Veliaht Prens Eski Gücüne Kavuşamaz

Genelkurmay Eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin:

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda, bizzat Suudi yetkililer tarafından katledilmesinin yankıları sürüyor. Olayın kriminal boyutu olduğu kadar siyase ve istihbari boyutları da günlerdir tartışılıyor. Olayın bölge, hatta Suudi Arabistan’ın ABD ile ekonomik ağırlıklı ilişkileri nedeniyle dünya dengelerini etkileyici boyutu olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bizde son gelişmeler ışığında olayı Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk.

ABD, Suudi Arabistan üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etmek istiyordu. Ancak Cemal Kaşıkçı cinayeti bu konuda Washington için ciddi sıkıntılara neden oldu. ABD içi de dahil olmak üzere Batı kamuoyu cinayetteki veliaht prens bağlantısını sorguluyor ve arka arkaya yaptırım kartları ortaya çıkıyor. Son olarak Amerikan istihbarat teşkilatının cinayetteki Veliaht Prens parmağını kabul etmesine rağmen ABD Başkanı Trump, Suud hanedanına ve Prens Muhammed bin Selman’a sahip çıkmaya devam etti. Son gelişmeler ışığında bakarsak meseleyi nasıl okumamız gerekiyor?

Bir cinayet var ve herkes bunun müsebbiblerinin cezalandırılmasını istiyor. Hatta işin Veliaht Prens’e dayandığını üç aşağı beş yukarı herkes öğrendi. Bu çerçevede de Suudi Arabistan’ın cezalandırılması isteniyor. Ancak ABD bu konuda hassas. Çünkü Muhammed bin Selman ve bazı adamlar var ve ABD bunlardan vazgeçmek istemiyor.

Neden bu kadar önemliler?

Çünkü ABD’nin planını gerçekleştirecekler. Bölgeyi yeniden dizayn etmek gibi. ABD, beceremediği Büyük Ortadoğu Projesi’ni Arap gücüyle gerçekleştirmek istiyor. BOP’un esası İsrail’in güvenliğini sağlamak, petrol bölgelerinin, enerji kaynaklarının kontrolünü sağlamak, İran’ı çevirmek ve bölgede Irak, Suriye’yi parçalamak suretiyle bir federasyon şeklinde başlamak suretiyle zayıf devletler getirmek istiyorlar. Türkiye’de de bu çerçevede PKK’yı destekliyorlar. Kürt devleti kurmak istiyorlar. Bunu yapmak için belli güçlere ihtiyacı var. Bu da Suudi Arabistan.

Bir dönem Türkiye’ye ihtiyacı vardı bu konuda.

Evet, daha önce böyleydi. Türkiye’yi kullanmaya çalıştılar. BOP Eşbaşkanlığı vs. gündeme gelmişti. Türkiye işin kendisine uzandığını net bir şekilde görünce vazgeçti. Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’i desteklemesi de işi bozdu. Olmayınca Suudilerin liderliğinde bu işi yapmaya yöneldiler. Arap Ordusu gibi projelerle bu işi yürütmeye çalıştılar.

Bu işin ekonomik boyutu da var sanırım.

Suudi Arabistan çok zengin bir ülke. Dolayısıyla ABD’nin ihtiyacını karşılayacak ve 450 milyar dolarlık yatırım yapacaklar. 110 milyor dolarlık silah satın aldılar. Bu, bir milyon kişiye iş demek. Bu işin bir boyutu. Peki Suudiler bunu nasıl yapacaklar? Aramco ile… Aramco’nun bir kısmını borsaya açacaklar. Gelen para ile ABD’ye yatırım yapacaklar. Ayrıca ABD açısından İran boyutu da önemli. Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri ile İran’ı çevrelemeye çalışacaklar. Yaptırımlarda İran’a “petrol satamazsın” dediler. Bu durumda petrol fiyatları artacaktır. Bu da ABD’nin zorlanması anlamına gelir. Petrol fiyatlarının artmaması için yine Suudileri kullanacaklar. Onlar üretimi artıracaklar. Ekonomik boyut dışında Suudi Arabistan Sünnilerin lideri ve bölgede İsrail’in neredeyse en önemli müttefiki. Bu nedenle de Suudi Arabistan ABD için vazgeçilmez.

