Günümüzün Lawrence’ı McGurk’un Ardından

ABD Başkanı Donald Trump, tam da Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonun düğmesine basmasına ramak kalmışken 19 Aralık’ta “Suriye’den çekilme” kararını açıkladı. Karar sadece bölgede değil Amerikan iç kamuoyunda da büyük sarsıntı yarattı. Bu sarsıntı sürerken arada çok önemli bir gelişme yaşandı. O da bölgede “Günümüzün Lawrence’ı” olarak anılan Brett McGurk’un istifasıydı. McGurk arkasında bölgede çok kanlı işler yapan büyük bir terör yapılanması bıraktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Aralık’ta Türk Savunma Sanayii Zirvesi’nde “Fırat’ın doğusuna operasyona birkaç gün içinde başlayacağız” açıklamasını yapınca hani İsmet Özel’in “Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak” şiirindeki “yaklaşıyor yaklaşmakta olan” ifadesi yine bolca dile getirilmeye başlandı.

Aslında Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon Eylül’deki Soçi Zirvesi’nden bu yana artık bekleniyordu. Özellikle de 27 Ekim’de Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa liderlerinin İstanbul’da buluşmasının ardından Zor Mağar bölgesine yönelik ilk operasyon, terör örgütü ve arkasındaki güçler için alarm zillerinin çalmasına neden olmuştu.

Sadece zamanı konusunda haklı olarak bir belirsizlik söz konusuydu. Çünkü bu sadece askeri değil siyasi, ekonomik ve daha birçok boyutu barındıran bir harekat olacaktı. Cumhurbaşkanı’nın açıklaması, hazırlıkların tamamlandığının işareti oldu. Bu açıklamadan yaklaşık 2 hafta öncesine giderek gelişmeleri sıralarsak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasının bir altyapıya dayandığını söyleyebiliriz.

Kırılma Noktası

– 27 Kasım 2018: Milli Güvenlik Kurulu toplandı. Toplantı sonrasında yapılan açıklamada şu vurgular yapıldı:

“Bazı ülkelerin, proje terör örgütleri FETÖ/PDY ile PKK/KCK`nın Suriye kolu PYD- YPG’yi terör örgütü olarak görmemesinin, terörizmle küresel ölçekteki mücadeleye büyük zarar verdiği hususu bir kez daha teyit edilmiştir.

Türkiye’nin, baştan beri Suriye’nin toprak bütünlüğünden ve siyasi bütünlüğünden ve siyasi birliğinden yana olduğuna, barışın tesis edilmesi için gayret gösterdiğine işaret edilerek, siyasi çözüme en büyük tehdidin Fırat’ın doğusundaki terör yapılanmasından geldiği belirtilmiştir. Suriye’deki herhangi bir emrivakiye göz yumulmayacağı ve meşru müdafaa hakkının kullanılacağı vurgulanarak, PKK/PYD-YPG’nin bölge halkına zulmederek ve göçe zorlayarak değiştirdiği demografik yapıya karşı da duyarsız kalınmayacağı güçlü şekilde ifade edilmiştir.”

– 28 Kasım 2018: Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile bir telefon görüşmesi yaptı. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada gündemdeki konuların ele alındığı vurgulandı.

– 1 Aralık 2018: G-20 Zirvesi için Buenos Aires’e giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında ABD’yi kast ederek terör örgütüne binlerce TIR’lık yardım yapıldığını hatırlatarak şunları söyledi: “Suriye’nin kuzeyinde ülkemizin ve bölgemizin güvenliğine tehdit oluşturan hiçbir yapıya izin vermeyeceğiz. Fırat’ın batısını olduğu gibi doğusunu da bölücü terör örgütünün zulmünden ve işgalinden çok yakın bir zamanda kurtaracağız. Biz bu tür konularda müttefiklerimizden çifte standart değil, samimiyet bekliyoruz.”

– 4 Aralık 2018: ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, “Artık Astana’nın fişini çekme vakti” açıklamasını yaptı.

– 7 Aralık 2018: James Jeffrey, Ankara’ya geldi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile görüşen Jeffrey, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de görüşmek istedi. Ancak bu isteği kabul görmedi. Jeffrey, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından kabul edildi. Bu kabul sonrasında Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklama manidardı:

“Türkiye’nin PYD/YPG konusundaki net duruşu ifade edilmiş, sınırımızda hiçbir terör unsurunun varlığına müsaade edilmeyeceği kararlılıkla vurgulanmıştır.”

