Endonezya Bize Çok Uzak (Sanma), Endonezya Bize Çok Yakın

Türkiye Diyanet Vakfı 2018 yılı kurban organizasyonu kapsamında Endonezya’ya gideceğiz. Yolculuğumuz ben ve arkadaşım Muhammed Tarık Albayrak ile birlikte, 17 Ağustos 2018 günü Ankara Esenboğa havalimanında başlıyor. Aktarmalarla beraber yaklaşık 18 saat sonra Başkent Jakarta’ya varıyoruz. Havalimanında, programımıza Almanya’dan katılan gönüllümüz Halit Çetinkaya ile buluşuyoruz ve 3 kişilik ekibimiz tamamlanıyor. Ülkemizden binlerce kilometre uzaklıkta, Endonezyalı Müslüman kardeşlerimizle geçireceğimiz bayramın mutluluğu ve derin heyecanı içerisindeyiz.

Güney Asya’nın en ucunda bulunan Endonezya, 263 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi.XIII. yüzyılda, İslâm şahsiyet ve vakarını temsil eden tacirler, doğruluk ve dürüstlükleriyle bölge halkınının İslâm’la şereflenmesine vesile olmuşlar, İslâm yüzyıllar içerisinde tüm adalara yayılmış, bugün ise dünyada Müslüman yoğunluğunun en fazla olduğu ülke hâline gelmiş. Endonezya, okyanus üzerinde yayılmıştır ve ekvator kuşağının her iki tarafınada yer almaktadır. Binlerce adadan oluşan ülke olağanüstü doğal güzelliklere ve zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Tüm resmî veriler ülke ekonomisinin iyi olduğunu söylesede birçok bölgede durumun pek te öyle olmadığını görüyor ve öğreniyoruz. Küresel sömürü sisteminin burada da kendini göstermesiyle maalesef olması gereken ekonomik seviyelere ulaşamamış. Gelişmiş ülkeler arasında gösterilmesine rağmen başkent ve büyük şehirler dışında; kırsalda yaşayan milyonlarca aile günlük 1 dolar karşılığında yaşam mücadelesi veriyor. Bu durumun millî gelirin adil paylaştırılmadığının göstergesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçim kaynakları, tarım, hayvancılık ve balıkçılık olan Endonezya halkının, mücadele etmek zorunda kaldığı bir başka sorun ise depremler ve tsunami.Ülke deprem kuşağı üzerinde bulunuyor, hemen her yıl yaşanan doğal afetler karşısında bölge halkı çaresiz kalıyor.

Ülkede farklı kültür ve yaşam biçimleri bulunmaktadır. Müslümanların en yoğun olduğu bölge ülkenin batısıdır,doğuya gidildikce bu yoğunluk azalır. Ülkenin doğusunda bulunan Papua ve Kalimantan adalarında ilkel yaşam süren topluluklar bulunmaktadır.

Programımız boyunca gittiğimiz her bölgede güler yüzle bizleri karşılayan Endonezyalılar, Türkiye halkına ve Cumhurbaşkanımıza olan sevgi ve muhabbetlerini her fırsatta dile getirmekten geri durmadılar. Ülkemizdeki tüm gelişmeleri yakından takip ettiklerini, başımıza gelen sıkıntılardan kurtulmamız için bize dualarını esirgemediklerini sohbet ettiğimiz kişilerden öğreniyoruz. Konuştuğumuz birçok Endonezyalı gencin hayalinde Türkiye’de üniversite de okumak, hatta mezun olduktan sonra Türkiye’ye yerleşmek var. Şu an bin civarında Endonezyalı genç Türkiye’de muhtelif şehirlerde üniversite de okuyor, sayının önümüzdeki yıllarda daha da artacağı söyleniyor. Bu öğrenciler, kurmuş oldukları dayanışma birlikleri sayesinde kendi ülkelerinde çeşitli etkinliklerle ülkemizin tanıtımını yapıyorlar. Neden? Bu ilgiyi sadece ekonomik kaygılarla açıklamak doğru değildir. Türkiye’yi onlara cazip kılan daha derinden bir damar olsa gerek, çünkü yabancı ülke gözüyle bakmıyorlar Türkiye’ye. Kendilerini daha güvende hissedecekleri bir yer olarak görüyorlar ülkemizi. Endonezya’dan hac yolculuğuna çıkan kafileler, bir dönem ümmete önderlik yapan halifenin yaşadığı topraklar olarak gördükleri, başta İstanbul olmak üzere ülkemizdeki birçok tarihî mekânı ziyaret etmeden geçmemeleri, aramızdaki kuvvetli bağın bir başka tezahürü olsa gerek.

