerek; “Bu kadar yüklenmeyin, çocuklar da biz de mutsuzuz” demiş. Hemen her seferinde; “Bu yükü taşıyan çocuklar var, sorun sizde” cevabı verilmiş.

Sonuç olarak; çocuklar okuldan da, eğitimden de soğumuşlar. Anne ve baba ise; kendileri ve çocukları için eziyet satın alan müşteriler olmuşlar.

Bu durum karşısında; “ödevsiz ve sınavsız okul” nasıl olur acaba diye düşündük. Eski eğitim haberlerini ve yorumlarını tararken; benzer sebeplerle ortaya çıkmış bir örneğini gördük.

1972 yılında, Kanada’nın Toronto şehrinde; ödevin, sınavın, notun, puanın olmadığı bir okul açılmış. Yıllar sonra, artık yetişkin olan ilk mezunları ile ilgili özel bir araştırma yapılarak; bu okuldan mezun olan öğrencilerin hayat başarılarının, diğer okullardan mezun olan öğrencilerden daha iyi olduğu anlaşılmış.

Şimdilerde, Milli Eğitim Bakanlığı; daha esnek ve etkili bir “sınıf modeli” oluşturmak için araştırma yaptırıyormuş. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; klasik sınıf modelini değiştirmeye hazırlanıyormuş.

Bize sorulursa; aslında “okul modeli”nin de değiştirilmesi gerekir. Bunun için, ilk yapılması gereken şey; çocukların ve gençlerin, yaş ve dönem özelliklerinin tesbit edilmesidir.

Okulun sosyal, kültürel, fiziki çevre altyapısı; ona göre kurgulanmalıdır. Eğitim, öğretim safha ve süreçleri; oyun gibi, masal gibi, macera gibi olmalıdır.

Bu kurgu mevzuatı ve müfredatı değiştirmeyi gerektiriyorsa; fıtrat çizgisini takip edip, değiştirelim. Doğru bildiğimiz yanlışları terkedip; yetişme çağındaki çocuklarımıza ve gençlerimize, kendi elimizle ve dilimizle eziyet etmekten vaz geçelim.

Farkı farketmek için; mevzuatı da müfredatı da özel olan okullar açılsın. İsteyen, istediği alanlarda ve konularda, istediği metot ve usullerle eğitim alıp bilgi ve beceri sahibi olsun; sonuçları, diğer okullarla karşılaştırılsın.

Zekeriya Erdim

Cevap Yazın