– 8 Aralık 2018: Meclis Başkanı Binali Yıldırım, “Terörizm ve Aşırılıkçılıkla Mücadele” toplantıları için gittiği Tahran’da, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüştü, Suriye konusu ele alındı.

– 11 Aralık 2018: Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 2019 yılı bütçesiyle ilgili hükümet adına TBMM’de yaptığı konuşmada, ABD’ye çağrı yaptı. Oktay, “Türkiye olarak, Amerika’dan beklentimiz, her alanda müttefiklik ruhuna uygun şekilde hareket etmesidir. Karşımızda ülkemizin terör örgütleriyle yürüttüğü mücadelesine saygı duyan ve destek veren bir Amerika görmek istiyoruz” diye konuştu.

– 12 Aralık 2018: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok konuşulan açıklaması geldi. Aynı gün Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun, ABD’li mevkidaşı James Mattis’e iki nota gönderdiği ortaya çıktı. Bu notaların ilkinde Suriye’de, Fırat’ın doğusundaki ABD kontrolündeki bölgelerde artan Kürt-Arap çatışmalarından duyulan endişe dile getirildi. Notada, Fırat’ın doğusunda ABD’nin desteğiyle kurulan özerk yönetim bölgesinin siyasi olarak kaydadeğer bir ilerlemenin yanı sıra Suriye’ye barışçıl bir yaşamın getirilmesine, ekonomik altyapıların gelişmesine hiçbir katkı sağlamadığına dikkat çekildi.

– 13 Aralık 2018: ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Erdoğan’ın Fırat’ın doğusu ile ilgili açıklamasına yönelik “böyle bir harekât kabul edilemez” yönünde açıklama yaptı. Pentagon yetkilileri açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’nin kuzeydoğusunda özellikle de ABD askerlerinin bulunduğu veya yakınlarında olduğu bölgelere yönelik herhangi bir tarafça atılacak tek taraflı bir adım büyük bir kaygıdır ve bu tür adımları kabul edilemez olarak addederiz.”

Bu gelişmelerin sonrasında kırılma noktası olarak nitelendirilebilecek Erdoğan-Trump telefon görüşmesi gerçekleşti. Habertürk Washington Temsilcisi Serdar Turgut’un 21 Aralık’taki köşe yazısında aktardığına göre Erdoğan, Trump’ın çekilme kararını o görüşmede öğrendi. Ancak Trump bu kararını en yakınındaki birkaç isim hariç kimseye söylemedi. Çünkü bu düşüncesini aktarsa James Jeffrey, 18 Aralık’ta “Fırat’ın doğusuna bir harekâta sıcak bakmıyoruz” açıklamasını sanırım yapmazdı.

19 Aralık’a gelindiğinde Ankara-Washington hattında önemli gelişmeler yaşandı. Önce ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı Savunma Güvenlik İşbirliği Ajansı, Türkiye’ye 3,5 milyar dolar değerindeki Patriot hava ve füze savunma sisteminin satışını onayladı. Bu süreçte elbette Washington ve Ankara’nın pazarlığa oturması için ABD Senatosu’nun onayı gerekiyor. Ancak S-400 alımı nedeniyle gerilimi zirve yapan iki müttefik arasında hava savunma sistemleri konusunda Amerikan tarafı adeta bir zeytin dalı uzattı. Saatler sonra ise Trump’ın kararı gündeme düştü.

Astana Ortakları Olumlu Ama İhtiyatlı Yaklaştı

Türkiye kararı olumlu ama ihtiyatlı karşılarken, Astana’daki partneri Rusya da ihtiyatlıydı. Rusya Devlet Başkanı Putin, her yıl tüm dünyadan misafir edilen basın mensuplarının sorularını 20 Aralık’ta yanıtladığı geleneksel yılsonu toplantısında, ABD askerinin Suriye’den çekilmesinin sorulması üzerine, “ABD’nin Suriye’den çekildiğine dair emare yok. Afganistan’dan da çekildiklerini söylediler ama hâlâ oradalar” dedi.