Endonezya deyince akla gelen bir başka bölge ise Banda Açe.Sumatra adasının kuzeyinde, özerk bir bölge olan Açe, Türk halkının gönlünde ayrı bir yere sahip. 2004 yılında, 260 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan deprem ve ardından gelen tsunami, şehri yerle bir etmiş, taş üstünde taş bırakmamış. Bu büyük felâket dünya Müslümanlarının dikkatini bu bölgeye çekmesine sebep oldu. Türk halkı da ülke genelinde seferber olarak, yaraların sarılması için yardım gönderen ülkeler arasında en ön sıralarda yer aldı. Aradan geçen 14 yıl içerisinde şehir imar edilip felâketin etkileri silinmiş gibi görünse de psikolojik etkileri hâlâ devam etmekte.

Açe halkı ile Türk halkı arasındaki sevgi bağları yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. 1560 yılında Açe hükümdarının acil yardım talebine, Osmanlı İmparatoru II. Selim tarafından savaş ve yardım gemileri gönderilerek destek olunmuş, ülkenin Portekiz istilâsından kurtarılarak refaha kavuşması sağlanmış. Bu süreçte Açe’den geri dönmeyerek bölgeye yerleşen Osmanlı askerlerinin, denizcilerinin ve din adamlarının soyundan gelenlerin yaşadığı bir de Türk köyü bulunmakta. Köyün ismi Bitai. Köy halkı kendilerini Türk olarak tanımlıyor. Tsunamide zarar gören köy, Türkiye tarafından yeniden inşa edilmiş. Köyde Osmanlı askerlerinin yattığı, o döneme ait tarihî izler taşıyan, Türk mezarlığı bulunuyor. Mezarlığın hemen yanı başında bir de müze var; tarihî belgeler, levhalar, resimler ve Osmanlı kadırgasının temsili maketi müzede sergileniyor.

Türkiye Diyanet Vakfının ülkedeki varlığının önemi

Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Vakfımızın bu ülkede yüklenecek olduğu görev İslâm dininin doğru tanıtılması ve istismarının engellenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu Müslüman coğrafya ile kuracağımız kardeşlik köprüleri, ülkemizin bin yıllık İslâm ve kardeşlik kültürünün doğru aktarılmasını sağlayacak; onların, batı dünyası ile kuracakları ilişkiye rehberlik edecek, bu hizmetlerin zaman içerisinde kurumsallaşarak ilim, irfan ve ekonomik münasebetlere zemin hazırlayacağı umulmaktadır.

Türkiye’de okuyan Endonezyalı ve Açeli öğrencilerin kurmuş olduğu dayanışma birlikleri aracılığı ile ülkelerinde her yıl ülkemizi ve üniversitelerimizi tanıtan bir dizi etkinlik düzenlemekte, basının da katıldığı programlar oldukça yoğun geçmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfının bu tür organizasyonlarda yer alması, ülkemizin tarihî, mimarî ve kültürel değerlerinin tanıtılmasına önemli ölçüde katkı sağlayacaktır. Meselâ Endonezya’daki Müslüman kardeşlerimize Türkiye’nin tecrübe ve birikimini yansıtan TDV İslâm Ansiklopedisi, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Diliadlı tefsiri ile Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi’nin Endonezya dilinde ve İngilizce broşürler hazırlanarak müstakil bir programla ilim adamları ve araştırmacılara tanıtımı yapılmalıdır.

Endonezya’da din eğitimi bizdeki Diyanet İşleri Başkanlığına benzer yapıda bir kuruma bağlı olarak yürütülüyor. Din hizmetinin güçlü olduğu yerler kadar zayıf olduğu yerler de var. Meselâ doğu kesimi ile batı kesimi arasındaki küçük bir mukayesede bile bu bariz biçimde görülebilmektedir. Hristiyan nüfusun yoğun olduğu doğu ada bölgelerinde okul sayısının ve din eğitiminin yetersizliği buradaki farklı dinlerin yayılmasının sebebi olarak gösteriliyor. Bu bölgelerde bulunan lise ve ortaokul düzeyindeki okulların eğitim desteğine ihtiyacı var. Ekonomik imkânlarının daha kısıtlı olduğu doğu bölgelerinden ülkemizde üniversite okumaya gelen neredeyse yok gibi. Vakfımızın yapmış olduğu burs değerlendirmelerinde bu bölgelerden yapılan taleplere kota ayrılması veya öncelik verilmesi, onlarında ülkemizde üniversite de okumalarının önünü açacaktır.

