“Veliaht Prens Eski Gücüne Kavuşamaz”

Suudi hanedanı, Cemal Kaşıkçı cinayetinin üstünü örtemedi. Bunda Türk Devleti’nin gerçekleri ortaya çıkarmaya yönelik hamleleri etkili oldu. Batı dünyasından ve iç kamuoyundan ciddi tepkiler yükselmesine rağmen Washington yönetimi, başta Veliaht Prens Muhammed bin Selman olmak üzere Suud hanedanının arkasında durmaya çalışıyor. Yörünge’ye açıklamalarda bulunan Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, önümüzdeki sürecin kolay
geçmeyeceğini vurguladı.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda, bizzat Suudi yetkililer tarafından katledilmesinin yankıları sürüyor. Olayın bölge hatta Suudi Arabistan’ın, ABD ile ekonomik ağırlıklı ilişkileri nedeniyle dünya dengelerini etkileyici boyutu olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Biz de son gelişmeler ışığında olayı Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk. Cinayetin, ekonomik boyutunun da küresel boyutta etkili olacağını vurgulayan Pekin, cinayetin ortaya çıkarılmasında Türk istihbaratının yaptığı çalışmanın etkili olduğunun altını çizdi. İsmail Hakkı Pekin’in, Yörünge’ye yaptığı açıklamalar şöyle:

Bir cinayet var ve herkes bunun müsebbiblerinin cezalandırılmasını istiyor. Hatta işin Veliaht Prens’e dayandığını üç aşağı beş yukarı herkes öğrendi. Bu çerçevede de Suudi Arabistan’ın cezalandırılması isteniyor. Ancak ABD, bu konuda hassas. Muhammed bin Selman ve bazı adamlar var ve ABD, bunlardan vazgeçmek istemiyor. Çünkü ABD’nin planını gerçekleştirecekler. Bölgeyi yeniden dizayn etmek gibi. ABD, beceremediği Büyük Ortadoğu Projesi’ni Arap gücüyle gerçekleştirmek istiyor. BOP’un esası, İsrail’in güvenliğini, petrol bölgelerinin, enerji kaynaklarının kontrolünü sağlamak, İran’ı çevirmek ve bölgede Irak ile Suriye’yi parçalayarak bir federasyon şeklinde zayıf devletler oluşturmak istiyorlar. Türkiye’de de bu çerçevede PKK’yı destekliyorlar. Kürt Devleti kurmak istiyorlar. Bunu yapmak için belli güçlere ihtiyacı var. Bu da Suudi Arabistan…

Türkiye’yi kullanmaya çalıştılar. BOP Eşbaşkanlığı vs. gündeme gelmişti. Türkiye işin kendisine uzandığını net bir şekilde görünce vazgeçti. Türkiye’nin, Müslüman Kardeşler’i desteklemesi de işi bozdu. Olmayınca Suudilerin liderliğinde bu işi yapmaya yöneldiler. Arap Ordusu gibi projelerle bu işi yürütmeye çalıştılar.

Suudi Arabistan çok zengin bir ülke. Dolayısıyla ABD’nin ihtiyacını karşılayacak ve 450 milyar dolarlık yatırım yapacaklar. 110 milyar dolarlık silah satın aldılar. Bu, bir milyon kişiye iş demek. Bu işin bir boyutu. Peki, Suudiler bunu nasıl yapacaklar? Aramco ile… Aramco’nun bir kısmını borsaya açacaklar. Gelen para ile ABD’ye yatırım yapacaklar. Ayrıca ABD açısından İran boyutu da önemli. Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri ile İran’ı çevrelemeye çalışacaklar. Yaptırımlarda İran’a “petrol satamazsın” dediler. Bu durumda petrol fiyatları artacaktır. Bu da ABD’nin zorlanması anlamına gelir. Petrol fiyatlarının artmaması için yine Suudileri kullanacaklar. Onlar üretimi artıracaklar. Ekonomik boyut dışında Suudi Arabistan, Sünnilerin lideri ve bölgede, İsrail’in neredeyse en önemli müttefiki. Bu nedenle de Suudi Arabistan, ABD için vazgeçilmez.