Astana’daki diğer partner İran’ın Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 19 Aralık’ta Ankara’da Erdoğan ile ortak basın toplantısında “Fırat’ın doğusundaki duruma bakış açımız Türkiye ile aynı” diyerek Ankara’ya desteğini belirtti.

PKK/PYD terör örgütündeki panik, bu karardaki olumlu boyutu gösterirken, ABD’nin çekilme takvimini 60-100 gün içinde tamamlayacağının ortaya çıkması, ihtiyatlı yaklaşımı da güçlendirdi. Yine Türkiye, ABD’ye olumlu bir adım atarak harekâtı bir süreliğine erteledi. Ancak Erdoğan 21 Aralık’ta yaptığı bu erteleme kararına şu notu düşmeyi de unutmadı:

“Gelişmeler Fırat’ın doğusundaki operasyonda bizi bir müddet daha beklemeye yöneltti ama bu ucu açık bir bekleme değil. Önümüzdeki aylarda Suriye sahasında PKK ve DEAŞ kalıntılarını ortadan kaldıracak bir harekât tarzı izleyeceğiz, bu böyle bilinsin.”

Münbiç’te Hareketlilik

Bölgeden gelen son bilgiler ise Fırat’ın doğusundan çok Münbiç bölgesinde bir hareketlenmenin yaşandığı yönünde oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolündeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarının Münbiç bölgesine doğru yöneldiği bilgileri aktarılırken, Suriye yönetimine bağlı askeri güçlerin de bu kentin güneyine yığınak yaptığı öğrenildi. Suriye sahasında adeta yeni bir oyun kurulurken, Washington’un hamlesinin ne anlama geldiği konusunda uzmanların kafa yorması ise sürüyor.

Ancak bu hareketlilik arasında yaşanan bir gelişme, kararın Washington’u karıştırdığını net bir şekilde gösteriyor. Bu gelişme, Obama döneminde göreve başlayıp Trump döneminde de görevini sürdüren, Türkiye’nin büyük tepkisini çeken eylemlere imza atan ABD Başkanı’nın DEAŞ Özel Temsilcisi Brett McGurk’un istifası oldu.

“Günümüzün Lawrence’ı” olarak anılan McGurk, PYD/YPG’nin de akıl hocası olarak biliniyor. McGurk’un geçmişteki eylemleri hatırlandığında derin ABD’nin Suriye politikasında da olumlu veya olumsuz ciddi bir değişim işaretlerinin geleceğini tahmin etmek zor değil.

McGurk, Lawrence mı, Noel mi?

Hatırlayalım: Başta ABD olmak üzere Batı dünyası kararını vermişti. Yaklaşık yüz yıl önce çizilen sınırlar değişecek ve yeniden kendi istedikleri düzenlemeyi yapacaklardı. Kimseye sormayacaklar, bu bölgedeki Türkler, Kürtler, Araplar, Farslar, Aleviler, Sünniler, Ezidiler vs. pek umurlarında olmayacak, onların kanları üzerinden planlarını hayata geçireceklerdi.

Aynen 100 yıl önceki plan gibiydi. O dönem de Arap ve Ermeni Türk’e düşman ettirilmiş, Kürt için de aynı oyun oynanmıştı. Arapların, Türklerle kanlı bıçaklı olmasının temelleri nasıl atıldıysa günümüzde de benzer bir şekilde Suriye ve Irak coğrafyası üzerinden aynı oyun oynanıyor.

O dönem bu oyunu kuranların sahadaki adamları yıkıcı etki yapmıştı. Örneğin, Thomas Edward Lawrence’ın Arap-Türk çatışmasındaki rolü geçmiş 100 yıl boyunca kitaplara, filmlere konu oldu. Lawrence bölgede çalışan tek İngiliz ajan değildi. Ancak öne çıkan, özellikle de Kudüs’ün işgalinden sonra kendisini Amerikalı gazeteci üzerinden parlatan o idi.

