Tanıklar Gizli, Dava Sır, Sonuç Sıfır

ABD’li papaz Brunson’ı özgürleştiren mahkeme kararı, yeni tartışmalara kapı araladı: Türkiye bastıranın istediği kararı alabildiği bir ülke mi yoksa ekonomik krizi göze alacak kadar yargılama da ısrar eden bir ülke mi? Trump’ın dediği mi oldu, adalet tecelli mi etti? Bir sürü tuhaflığın iç içe geçtiği Brunson davası, kimseyi tatmin etmeden ama herkese az-çok zarar vererek sonuçlandı.

Papaz Andrew Brunson uçtu gitti ama uçarken ortalığı toza dumana boğdu! Bir papazın İzmir’deki bir karakola sıradan bir iş için (oturma izni) başvurusuyla başlayan süreç, içerisinde FETÖ, casusluk, tutuklanma, ev hapsi, gizli tanık, yargı bağımsızlığı gibi bir sürü unsuru içeren koca bir dosyaya, dev bir tartışmaya evrildi.

Süreç çok sıkıntılı ve yıpratıcı bir süreç oldu; “Bu fakir, bu görevde olduğu sürece, o teröristi alamazsınız” diyen, “Ver papazı, al papazı” çağrısında bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açısından da her seferinde yargı bağımsızlığı vurgusu yapanlar açısından da ‘papaz krizi’nin, ekonomik krize yol açtığını düşünenler açısından da…
Brunson’ın 25 Temmuz’daki duruşmasına kadar bu mevzuyu çok gündemine almayan “tweet’çi başkan” Donald Trump, yaz boyunca yani Türkiye’ni ekonomik salvolara muhatap olduğu dönemde, bu salvoları daha da ağırlaştıran tweet’leriyle “çok geniş yaptırım” kararlarını devreye soktu: Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya karşı yaptırım kararı aldı. F-35 yaptırımı, çelik ve alüminyum ürünlerine vergi artırımı yükledi.

Yönetimiyle ve milletiyle bir ülkeye oldukça sıkıntılı aylar yaşatan ve 12 Ekim’de –şimdilik– nihayete eren sürecin yargı kararıyla mı, siyasi kararla mı sonuçlanmış olduğu hususu zihinleri meşgul eden en önemli hususlardan biri… Zira dava süreci izlendiğinde (ve hem Erdoğan’ın hem de diğer yetkililerin sözleri de göz önünde bulundurulduğunda) Brunson dosyasının çok sorunlu olduğu anlaşılacak ve vicdanları rahatsız edecektir. Bu rahatsızlığı doğuracak şeyin büyük oranda yargı sistemine son yıllarda eklenmiş olan ‘gizli tanıklık’ uygulaması olması da ayrıca önem arz ediyor.

Dava Süreci

ABD vatandaşı olan Brunson, Ekim 2016’da sınır dışı edilmek üzere gözaltına alındı ancak 2 ay sonra FETÖ’ye üye olma gerekçesiyle tutuklandı. Önemli bir isim olması nedeniyle ‘’Pennsylvania’daki papazla takas edilmesi’’ teklif edilmişti. Brunson hakkındaki iddianame ise Mart 2018’de hazırlandı. 50 yaşındaki ABD’li Brunson, 23 yıldır eşiyle birlikte Türkiye’de yaşıyordu. İzmir ve çevresinde merkezi Alsancak’taki Diriliş Kilisesi olan misyonerlik çalışmalarını yürütüyordu. Türkiye’de bir süre yaşayan çift 2016 yılında süresiz oturma izni için başvurdu. İddianamede yer alan yazışmalara göre, “Şüphelinin isterse ikamet izni alabilme imkânı var iken pek çok kez geçici oturma talebi alarak, ısrarla bir ikametinin bulunmamasına dikkat ettiğinin tespit edildiği, bu tespitin şüphelinin niyetinin sorgulanmasına neden olduğu” anlaşılıyordu. Soruşturma, Brunson çiftinin 23 yıldır neden geçici oturma izni almasıyla başladı.

Yazışmalarda Bakanlık ayrıca “Brunson’ın 2010-2013 yılları arasında Kürt orijinli vatandaşlara yönelik ayinler düzenlediği, İzmir’deki Protestan Kilisesi önderlerinin katılımıyla 09.10.2013 tarihinde gerçekleştirilen Önderler Toplantısı’nda FETÖ/PYD ile diyalog kurulmasının faydalı olacağı” belirtildi. Ek olarak, “Suriye’den gelen sığınmacılara yardım sağlama görüntüsü altında misyonerlik faaliyetleri yürüttüğü” öne sürüldü.