Bu Konuda Batı İçinde Bir Bütünlük Yok

Burada ABD, İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Mısır dahil olmak üzere bir grup var. Beraber çalışıyor ve İngiltere’yi içlerine almıyorlar. Bölgeye sokmak istemiyorlar. İngiltere ise buradan, yani Aramco’dan pay almak istiyor. Çünkü Aramco’yla ilgili proje, bir trilyon dolar gibi büyük bir proje. İngiltere’nin Cemal Kaşıkçı ile irtibatlı olduğu görünüyor. MI6’in Kaşıkçı’yı korumasından bahsediyorlar. Muhtemelen Kaşıkçı’da İngilizlerle çalışıyordu. Kaşıkçı’ya baktığımızda sonradan istihbarat başkanı olan Türki bin Faysal’ın danışmanlığını yaptığını da görüyoruz. Gazeteci kimliğinde önemli görüşmeler yapıyor. Örneğin, Afganistan’da mücahitlerle görüşüyor. Kaşıkçı çok önemli konularda bilgi sahibi. Aramco’nun Genel Sekreteri ile de çok yakın. Özetle sözünü ettiğim dizayna İngiltere, Fransa, Almanya’yı almazlarsa onlar da bu işten para alamayacak, paranın büyük kısmını ABD götürecek demektir. İngiltere, Almanya, meseleye bu çerçevede bakıyor. Fransa, ABD’nin yanında yer almak istiyor ama o bile bu işten nemalanamıyor. Bu nedenle asıl mesele para ve İsrail’in güvenliği sorunu. Bu arada Mısır ile Suudi Arabistan arasında bu konuda liderlik rekabeti var. Yani çatışma sadece Batılılar arasında değil, bölgedeki müttefikler arasında da çatışmalar, sorunlar var. Bu sorunlar da kolay kolay ortadan kaldırılabilecek sorunlar değil.

Belki bir taşla birkaç tane kuş vurmayı düşündüler. Belki Türkiye’de öldürüp veya kaybedip suçu Türkiye’nin üzerine atacaklardı. Dolayısıyla dünyada zor durumda bırakacaklardı. Orta Doğu’da da suçlu pozisyonuna sokup, hareket edemez hale getireceklerdi. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye’nin arası özellikle bin Selman dolayısıyla iyi değil. Adam Türkiye ile İran’ı şer ekseni olarak görüyor. Fırat’ın doğusuna yardım ediyor. Planlarında bölgede, Sünni liderlik yapmak ve Türkiye’nin etkisini silmek var. Muhammed bin Selman’ın, Türkiye’ye bir faydası olmayacak. Türkiye de Veliaht Prens üzerinden hamle yapıyor.

Astana sürecini olumsuz etkileyeceğini sanmıyorum. ABD, İran’ı bölgeden çıkarmaya ve İran ile Lübnan Hizbullah’ının bağını koparmaya çalışıyor. Ambargo konusu bu nedenle önemli. Arap NATO’su kurma çabaları da bu politikanın bir yansıması. İran’da iç karışıklık çıkarmak öyle kolay bir olay değil. Dolayısıyla Türkiye’ye ihtiyaçları var. ABD’nin son dönemde Türkiye’ye yönelik Münbiç’te, PKK elebaşlarının başına ödül konması vs. gibi konularda jestlerde bulunuyor. Yani havuç gösteriyor. Amaç, Türkiye’yi, Astana sürecinden koparmak, Rusya ile işbirliğini kesmesi. Ancak Türkiye bu konuda geri adım atmıyor, işbirliğine devam ediyor. Ancak şunu da görmezden gelemeyiz: Türkiye, Batı’ya maalesef göbeğinden bağlı durumda. 1980’den sonra özellikle ekonomik anlamda bir bağ kurulmuş. Kolay kopacak bir bağ değil.