Açe’de, Türkiye’deki üniversitelerden mezun olmuş, Türkçeyi çok iyi konuşan Açeli eğitmenler tarafından kendi kurdukları dernek çatısı altında, Türkçe dersleri veriyorlar. Talep oldukça fazla, katılımcılar 5 ilâ 15 yaş aralığında çocuklar ve gençler. Şu an bu faaliyet birkaç kişi tarafından yürütülüyor. Küçük çaplı bir kurs olarak başlatılan bu çalışma, kültürel yakınlığın diğer yakınlık arzularına (ticarî, ekonomik, iş imkânı, vb.) zemin hazırladığının bir göstergesidir. Endonezyalı Müslümanların Türkiye’de hayat arayışı anlaşılabilir ve geliştirilmesi gereken bir duygudur.

Türkiye Diyanet Vakfının, kurban organizasyonları ve insanî yardım çalışmaları ile ayakta tutmaya çalıştığı tarihî bağlar; kuracağımız dinî, kültürel, insanî ve ekonomik münasebetler sayesinde daha da sağlamlaşacaktır. Atacağımız her adım, bizden binlerce kilometre uzakta yaşayan bu halk ile coğrafî uzaklığı ortadan kaldıracak, kardeşlik köprülerimizi yıkmak isteyen art niyetli emperyalist güçlerin tuzaklarını boşa çıkaracaktır. Endonezya bize çok uzak (sanma), Endonezya bize çok yakın.

Deprem ülkesinde depremsiz kalamazdık

Endonezya’da son iki ay içerisinde üç büyük deprem meydana geldi. Bu depremlerde büyük maddî hasarlar ve çok sayıda ölümler gerçekleşti. Bunlardan birini dekurban organizasyonu için Lombok adasında bulunduğumuz sırada ekip arkadaşım Muhammed Tarık Albayrak ile beraber yaşadık.

TDV kurban organizasyonu kapsamında Lombok adasının Mataram şehrindeyiz. Birkaç hafta önceki depremde yıkıma uğrayan ve yaklaşık dört yüz bin kişinin çadırlarda kaldığı bölgelerde, kurban hisselerinin dağıtımını gerçekleştireceğiz. Adaya, başkent Jakarta’dan geldiğimiz, 19 Ağustos Pazar günü saat 22.00 sıralarıydı. Otelin altıncı katındaki odamızda istirahat hâlindeyken büyük bir gürültü ile sallanmaya başladık, ardından elektrikler kesildi. Odadan çıkmak için kapıya doğru yöneldik, sallantının şiddeti ilerlememizi zorlaştıracak boyuttaydı. Duvarlardan gelen gıcırtı seslerine uğultular eşlik ediyordu. Odadan dışarı çıktığımızda koridor da göz gözü görmüyordu. Bir süre telefonlarımızın ışıkları ile acil çıkış kapısını bulmaya çalıştık, otelde kalan diğer insanlar telâş içerisinde sağa sola koşuşturuyorlardı. O an sadece memleketimizden binlerce kilometre uzakta bulunan ailelerimize kavuşmayı düşünüyorduk, dilimizde dualarla Rabbimizden bizi buradan sağ salim çıkarmasını diliyorduk. Bir süre sonra yangın merdivenlerine ulaşıp kendimizi dışarı atmayı başarmıştık. Dışarısı ana baba günüydü; birçok insan ayakkabılarını giyecek vakit bulamamıştı. Görevliler kalabalığı otelden uzakta durmaları için sürekli uyarıyorlardı. Siren seslerinden yakınlarda yıkılmış evlerin olabileceğini anlıyorduk. İlerleyen dakikalarda birkaç büyük artçı deprem daha yaşadık. Görevliler otele yaklaşmamıza izin vermiyorlar, otelin hasarlı olduğunu söylüyorlardı. Dışarıda kaldırım üzerinde, tedirgin bekleyişimiz sabaha kadar devam etti. İrtibata geçtiğimiz Anadolu Ajansı muhabirinden depremin 7 şiddetinde, merkez üssünün ise bulunduğumuz yere yakın bir kasaba olduğunu öğrendik.