Ancak Suudilere destek konusunda Batı dünyası içinde bir bütünlük görünmüyor. Örneğin İngiltere, Almanya gibi ülkelerin ABD’nin Suudi Arabistan’a tam destek politikasına itirazları var gibi.

Burada ABD, İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Mısır dahil olmak üzere bir grup var. Beraber çalışıyorlar ve İngiltere’yi içlerine almıyor. Bölgeye sokmak istemiyorlar. İngiltere ise buradan, yani Aramco’dan pay almak istiyor. Çünkü Aramco’yla ilgili proje 1 trilyon dolar gibi büyük bir proje. İngiltere’nin Cemal Kaşıkçı ile irtibatlı olduğu görünüyor. MI6’in Kaşıkçı’yı korumasından bahsediyorlar. Muhtemelen Kaşıkçı’da İngilizlerle çalışıyordu. Kaşıkçı’ya baktığımızda sonradan İstihbarat başkanı olan Türki bin Faysal’ın danışmanlığını yaptığını da görüyoruz. Gazeteci kimliğinde önemli görüşmeler yapıyor. Örneğin Afganistan’da mücahitlerle görüşüyor. Kaşıkçı çok önemli konularda bilgi sahibi. Aramco’nun Genel Sekreteri ile de çok yakın. Özetle sözünü ettiğim dizayna İngiltere, Fransa, Almanya’yı almazlarsa onlar da bu işten para alamayacak, paranın büyük kısmını ABD götürecek demektir. İngiltere, Almanya meseleye bu çerçevede bakıyor. Fransa, ABD’nin yanında yer almak istiyor ama o bile bu işten nemalanamıyor. Bu nedenle asıl mesele para ve İsrail’in güvenliği sorunu. Bu arada Mısır ile Suudi Arabistan arasında bu konuda liderlik rekabeti var. Yani çatışma sadece batılılar arasında değil, bölgedeki müttefikler arasında da çatışmalar, sorunlar var. Bu sorunlar da kolay kolay ortadan kaldırılabilecek sorunlar değil.

Merak edilen bir konu da şu: Kaşıkçı’yı neden başka yerde değil de Türkiye’de öldürdüler?

Belki bir taşla bir kaç tane kuş vurmayı düşündüler. Belki Türkiye’de öldürüp veya kaybedip suçu Türkiye’nin üzerine atacaklardı. Dolayısıyla dünyada zor durumda bırakacaklardı. Ortadoğu’da da suçlu pozisyonuna sokup, hareket edemez hale getireceklerdi. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye’nin arası özellikle bin Selman dolayısıyla iyi değil. Adam Türkiye ile İran’ı şer ekseni olarak görüyor. Fırat’ın doğusuna yardım ediyor. Planlarında bölgede Sünni liderlik yapmak ve Türkiye’nin etkisini silmek var. Muhammed bin Selman’ın Türkiye’ye bir faydası olmayacak. Türkiye’de veliaht prens üzerinden hamle yapıyor.

Olayın bölgeye yansıması nasıl olur? Örneğin Türkiye ile Rusya arasında ciddi bir işbirliği var. Ayrıca İran’ı da katarak Astana sürecini çalıştırıyorlar. 28-29 Kasım’da da toplantı olacak. Bu süreçleri nasıl etkiler?

Astana sürecini olumsuz etkileyeceğini sanmıyorum. Zaten dediğiniz gibi toplantı var. ABD, İran’ı bölgeden çıkarmaya ve İran ile Lübnan Hizbullah’ının bağını koparmaya çalışıyor. Ambargo konusu bu nedenle önemli. Arap NATO’su kurma çabaları da bu politikanın bir yansıması. İran’da iç karışıklık çıkarmak öyle kolay bir olay değil. Dolayısıyla Türkiye’ye ihtiyaçları var. ABD’nin son dönemde Türkiye’ye yönelik Münbiç’te, PKK elebaşlarının başına ödül konması vs. gibi konularda jestlerde bulunuyor. Yani havuç gösteriyor. Amaç, Türkiye’yi Astana sürecinden koparmak, Rusya ile işbirliğini kesmesi. Ancak Türkiye bu konuda geri adım atmıyor, işbirliğine devam ediyor. Ancak şunu da görmezden gelemeyiz: Türkiye Batı’ya maalesef göbeğinden bağlı durumda. Özellikle 1980’den sonra özellikle ekonomik anlamda bir bağ kurulmuş. Kolay kopacak bir bağ değil.

