Vakıf Adamı Olmak

NİMETULLAH AKIN YAZDI

Yıl:1981…

O zamanlar İstanbul Beykoz ‘da Göksü Kur’an Kursunda hafızlık yapıyorum. babam imamlık yapıyor. 5 tane çocuğu var, bir kısmı okuyor. maaşıyla bize yetişmeye çalışıyor. Darlık zamanı. fiyatların yüksek maaşların düşük zamanı.
Bir gün ailemi ziyaret için yola düştüm. Kabataş’tan gemiye binip Yalova’ya oradan da minibüsle köye geçeceğim.

Gemiye zam gelmiş.

Param ancak gemiye yetiyor. geri dönsem bir türlü gitsem bir türlü.
Neyse gemiye bindim. biraz panik içinde çare düşünüyorum. Yaş 12 denizin ortasında beş parasız. Bir yandan gemiyi dolanıyorum bir yandan da sakallı bir adam arıyorum. Sakallı bir adam benim için bir sığınak. Geminin ikinci katında iri yarı çok hafif bir sakalı olan orta yaşı geçkin birini buldum. Gittim hemen yanına oturdum.

Adam dalıp gitmiş benim farkımda bile değil. Hemen cebimden takkemi çıkartıp başıma örttüm. O sakallı amca döndü bana baktı, gülümsedi, “maşallah evladım” dedi. yine dalıp gitmesine fırsat vermeden panik içinde “ben aynı zamanda hafızım” deyivermişim.

Biraz oradan buradan konuştuk. Ama ben derdimi bir türlü söyleyemedim. Gemi yanaştı. inmeye başlıyoruz. Adam ya benim paniğimi sezdi ya da içinden geldi, bilmiyorum elini cebine attı, bir elli lira çıkardı, bana verdi. Tam da benim köye kadar gitmeme yetecek miktarda bir para. İçimden geçenlerden utandım adam döndüm. “sağ olun benim param var” dedim ama ikinci defa “al evladım harçlık olsun” diye ısrarla verince ben parayı aldım, ama adama “Amca benim bu paraya ihtiyacım var alıyorum ama borç olarak verirsen” dedim. Adam gülümsedi “evladım” dedi “Dağıstanlı derler bana, Fatih Cami’nin müezziniyim. yolun düşerse buyur gel camiye bir çayımı iç”
Aradan zaman geçti. Ben hafızlığı bitirdim. Ortaokul lise derken yıl 1989 ben Marmara ilahiyata öğrenci oldum. Bir öğrenci evinde kalıyorum. Şimdilerde Anadolu’da bir üniversitede İslam hukuku profesörü olan bir ev arkadaşım. ağır grip olmuş ona çorba yaptım, limon sıktım, götürdüm, içsin diye.Yüzüme baktı ve “Dağıstanlı’yı hatırlattın bana” dedi. İçimden ılık bir şeyler aktı. eski hatıralar tekrar canlandı. merakla sordum sen Dağıstanlı’yı nereden tanıyorsun dedim.

“Fatih camisinin müezzinidir, Dağıstanlı” dedi ve devam etti “Geçen sene Fatih Camii avlusundaki Fetih yurdunda kalıyordum. Dağıstanlı hemen her gece yurda gelir kimse yadırgamaz. O yaşlı adam gelir bizim üstü açık olanların üstünü örter, ağrısı olanlara cebinde ağrı kesici vardır ondan verir, böyle senin gibi evde çorba yapıp getirir, bol limonlu bize kendi elleri ile içirir. Bir de fatih camii avlusundaki kedilerin bakımı ondan sorulur.”

Yıl 2017…

Aradan geçmiş bunca yıl. ben Dağıstanlı’yı hala o mütebessim yüzü ile hatırlıyorum. O kocaman yüreği ile kendini vakfetmiş o adamı. Allah ona ve onun gibi vakıf adamlarına rahmet etsin.

İnancı uğruna yüreğini vakfetmek
vakıf adamı olmak.
Ne bileyim işte içimden geldi yazdım dostlar.
Belki de bir sebebi yok bu yazının.

Doç Dr. Nimetullah Akin
İYC Çanakkale Şube Başkanı

Cevap Yazın