Türkiye, ABD’nin Dengesini Bozacak Hamleler Yapmalı

Batı’nın kendi içinde çelişkiler var. Aslında Astana’ya baktığımızda da bazı ayrılıklar görülüyor. Mesela Rusya, “Kürtler olmadan bu iş olmaz” diyor. Rusya ve İran, ABD’nin bölgeden çıkmasını istiyor. Mesela Rusya, bir federasyona razı gibi. Ancak Türkiye’nin politikası, ABD’nin bölgeden çıkmasından çok PYD’ye destek vermemesi yönünde görünüyor. Ama işin gerçeği de Suriye’de, Kürtleri hesaba katmadan bir şey yapmak zor görünüyor. Anayasada muhtemelen onlar da olacak. Ama Türkiye’nin derdi, PYD’nin masada olmaması. Yani orada da sorunlar var. Geçenlerde Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı, Rusya’ya gitti bu konuları görüşmek için. Mesela İdlib meselesi var. Belki de Ruslar, operasyon yapmayı düşünüyor. Son durumu, nasıl bir yöntem geliştirilebilir, zaman zaman ateşkesi bozanlara ne yapılabiliri konuştular büyük ihtimal. Türkiye’nin Astana sürecini, Rusya ve İran’la işbirliğini devam ettirmesi, hatta Suriye ve Irak’la da işbirliği yapması gerekiyor. Türkiye ancak böyle hamlelerle ABD’nin dengesini bozabilir. Yoksa bir taraftan Astana’da bir şeyler yaparken öbür yandan ABD’den jestler beklemek sürdürülebilir durum değil.

Bir Karar Noktasına Doğru İlerliyoruz

Daha ne kadar iyi niyetle ABD ile işbirliği yapılabilir? Türkiye elbette ortaya çıkan fırsatlardan faydalanmalı. Ancak ne kadar devam edebilir, bilmiyorum. Sonuçta Suriye’nin eski ulus-devlet yapısına dönemeyeceğini düşünüyorum. Federal yapıya doğru gidiyor. Irak gibi bir yapıya dönüşme ihtimali çok yüksek. Şunu da vurgulamak lazım, ABD ile sadece bu bölgede de sorun yaşamıyoruz.  Doğu Akdeniz var, ekonomi var vs. Bir karar noktasına doğru ilerliyoruz.

Örneğin, ekonomi ciddi bir zafiyet. 24 Ocak kararları sonrasında bu zafiyetler oluştu ve Batı da bunu iyi biliyor. Batı dünyasını da iyi analiz etmek gerekiyor. Örneğin, kendi içlerinde sorun yaşamasına rağmen ABD, İngiltere, Hollanda birlikte hareket ediyor. İngiltere’nin etkisindeki ülkeleri saymıyorum bile. Temel menfaatlerde hep ABD’nin yanındalar.