Ancak aktardığınız gibi Batı bir bütün değil bu konularda. Bundan faydalanamaz mıyız?

Elbette bütün değil. Kendi içlerinde çelişkiler var. Aslında Astana’ya baktığımızda da bazı ayrılıklar var. Mesela Rusya “Kürtler olmadan bu iş olmaz” diyor. Rusya ve İran, ABD’nin bölgeden çıkmasını istiyor. Mesela Rusya bir federasyona razı gibi. Ancak Türkiye’nin politikası ABD’nin bölgeden çıkmasından çok, PYD’ye destek vermemesi yönünde görünüyor. Ama işin gerçeği de Suriye’de Kürtleri hesaba katmadan bir şey yapmak zor görünüyor. Anayasa’da muhtemelen onlar da olacak. Ama Türkiye’nin derdi, PYD’nin masada olmaması. Yani orada da sorunlar var. Geçenlerde Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı Rusya’ya gitti bu konuları görüşmek için. Mesela İdlib meselesi var. Belki de Ruslar operasyon yapmayı düşünüyor. Son durumu, nasıl bir yöntem geliştirilebilir, zaman zaman ateşkesi bozanlara ne yapılabiliri konuştular büyük ihtimal. Türkiye’nin Astana sürecini, Rusya ve İran’la işbirliğini devam ettirmesi, hatta Suriye ve Irak’la da işbirliği yapması gerekiyor. Türkiye ancak böyle hamlelerle ABD’nin dengesini bozabilir. Yoksa bir taraftan Astana’da bir şeyler yaparken öbür yandan ABD’den jestler beklemek sürdürülebilir durum değil.

Bir karar noktasına doğru mu gidiyoruz?

Evet, o noktaya doğru gidiyoruz. Daha ne kadar iyi niyetle ABD ile işbirliği yapılabilir? Elbette Türkiye ortaya çıkan fırsatlardan faydalanmalı. Ancak ne kadar devam edebilir, bilmiyorum. Sonuçta Suriye’nin eski ulus-devlet yapısına dönemeyeceğini düşünüyorum. Federal yapıya doğru gidiyor. Irak gibi bir yapıya dönüşme ihtimali çok yüksek. Şunu da vurgulamak lazım ABD ile sadece bu bölgede de sorun yaşamıyoruz.  Doğu Akdeniz var, ekonomi var vs. Örneğin ekonomi ciddi bir zafiyet. 24 Ocak kararları sonrasında bu zafiyetler oluştu ve Batı da bunu iyi biliyor. Batı dünyasını da iyi analiz etmek gerekiyor. Örneğin kendi içlerinde sorun yaşamasına rağmen ABD, İngiltere, Hollanda birlikte hareket ediyor. İngiltere’nin etkisindeki ülkeleri saymıyorum bile. Temel menfaatlerde hep ABD’nin yanındalar.

Ancak Asya-Pasifik’e kayan bir denge var.

