Mcgurk, Lawrence Mi, Noel Mi?

Başta ABD olmak üzere Batı dünyası kararını vermişti. Yaklaşık yüz yıl önce çizilen sınırlar değişecek ve yeniden kendi istedikleri düzenlemeyi yapacaklardı. Kimseye sormayacaklar, bu bölgedeki Türkler, Kürtler, Araplar, Farslar, Aleviler, Sünniler, Ezidiler vs. pek umurlarında olmayacak, onların kanları üzerinden planlarını hayata geçireceklerdi.

Aynen 100 yıl önceki plan gibiydi. O dönem de Arap ve Ermeni Türk’e düşman ettirilmiş, Kürt için de aynı oyun oynanmıştı. Arapların, Türklerle kanlı bıçaklı olmasının temelleri nasıl atıldıysa günümüzde de benzer bir şekilde Suriye ve Irak coğrafyası üzerinden aynı oyun oynanıyor.

O dönem bu oyunu kuranların sahadaki adamları yıkıcı etki yapmıştı. Örneğin, Thomas Edward Lawrence’ın Arap-Türk çatışmasındaki rolü geçmiş 100 yıl boyunca kitaplara, filmlere konu oldu. Lawrence bölgede çalışan tek İngiliz ajan değildi. Ancak öne çıkan, özellikle de Kudüs’ün işgalinden sonra kendisini Amerikalı gazeteci üzerinden parlatan o idi.

Yine o dönem Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunu kapsayan coğrafya ile bugünkü Irak’ın kuzeyindeki topraklarda Kürtlere yönelik faaliyetleri yöneten bir isim vardı: Binbaşı Noel. Tam adı Edward William Charles Noel’di. Lawrence kadar ünlü olamadı, çünkü 1919 yılından itibaren bölgede İngiliz gizli servisi adına yaptığı çalışmalar, Kürtler ile Türkleri birbirine düşman edemedi. Yine de o dönemler ekilmeye başlanan etnik milliyetçi tohum, günümüzde de halen yıkıcı etkiler yapmakta.

Günümüzde de oyun kurucu olduğu iddiasındaki başta ABD olmak üzere devletlerin adamları sahada görev yapıyor. Çok sayıda asker, istihbaratçı ve diplomat şu an Suriye’nin kuzeyi başta olmak üzere bölgede cirit atıyor. Bunların en bilineni ise Obama döneminde atanmasına rağmen Trump döneminde de görevine devam eden Brett McGurk. ABD Başkanının DEAŞ’a karşı küresel mücadele koordinatörü sıfatıyla görev yapan McGurk için Türkiye’de yapılan tanım, “Kürdistanlı Lawrence”.

McGurk’un Türkiye’de şimşekleri üzerine çekmesine neden olan olay, 30 Ocak 2016 tarihinde Ayn el Arap’a (Kobani) yaptığı ziyaret, terör elebaşlarıyla samimi görüntüler vermesi ve YPG terör örgütünün sözcüsü Polat Can’dan terör örgütünün armasının bulunduğu bir plaket alması oldu. Plaketin üzerinde “YPG Genel Komutanlığı size teşekkür eder” yazıyordu.

Bu görüntüye Türkiye tepki gösterirken, Washington yönetimi McGurk’un arkasında durdu. Dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, düzenlediği basın toplantısında, “McGurk’un Kobani’ye gidiş nedeni, Kobani’nin DEAŞ’ın elinden alınmasının yıldönümüydü. Bu kişi ile çok önceden ayarlanan bir görüşme değildi. Kürt savaşçıların sözcüsü olarak bu kişi de oradaydı ve McGurk, kendisiyle kısa bir görüşme yapıp, görüş alışverişinde bulundu” diye konuştu. İşin detayları araştırılınca McGurk’un aslında çok daha derinlerde bir çalışma yürüttüğü anlaşıldı.

Esas olarak Obama döneminde koordinatör atanan McGurk’un, Trump döneminde de görevine devam etmesi dikkat çekiciydi. Buna neden olarak bölgede, Amerika’nın siyasetlerini belirleyen esas gücün Pentagon olması gösteriliyor. Dolayısıyla McGurk için hukukçu kimliği olmasına rağmen “Pentangon’un adamı” yorumları yapılıyor. Trump’ın kararından en çok rahatsız olanın da Pentagon olduğunu hatırlamakta fayda var.

Brett McGurk, PKK’lı Şahin Cilo ile ABD arasındaki doğrudan bağlantıyı kuran diplomat. Yani şimdilerde SDG Genel Komutanı sıfatı taşıyan ama özünde PKK dağ kadrosunun en önemli elebaşlarından olan Şahin Cilo kod adlı Abdi Ferhad Şahin ile yakın bir mesai içerisindeler.