Ayağınız, Orta Doğu’ya basmadan olmaz. Burası enerjinin, hammadenin olduğu bir yer. Afganistan, Afrika’nın bir kısmı da dahildir Orta Doğu’ya. Öyle baktığınızda, çok kritik bir coğrafya olduğunu, elde tutmak gerektiğini göreceksiniz. Burayı kontrol ettiğinizde enerjiyi, nereye gideceğini, hatlarının emniyetini sağlıyorsunuz, petrolün varil fiyatlarını ayarlayabiliyorsunuz… Çok kritik bir coğrafya. Bütün bu işleri başarabilmek için sadece Suudi Arabistan ile olmaz. Türkiye’yi yanınıza almak zorundasınız. Türkiye’yi yanınıza almazsanız İsrail’in güvenliğini sağlayamaz, İran ve Rusya’yı çeviremezsiniz. Soğuk Savaş dönemi gibi politikalarla olmaz. O zaman siyah ve beyaz gibi ayrılmıştı. Ama şimdi ülkelerin hem birlikte menfaatleri hem de kendi içlerinde çatışmalar var. Olay çok daha çetrefilli. Yani satrancın çok daha iyi oynanması, hamlelerin iyi hesaplanması, 5-6 hamle sonrasını bilmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında evet, Türkiye oyun kurucu değil ama kurulan oyunları bozma konusunda güce ve kabiliyete sahip. Kaşıkçı olayında bunu çok iyi gördük. Oyunu nasıl bozduğunu, ABD’yi, Suudi Arabistan’ı ve müttefiklerini nasıl zor duruma düşürdüğünü gördük. Bunlar ileride ABD ve Batı tarafından Türkiye’ye önemli bir ülke olarak bakılmasına ve her zaman gücünün tırpanlanması çabalarına neden olabilir.

Türkiye’nin Önümüzdeki Dönem Mücadele Alanları

Emniyet işin içine girdi ama ondan çok MİT bu işin içindeydi. Bence iyi bir sınav verdi. Muhtemelen takip ediyorlardı. Ayrıca Cumhurbaşkanı bu işi iyi yönetti. Zaman zaman bilgiler sızdırıldı ve bu bilgilerle dünya kamuoyu yönlendirildi. Bu işin cinayet olduğu Suudilere kabul ettirildi. Mesela ABD’liler şunu gördü: Türkiye birçok şeyi biliyor. Onları korkutan da o. Türkiye’nin ne bildiğini de biliyorlar. Onları bu cinayeti kabul etmeye zorlayan da bu. Bu adımlar Türkiye’nin bölgede ve Avrupa’da elini güçlendirdi. Yani Türk istihbaratı siyaset mekanizmasıyla beraber bu işi çok iyi yönetti.

Suudiler, Türkiye sussun, konuşmasın, herhangi bir şey yapmasın demek istiyor. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye arasında söylediğim gibi PYD’ye destek verilmesi nedeniyle gerilim var. Onların yapmak istedikleri, Türkiye’nin susması ve bu işin kapatılması. Bundan sonrasını anlamak için şunu görmek gerekiyor: Türkiye, Muhammed bin Selman’ın veliahtlıktan alınmasını istiyor. Oysa ABD’nin oyunu çok büyük. Bölgeyi dizayn etmek için bu adamlara çok büyük yatırım yaptı. Mesela Donald Trump’tan önceki başkan Barack Obama ilk defa Türkiye’yi ziyaret etmişti. Bill Clinton da Türkiye’yi ziyaret etmişti. Trump ise Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Baktılar bu iş, Türkiye ile olmuyor. Çünkü Türkiye bazı konularda farklı düşünüyor, kendi talepleri var. Bu yüzden yapmak istediklerini Suudilere yaptırmaya çalışıyorlar. Türkiye ise taleplerinin arkasında duruyor. Bu iş devam eder. Türkiye geri adım atmaz. Muhammed bin Selman’da yıprandı. Yarın öbür gün kral olduğunda ABD ne kadar desteklerse desteklesin, eskisi kadar güçlü olmayacak.

Bundan sonra Türkiye çok daha büyük, zorlu çekişmelerle gündeme gelebilir. Örneğin, İsrail’le aramız daha da bozulabilir. Türkiye’yi, Doğu Akdeniz’de sıkıştırmaya çalışabilir. Mısır’la işbirliği yapabilir. Kürtlerle iletişimini kuvvetlendirebilir. Türkiye karşı hamle olarak İran’la ilişkisini güçlendirebilir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Orta Doğu’da, İran ve Rusya ile birlikte ABD’ye, Arap Birliği’ne, İsrail’e karşı bir mücadelesi var. Bu mücadelede
Türkiye mutlaka Irak ve Suriye’yi de yanına almalı.

Cevap Yazın