Güçlü Olan Tezin Arkasında Durmak

Dinin iç ahengi ile modernlik arasında ortaya çıkan tenakuzlarda bu ikinci kesimdekiler, modernliğin ürettiği kültürün, dolayısı ile güçlü olan tezin gölgesinde durmaktan vazgeçmiyorlar.

Modern kamusal alanın doğasının ve orada üretilen akıl konusunda ikinci tür tepki akademi ve ilahiyat çevrelerinden bir kesimden geliyor. Onlarda da bir tür hırçınlık ve tiksinme, tavrı belirgin. Fakat bu tavır, bir tür geri tepme olarak kamusal alanın kendisine değil, oraya uyum sağlamakta direnen geleneğe yönlenmiş olarak ortaya çıkıyor. Modernliğin seküler üretim biçimleri karşısında soyutlanmayı tercih eden zümrelerin ürettikleri tekdüze ve çelişkili pratikleri, bu ikinci kesimin yaşam enerjisine dönüşüyor.

Dinin iç ahengi ile modernlik arasında ortaya çıkan tenakuzlarda bu ikinci kesimdekiler, modernliğin ürettiği kültürün, dolayısı ile güçlü olan tezin gölgesinde durmaktan vazgeçmiyorlar. Bu kültürün anlam kalıplarından geleneği hizaya çekme görevini haz alarak yapıyorlar. Bu konuda ürettikleri dil, bir tür tıraş usturasının ya da ameliyat aletlerinin işlevine benzer bir görev ifa ediyor. Akıl, bilim, aydınlanma ve modernlik gibi kelimeler, bazen kesme biçme aletleri olarak geleneğe yönelik bir tür estetik cerrahinin aracı oluyor. Bazen de bir tür oto-sansür olarak geçmişe yönelik bir tür makyaj malzemesi aleti olarak kullanılıyor.

Dinin iç ahengine yönelik bu yaklaşım, gelenekteki birikeni, elindeki kalıba dökemediğinde onu reddetmekte bir sakınca da görmüyor. Kimisi Hz. İsa (as)’ı baba buluyor, kimisi Hz. Hızır kıssası üzerinden Allah’ın ahlakîliğini sorguluyor, kimisi ilahî kelamın ontolojisini tahribe kalkıyor. Bunu da militan bir misyonla ve tahkir edici bir dil ile gerçekleştiriyorlar. Uydurulan dinin mensupları, tinerciler ve şizofrenler kelimeleri havalarda uçuşuyor. Bu yaklaşım bazı kavramları tartışırken insanın mekân ve zamanla ilişki içinde var olan bir varlık olduğunu gözden kaçırıyor. Çünkü insanların mekân ve tarih gibi değişkenlere bağlı olarak algılayışları, kabulleri ve sorgulayışları değişebilmektedir. Dinî tasavvurlar dönüşebilmektedir. Oysa bu hiç hesaba katılmıyor. Kozmolojik tasavvurdaki değişim, dini kavramların algılanmasında, tasavvur ve tasdik sistemlerinin düzenlenmesinde de bir değişim ve yeniden inşaya neden olmaktadır.

Bu sebeple çağdaş algı düzleminin değişmesi gerçeklik modellerini inşa eden farklı tutumları kötülük öznesine dönüştürmez. Öncelikle onların bağlamlarını anlamaya çalışır. Yeni bağlamları öne çıkarıp eskileri kriminalize etmek ancak modernlik adına radikal bir misyon sahibi olmakla açıklanabilir. Çünkü değişimin doğası, kendisine negatif veya pozitif bir misyon yüklenilecek bir durum değil, anlaşılmaya çalışılacak ve yorumlanacak bir olgudur. Fakat bu yaklaşım, modern olanın prestijine sığınarak dini, üzerine geçmişin rutubeti çökmüş bir olguya dönüştürme kolaycılığa kaçmaktadır.

Modernliği dinin karşısına bir karşı dogma olarak çıkartan bu zihniyet, sistemden kovmak istediği geleneksel bir kavram veya algıyı, önce soysuzlaştırmakta ve başka din ve kültürlerden onlara genelojik kimlik çıkartmaktadır. Mehdi, nüzûl-i İsa meselesi gibi kabullerin başka yerlerden intikal ettiğini söylemek, hatta bu haberlerin varlığına inananları aşağılamak ve bunu sonraki nesillere tevarüs ettiren özellikle ilmiye sınıfındaki zevatın dinî, ilmî, aklî, zihnî naifliğinin hatta ihanetlerinin ürünleri olarak görmek açıkçası etiketçi bir kolaylıktan başka bir şey ifade etmez. Bu tür yaklaşımlar, modern hazlar üretebilir, duygusal zaferler kazandırabilir ama metodolojik hatalara düşmekten de kimseyi korumaz. Çünkü bütünün içindeki bir kavramın devşirildiğini söylemek, bütünün devşirildiğine yönelik imayı da kendi içinde barındırır.