PKK/PYD-YPG, Suriye’nin kuzeyinde ilk başta Kürtler dışındaki grupları dışlayıcı ve baskı altına alma tarzında bir politika benimsemişti. Ancak terör örgütü McGurk’un devreye girmesiyle bu politikayı değiştirerek “herkesi kapsayıcı” bir görüntü vermeye başladı. Bir dönem SDG Sözcülüğü yapan ve Kasım 2017’de örgütten kaçan Talal Silo, Brett McGurk’un bu rolünü örneklerle aktardı:

“En başından beri çok etkili. Mesela Çelebiye üssündeki ilk toplantımızda, Münbiç’in kurtarılması konuşuldu. Bunu öneren oydu. Türk tarafını ikna etmemiz için çoğunluğunu Arapların oluşturacağı kente özgü askeri konsey kurulması gerektiğini söyledi. Böylece şehri kurtaranların Münbiç’in kendi evlatları olduğu havası verilmek istendi. Aynı öneriyi Rakka’da da gördük. Önerileri yaparken, ‘Türk tarafını ikna etmemiz gerekiyor’ derdi. Onun için de sahadaki unsurların Araplardan oluştuğu görüntüsünü vermemiz gerektiğini söylerdi. Münbiç Askeri Konseyi bünyesinde Münbiç Türkmenleri Birliği görünüyordu. Oysa içinde kimse yoktu. Ben bile bana bağlı görünen grubun isimlerini uydurarak yazdım. Bu, McGurk’ün talebiyle yapılıyordu. Yine Rakka operasyonuna sadece Arap Koalisyonu’nun katılacağı açıklanmıştı. Aslında Arap Koalisyonu diye bir şey yoktu. Şahin Cilo komutasındaki SDG’nin izlediği politikaları McGurk yönlendiriyordu. Münbiç’in kurtarılmasının ardından, SDG’nin kenti kurtardığını, YPG’nin şehrin dışına çekildiğini, şehirde kalanların oranın evlatları olduğunu belirten bir bildiri yayınlamamızı istedi. Tabii gerçekle alakası yoktu.”

Geçmişte Lawrence’ın bütün Arapları aynı ideal uğruna birleştirme politikasını bugün McGurk’un Kürtler üzerinde uygulanan politikalarda görebiliyoruz. McGurk bir yandan PKK ile ilişki kurarken diğer yandan Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki diğer Kürt grupları da aynı paydada birleştirme gayreti içerisinde hareket etti.

İlginç olan bu hamle, derin Amerika’nın daha önce yaptığı planlamaya uygundu. Örneğin, 2014 yılının yaz aylarında özellikle ABD’deki iktidar yapılanmasına yakınlığıyla bilinen Center for American Progress isimli merkezin 53 sayfalık raporunda Washington yönetimine, bölgedeki Kürtçü yapılanmaların eşgüdümlü hareket etmesinin sağlanması önerilmişti.

McGurk ile Lawrence’ın bir diğer ortak özelliği ise Türk düşmanlığı. Lawrence, Araplar içerisinde ağırlıklı olarak Osmanlı ve Türk düşmanı olan kesimleri örgütlemişti. Özellikle bazı bedevi aşiretlerin o dönem yaptığı Türk katliamlarının perde arkasındaki isim olarak İngiliz ajan gözüküyordu.

McGurk de PKK içerisindeki en şahin ve kanlı teröristlerle bağlantı içerisinde. Şahin Cilo, 2016 yılına kadar PKK’nın sözde Özel Kuvvet yapılanmasından sorumluydu. Bu yapı, PKK terör örgütü tarafından büyükşehirlerimizde yapılan çok sayıda bombalı saldırının sorumlusuydu.

Brett McGurk sadece Suriye’de değil Ankara’da da bolca mekik dokudu. Örneğin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump, 30 Haziran 2017 tarihinde Katar krizi nedeniyle telefonda görüşürken, McGurk de Ankara’da Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlığı koridorlarında geziyordu. Oysa aynı McGurk, 28-29 Haziran’da Suriye’de SDG’nin Rakka ve Tabka civarındaki militanlarını teftiş etmişti. ABD Dışişleri Bakanlığı, bu temaslarla ilgili şu bilgi notunu paylaşmıştı:

“(McGurk) Koalisyonun bütün üyelerini Temmuz ayı içinde siyasi direktörler düzeyinde toplanarak (DEAŞ’a karşı) küresel kampanyanın bir sonraki aşamasını organize ve koordine etmek üzere Washington’da ağırlamayı…”

McGurk, işte bu kapsamdaki Suriye seferinden sonra Türkiye’yi ziyaret etmişti. Yani Türkiye’yi terör örgütü PYD-YPG ile aynı masaya oturtmak istemişti. Ancak bu planı gerçekleşmeden kendisi gitmek zorunda kaldı.

Özetle, McGurk, Lawrence olmaya adaydı. Ancak Binbaşı Noel gibi başarısız olması için Ankara yoğun bir mesai sarf ediyordu. Bu mesai sonuç verdi mi, aynen çekilmenin durumu gibi bilinmez, ancak McGurk, hedeflerine ulaşamadan görevinden ayrıldı. Olaya bir de bu açıdan bakmak ve Türkiye’nin gücünün günümüz Lawrence’sını yediğini söylemek mümkün.

 

Cevap Yazın