Evet öyle. Ama ayağınız Ortadoğu’ya basmadan olmaz. Burası enerjinin, hammadenin olduğu bir yer. Afganistan, Afrika’nın bir kısmı da dahildir Ortadoğu’ya. Öyle baktığınızda, çok kritik bir coğrafya olduğunu, elde tutmak gerektiğini göreceksiniz. Burayı kontrol ettiğinizde enerjiyi, nereye gideceğini, hatlarının emniyetini sağlıyorsunuz, petrolün varil fiyatlarını ayarlayabiliyorsunuz… Çok kritik bir coğrafya. Bütün bu işleri başarabilmek için sadece Suudi Arabistan ile olmaz. Türkiye’yi yanınıza almak zorundasınız. Türkiye’yi yanınıza almazsanız İsrail’in güvenliğini sağlayamaz, İran ve Rusya’yı çeviremezsiniz. Soğuk Savaş dönemi gibi politikalarla olmaz. O zaman siyah ve beyaz gibi ayrılmıştı. Ama şimdi ülkelerin hem birlikte menfaatleri hem de kendi içlerinde çatışmalar var. Olay çok daha çetrefilli. Yani satrançın çok daha iyi oynanması, hamlelerin iyi hesaplanması, 5-6 hamle sonrasını bilmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında evet Türkiye oyun kurucu değil, ama kurulan oyunları bozma konusunda güce ve kabiliyete sahip. Kaşıkçı olayında bunu çok iyi gördük. Oyunu nasıl bozduğunu, ABD’yi, Suudi Arabistan’ı ve müttefiklerini nasıl zor duruma düşürdüğünü gördük. Bunlar ileride ABD ve Batı tarafından Türkiye’ye önemli bir ülke olarak bakılmasına ve her zaman gücünün tırpanlanması çabalarına neden olabilir.

Bu süreçte Türk istihbaratı nasıl bir sınav verdi?

Emniyet işin içine girdi ama ondan çok MİT bu işin içindeydi. Bence iyi bir sınav verdi. Muhtemelen takip ediyorlardı. Ayrıca Cumhurbaşkanı bu işi iyi yönetti. Zaman zaman bilgiler sızdırıldı ve bu bilgilerle dünya kamuoyu yönlendirildi. Bu işin cinayet olduğu Suudilere kabul ettirildi. Mesela ABD’liler şunu gördü: Türkiye birçok şeyi biliyor. Onları korkutan da o. Türkiye’nin ne bildiğini de biliyorlar. Onları bu cinayeti kabul etmeye zorlayan da bu. Bu adımlar Türkiye’nin bölgede ve Avrupa’da elini güçlendirdi. Yani Türk istihbaratı siyaset mekanizmasıyla beraber bu işi çok iyi yönetti.

Suudi Arabistan ne yapabilir? Mesela Suud Dışişleri Bakanı “Türkiye bilgi sızmasını engellesin” diye açıklama yaptı.

Yani Türkiye sussun, konuşmasın, herhangi bir şey yapmasın demek istiyor. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye arasında söylediğim gibi PYD’ye destek verilmesi nedeniyle gerilim. Onların yapmak istedikleri Türkiye’nin susması ve bu işin kapatılması. Bundan sonrasını anlamak için şunu görmek gerekiyor. Türkiye, Muhammed bin Selman’ın veliahtlıktan alınmasını istiyor. Oysa ABD’nin oyunu çok büyük. Bölgeyi dizayn etmek için bu adamlara çok büyük yatırım yaptı. Mesela Trump’tan önceki başkan Obama ilk defa Türkiye’yi ziyaret etmişti. Clinton’da Türkiye’yi ziyaret etmişti. Trump ise Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Çünkü baktılar Türkiye ile olmuyor bu iş. Çünkü Türkiye bazı konularda farklı düşünüyor, kendi talepleri var. Bu yüzden yapmak istediklerini Suudilere yaptırmaya çalışıyor. Türkiye ise taleplerinin arkasında duruyor. Bu iş devam eder. Türkiye geri adım atmaz. Muhammed bin Selman’da yıprandı. Yarın öbür gün kral olduğunda ABD ne kadar desteklerse desteklesin, eskisi kadar güçlü olmayacak. Bundan sonra Türkiye çok daha büyük, zorlu çekişmelerle gündeme gelebilir. Örneğin İsrail’le aramız daha da bozulabilir. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de sıkıştırmaya çalışabilir. Mısır’la işbirliği yapabilir. Kürtlerle iletişimini kuvvetlendirebilir. Türkiye karşı hamle olarak İran’la ilişkisini güçlendirebilir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Ortadoğu’da İran ve Rusya ile birlikte ABD’ye, Arap Birliği’ne, İsrail’e karşı bir mücadelesi var. Bu mücadelede Türkiye mutlaka Irak ve Suriye’yi de yanına almalı.

Ceyhun Bozkurt

Cevap Yazın