Yine o dönem Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunu kapsayan coğrafya ile bugünkü Irak’ın kuzeyindeki topraklarda Kürtlere yönelik faaliyetleri yöneten bir isim vardı: Binbaşı Noel. Tam adı Edward William Charles Noel’di. Lawrence kadar ünlü olamadı, çünkü 1919 yılından itibaren bölgede İngiliz gizli servisi adına yaptığı çalışmalar, Kürtler ile Türkleri birbirine düşman edemedi. Yine de o dönemler ekilmeye başlanan etnik milliyetçi tohum, günümüzde de halen yıkıcı etkiler yapmakta.

Günümüzde de oyun kurucu olduğu iddiasındaki başta ABD olmak üzere devletlerin adamları sahada görev yapıyor. Çok sayıda asker, istihbaratçı ve diplomat şu an Suriye’nin kuzeyi başta olmak üzere bölgede cirit atıyor. Bunların en bilineni ise Obama döneminde atanmasına rağmen Trump döneminde de görevine devam eden Brett McGurk. ABD Başkanının DEAŞ’a karşı küresel mücadele koordinatörü sıfatıyla görev yapan McGurk için Türkiye’de yapılan tanım, “Kürdistanlı Lawrence”.

McGurk’un Türkiye’de şimşekleri üzerine çekmesine neden olan olay, 30 Ocak 2016 tarihinde Ayn el Arap’a (Kobani) yaptığı ziyaret, terör elebaşlarıyla samimi görüntüler vermesi ve YPG terör örgütünün sözcüsü Polat Can’dan terör örgütünün armasının bulunduğu bir plaket alması oldu. Plaketin üzerinde “YPG Genel Komutanlığı size teşekkür eder”
yazıyordu.

Bu görüntüye Türkiye tepki gösterirken, Washington yönetimi McGurk’un arkasında durdu. Dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, düzenlediği basın toplantısında, “McGurk’un Kobani’ye gidiş nedeni, Kobani’nin DEAŞ’ın elinden alınmasının yıldönümüydü. Bu kişi ile çok önceden ayarlanan bir görüşme değildi. Kürt savaşçıların sözcüsü olarak bu kişi de oradaydı ve McGurk, kendisiyle kısa bir görüşme yapıp, görüş alışverişinde bulundu” diye konuştu. İşin detayları araştırılınca McGurk’un aslında çok daha derinlerde bir çalışma yürüttüğü anlaşıldı.

Gelelim Detaylara…

Esas olarak Obama döneminde koordinatör atanan McGurk’un, Trump döneminde de görevine devam etmesi dikkat çekiciydi. Buna neden olarak bölgede, Amerika’nın siyasetlerini belirleyen esas gücün Pentagon olması gösteriliyor. Dolayısıyla McGurk için hukukçu kimliği olmasına rağmen “Pentangon’un adamı” yorumları yapılıyor. Trump’ın kararından en çok rahatsız olanın da Pentagon olduğunu hatırlamakta fayda var.

Brett McGurk, PKK’lı Şahin Cilo ile ABD arasındaki doğrudan bağlantıyı kuran diplomat. Yani şimdilerde SDG Genel Komutanı sıfatı taşıyan ama özünde PKK dağ kadrosunun en önemli elebaşlarından olan Şahin Cilo kod adlı Abdi Ferhad Şahin ile yakın bir mesai içerisindeler.

PKK/PYD-YPG, Suriye’nin kuzeyinde ilk başta Kürtler dışındaki grupları dışlayıcı ve baskı altına alma tarzında bir politika benimsemişti. Ancak terör örgütü McGurk’un devreye girmesiyle bu politikayı değiştirerek “herkesi kapsayıcı” bir görüntü vermeye başladı. Bir dönem SDG Sözcülüğü yapan ve Kasım 2017’de örgütten kaçan Talal Silo, Brett McGurk’un bu rolünü örneklerle aktardı:

“En başından beri çok etkili. Mesela Çelebiye üssündeki ilk toplantımızda, Münbiç’in kurtarılması konuşuldu. Bunu öneren oydu. Türk tarafını ikna etmemiz için çoğunluğunu Arapların oluşturacağı kente özgü askeri konsey kurulması gerektiğini söyledi. Böylece şehri kurtaranların Münbiç’in kendi evlatları olduğu havası verilmek istendi. Aynı öneriyi Rakka’da da gördük. Önerileri yaparken, ‘Türk tarafını ikna etmemiz gerekiyor’ derdi. Onun için de sahadaki unsurların Araplardan oluştuğu görüntüsünü vermemiz gerektiğini söylerdi. Münbiç Askeri Konseyi bünyesinde Münbiç Türkmenleri Birliği görünüyordu. Oysa içinde kimse yoktu. Ben bile bana bağlı görünen grubun isimlerini uydurarak yazdım. Bu, McGurk’ün talebiyle yapılıyordu. Yine Rakka operasyonuna sadece Arap Koalisyonu’nun katılacağı açıklanmıştı. Aslında Arap Koalisyonu diye bir şey yoktu. Şahin Cilo komutasındaki SDG’nin izlediği politikaları McGurk yönlendiriyordu. Münbiç’in kurtarılmasının ardından, SDG’nin kenti kurtardığını, YPG’nin şehrin dışına çekildiğini, şehirde kalanların oranın evlatları olduğunu belirten bir bildiri yayınlamamızı istedi. Tabii gerçekle alakası yoktu.”

Geçmişte Lawrence’ın bütün Arapları aynı ideal uğruna birleştirme politikasını bugün McGurk’un Kürtler üzerinde uygulanan politikalarda görebiliyoruz. McGurk bir yandan PKK ile ilişki kurarken diğer yandan Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki diğer Kürt grupları da aynı paydada birleştirme gayreti içerisinde hareket etti.

İlginç olan bu hamle, derin Amerika’nın daha önce yaptığı planlamaya uygundu. Örneğin, 2014 yılının yaz aylarında özellikle ABD’deki iktidar yapılanmasına yakınlığıyla bilinen Center for American Progress isimli merkezin 53 sayfalık raporunda Washington yönetimine, bölgedeki Kürtçü yapılanmaların eşgüdümlü hareket etmesinin sağlanması önerilmişti.

McGurk ile Lawrence’ın bir diğer ortak özelliği ise Türk düşmanlığı. Lawrence, Araplar içerisinde ağırlıklı olarak Osmanlı ve Türk düşmanı olan kesimleri örgütlemişti. Özellikle bazı bedevi aşiretlerin o dönem yaptığı Türk katliamlarının perde arkasındaki isim olarak İngiliz ajan gözüküyordu.

McGurk de PKK içerisindeki en şahin ve kanlı teröristlerle bağlantı içerisinde. Şahin Cilo, 2016 yılına kadar PKK’nın sözde Özel Kuvvet yapılanmasından sorumluydu. Bu yapı, PKK terör örgütü tarafından büyükşehirlerimizde yapılan çok sayıda bombalı saldırının sorumlusuydu.

Brett McGurk sadece Suriye’de değil Ankara’da da bolca mekik dokudu. Örneğin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump, 30 Haziran 2017 tarihinde Katar krizi nedeniyle telefonda görüşürken, McGurk de Ankara’da Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlığı koridorlarında geziyordu. Oysa aynı McGurk, 28-29 Haziran’da Suriye’de SDG’nin Rakka ve Tabka civarındaki militanlarını teftiş etmişti. ABD Dışişleri Bakanlığı, bu temaslarla ilgili şu bilgi notunu paylaşmıştı:

“(McGurk) Koalisyonun bütün üyelerini Temmuz ayı içinde siyasi direktörler düzeyinde toplanarak (DEAŞ’a karşı) küresel kampanyanın bir sonraki aşamasını organize ve koordine etmek üzere Washington’da ağırlamayı…”

McGurk, işte bu kapsamdaki Suriye seferinden sonra Türkiye’yi ziyaret etmişti. Yani Türkiye’yi terör örgütü PYD-YPG ile aynı masaya oturtmak istemişti. Ancak bu planı gerçekleşmeden kendisi gitmek zorunda kaldı.

Özetle, McGurk, Lawrence olmaya adaydı. Ancak Binbaşı Noel gibi başarısız olması için Ankara yoğun bir mesai sarf ediyordu. Bu mesai sonuç verdi mi, aynen çekilmenin durumu gibi bilinmez, ancak McGurk, hedeflerine ulaşamadan görevinden ayrıldı. Olaya bir de bu açıdan bakmak ve Türkiye’nin gücünün günümüz Lawrence’ını yediğini söylemek mümkün.

Cevap Yazın