Sabah olup ortalık aydınlandığında, çalışmalarımızda eşlik etmek üzere görevlendirilen partner kuruluş yetkilisi Amir Beyden bizi depremin en çok etkili olduğu bölgeye götürmesini istiyoruz. Dün gece yaşanan deprem muhtemelen başka yıkımlarla beraber evsiz sayısını artırmıştı. Vakit kaybetmeden bölgeye gitmek üzere hareket ediyoruz. Coğrafya oldukça dağlık, yol inişli çıkışlı ve virajlı, yolda yer yer heyelan sonucu zarar gören kısımlar olsa da aracımızın araziye uygun olması ilerlememizi etkilemiyor. Yol ilerledikçe geçtiğimiz köylerin durumundan felâketin boyutları daha da net anlaşılıyor. Taş üstünde taş kalmamış; evler, sağlık birimleri, camiler, okullar yerle bir olmuş. Yol üstündeki köylerden birinde durup, bölgenin durumunu daha yakından görmek istiyoruz. Partnerimiz bizi yardım çalışmalarının yürütüldüğü, koordinasyon merkezine götürüyor. Yerel yardım kuruluşları tarafından oluşturulan bu merkezde, gemilerle limana gelen gıda ve diğer yardım malzemelerinin bölgeye nakli ve dağıtımı gerçekleştiriliyor; kurulan seyyar mutfaklar ile halkın günlük gıda ihtiyacını karşılanıyor. Biz de bayram günü kesilecek olan kurbanlarımızın bu mutfaklarda pişirilerek halka dağıtmak istediğimizi söylüyoruz. Bizimle son durumla ilgili bilgiler paylaşıyorlar, ne kadar ailenin evsiz olduğu, yaralılar, eğitim gören çocukların ihtiyaçları vs. gibi birçok bilgi, manzara içler acısı, fakat karamsar değiller. Önlerindeki en acil mesele bir an önce kalıcı evler inşa edip halkı yağmur mevsimi gelmeden buralara yerleştirebilmek, ardı arkası kesilmeyen yağmurlar başladığında işlerin daha da zorlaşacağını biliyorlar.

Dikkatimizi çeken bir başka husus ise halkın gününün büyük kısmını mescit hâline getirdikleri çadırlarda geçiriyor olmaları. Tüm olumsuzluklara rağmen yaşadıkları coğrafyanın kaderleri olduğunun bilincindeler. Çadırlarda toplu hâlde namazlarını eda ediyorlar, ardından uzun uzun tespihat ve dualarla Rablerine yalvarış ve yakarışta bulunuyorlar. Her gün yatsı namazından sonra çocukların da katılımıyla yüksek sesle Yasin Sûresini okumak ise âdetleri olmuş. Bu çadırlardan birine girerek izlenimler edinmek ve orada bulunan halkın acılarını paylaşmak istiyoruz. Kıyafetimizdeki ay yıldızlı bayrağı görmeleri kendimizi tanıtmamız için yeterli oluyor, “Türki Türki…” nidaları bir anda çadırı kaplıyor. Onlara, bizlere vekâlet vererek kurbanlarını gönderen Türk halkının ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Diyanet İşleri Başkanımız Prf. Dr. Ali Erbaş Hocamızın selâmlarını iletmemizle birlikte çadırdaki coşku bir kat daha artıyor. Bu manzara Vakfımızın çalışmalarına katılan her gönüllü arkadaşımızın, dünyanın her bölgesinde karşılaştığı manzaralarla aynı olduğunu biliyoruz, umut ve dualardaki ülke Türkiye! Onlara Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurduğu üzere; “kardeş olduğumuzu, tarağın dişleri gibi bir ve eşit olmamız gerektiğini, tıpkı vücudun azaları gibi ayrılmaz bir bütün olup birbirimizin acılarını hissetmemiz gerektiğini” söylüyoruz, bu duygu ve düşünceler ile burada olduğumuzu bilmelerini istiyoruz. Biz de onlardan, ülkemiz ve yeryüzündeki tüm mazlumlar için dua talebinde bulunarak yanlarından ayrılıyoruz.

Bayram günü kurbanlarımızın dağıtımlarını gerçekleştirdiğimizde yaşadığımız bütün zorluklar unutulmuş, geriye sadece ümmetin güler yüzlü, lâtif insanlarına yapmış olduğumuz bu güzel hizmetin mutluluğu kalmıştı. 2018 yılı kurban organizasyonunda, vakıf merkezinde ve dünyanın dört bir yanında fedakârca çalışan tüm gönüllü kardeşlerimi tebrik ediyorum.

Osmanlı torunu olmak,kıtalar aşan ecdadımızın yüzyıllar önceki mübarek izinden gitmek, büyük ve dünya ülkesi vatandaşı pasaportuna sahip olmak, ihtiyaç sahiplerinin yanında olmak, “veren elin alan elden üstün olduğunu” yaşamak, çağın insanının damarlarından çekilen merhameti kuşanmak inanılmaz, anlatılamaz ve ancak yaşanılınca hissedilebilecek bir duygudur. Bu duyguları yaşamamıza sebep olan hayır sahiplerine dua ediyor ve ecdadımızı hayırla yâd ediyorum.

Bir de Endonezya’ya giderken okuma hazırlığı yapmaya fırsat bulamamıştım. Bu yazıyı kaleme aldıktan sonra başta İsmail Hakkı Göksoy Hocanın Vakfımız yayınları arasından çıkan doktora çalışması Endonezya’da İslâm ve Hollanda Sömürgeciliğiolmak üzere Türkçede bulabileceğim kitapları okumayı plânlıyorum.

Sinan İnanlı

TDV Personeli

 

Cevap Yazın