Yapısökümcü bu aklın din diline verdiği zarar, bu dilin amacı olan mesaja yönelik tahribat yanında hafif kalmaktadır. Dinin kendi inşa ettiği mefhumları, bilim sınamasına tabi tutmanın verdiği psikolojik üstünlük, dinin hanesine değil seküler bilimin hanesine yazılan bir puan olarak dinin inşa ettiği sağduyuyu bozmakta ve din için yeni bir referans kaynağı olarak bilimi ve araçsal aklı adres göstermektedir.

Bu kesim kendisinin karşısında yer alan her düşünce örgütlenmesini, uydurulan dinin tasavvur dünyasının çocukları olarak nitelemekte ve kendilerinde doktrin parçalama vazifesi görmektedirler. İstismar edilen her kavram üzerinden geleneğe gol atma telaşı içerisinde olan bu yaklaşım, dinin tasavvur yapısını teolojik bir beden öngörüsü üzerinden değerlendirmek gibi bir sonuca denk geliyor. Nasıl ki bir beden kendi yaşam tarihi içerisinde birçok enfeksiyonla karşılaşıyorsa bu yaklaşım sahipleri için de dini kavramların ve bunlara yönelik algıların bir kısmı modern zamanlarda bedende enfeksiyon ve mitler üretiyor. Bu kesimin teklifi, enfeksiyon üreten organın bu bedenden alınmasına yönelik bir refleksten oluşuyor. Bu organ alınınca kurtuluşun geçekleşeceği ve din için sıhhat kriterinin yeniden geçerli olacağı gibi bir kabulden hareket ediliyor. Bağlamlar düzenine bakmadan birçok kavram kolaylıkla bünye dışı ilan edilebiliyor.

Nitekim kuran kıssalarının gerçekliği, mehdi, şefaat, salavat, taklit, ilahi kelamın ontolojisi, hadis inkârcılığı vb. birçok kavramın başına gelen de bundan başkası değildir. Yapı içi ilişkilerde ilgili organın neye tekabül ettiğine dair bütüncül bir fikirden hareket edilmeyince metotsuz ve tutarlılık kriteri meçhul bir operasyon anlayışı ortaya çıkıyor. Zaman geçtikçe yeni algı dünyasında sorun çıkaran teolojik ağırlıklardan da kurtulunması gerekiyor. Cihadı istismar eden birileri ortaya çıkınca cihadı reddetmek için ilahi kelamın ontolojisi üzerinden müdahale gerçekleşiyor. Mucizelerin izah edilememesi sebebiyle reddedilmesi, Kur’an kıssalarının gerçekliği ile ilgili tartışma üzerinden dönüştürülüyor. Rüya ve keramet gibi kavramlar istismar edildiğinde, dinin ürettiği bütün tutum çerçevesinden ilgili kavramlar kazınıyor.

Dolayısı ile bu üslupla gidilirse bahsi geçen teolojik bedende alınmadık organ kalmayacaktır. Modern algılar düzeniyle çatıştıkça beden boşalacak ve zamanla bu beden, birilerinin gelip tarihsel otopsisinin yapılabileceği bir cesametten başka bir şey ifade etmeyecektir. Oysa ki gelenekler, dinin ana algı biçimlerini ele veren soylu (genelojik) içerikler taşımaktadır. Dolayısı ile her kavramın izlenilen bir dünya manzarasına ait olduğunu unutmamak gerekir. Yoksa manzarası değişince kavramlarını da değiştirme ihtiyacı duyan reaksiyoner bir duygu dünyasının ve günün iradesinin esiri olmaktan kurtulmak, kaçınılmak olacaktır. Belki de bugün modernlik adına üretilen yeni kabullerimiz sonraki çağların ve yarınların hurafe nitelemelerine uygun hedeflere dönüşmekten kurtulamayacaktır. Hatta geleneğin hurafelerinden daha acımasızca eleştirilecek modern hurafeler yakıştırması ile yaftalanarak.

Dr. Özkan Öztürk Yazdı

Cevap Yazın