7 Ekim 2016 tarihinde İzmir Göç İdaresi’ne giden çifte, oturma belgesi verilmeyeceği tebliğ edildi. Brunson ve eşi o günlerde, Alsancak Polis Karakolu’na çağrıldı; sınır dışı edilmek üzere gözaltına alındı. Brunson’ın eşi 13 gün sonra serbest bırakıldı ama kendisi, sınır dışı edilmek üzere Bornova Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildi. Burada sınır dışı edilmeyi beklerken, Aralık 2016’da FETÖ suçlamasıyla tutuklandı. Brunson, Ağustos 2017’de İzmir F Tipi Cezaevi’nde yatmakta iken “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askeri casusluk amacıyla temin etme” suçlamasıyla bir kere daha tutuklandı.

Brunson duruşmada verdiği ifadede, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi. Daha sonraki duruşmalarda da yaptığı tahliye talepleri kabul görmedi. Papaz Brunson hakkındaki iddianame, tutuklanmasından yaklaşık 1,5 yıl sonra hazırlandı ve Mart 2018’de İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

En Kritik İddia

İddianamede, Kilise Pastörü olarak gösterilen Brunson hakkındaki en önemli delil, “Dua, Ateş, Göktaşı” gibi tuhaf kod isimli gizli tanıkların beyanları ve teslim ettikleri belgeler oldu. Şüphelinin “telefonu ve malzemelerden elde edilen teknik materyaller” ile Göç İdaresi yazıları da deliller arasında yer aldı.

Davadaki en kritik iddialar, bir gizli tanığın (Dua) ifadeleri üzerine kuruldu. Son karar duruşmasında gizli tanıklıktan vazgeçerek davanın seyrini değiştiren ve başta yargı bağımsızlığı olmak üzere bir sürü tartışmaya sebep olan gizli tanığın (Dua) verdiği ifadeler, yine aynı oranda tuhaflıkla maluldü. İlk ifadesinde Papaz Brunson’un ismini anmamış, ifadelerinin çoğunda LDS (The Church of Jesus Christ of Latter-day Saints) Kilisesi ya da bilinen adıyla Mormonların, özellikle de Amerikan üslerinde çalışan asker ve sivil Amerikalı Mormonların 2005-2011 tarihleri arasında Türkiye’deki faaliyetlerinden bahsetmişti. Oysa Brunson’ın mensubu olduğu Evanjelik Kilisesi’nin, Mormonlarla hiçbir ilgisi yoktu; öyle ki Evanjelikler, Mormonları, Hristiyan olarak bile kabul etmiyordu. Ama buna rağmen savcı, bu tuhaflığı, suçlamaya eklemişti:

“Şüpheli Andrew Craig Brunson’ın, FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantısını gösteren önemli delillerden birisi, Dua kod adlı gizli tanığın ifadesinde geçen Mormonların, ülkemizdeki bir kısım mensubunun üye olduğu LDS Kilisesi ile yakından bağlantılı Sinan Dursun ve Amerikalı eşi ile ilgili 
verdiği beyanlardır.”

Yıldıray Oğur, bu tuhaflıklara dikkat çektiği yazısında, gizli tanığın tarih, içerik, katılımcı bilgilerindeki tutarsızlık/yetersizlik durumuna rağmen bazı toplantıların da iddianamede yer aldığına dikkat çekiyor; gizli tanığın, ‘Brunson’ın, FETÖ ile irtibatının yeni kilise açma amacına matuf olduğu’ iddiasını aktarıyor, “Lozan Anlaşması’na göre yeni bir kilise açmak yasak ama 2003 yılında AB uyum yasaları nedeniyle kilise açılmasına izin verilmişti” hatırlatmasında bulunuyor.

FETÖ’cü, Casus 
Ama Özgür Papaz!

Savcı iddianamesinde, birkaç iddiayı daha sıraladıktan sonra daha çok gizli tanıkların ayrıntılı ifadelerinden yola çıkarak Brunson’ı, “… PKK ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütlerine üye olmamakla birlikte bu örgütler adına suç işlemek ve devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarını” işlemekle itham etti. Mahkeme de FETÖ üyeliğinden tutukladı. Brunson hem mahkeme nezdinde hem de medya için “FETÖ’cü Papaz” olmuştu artık. Ancak ortada, Papaz Brunson’ın casus olduğuyla ilgili bir iddia yoktu bu aşamaya kadar. Casusluk için de yine bir gizli tanık (Dua) ifadesi kullanıldı:

“F. B., İzmir Protestan Kilisesi’nin pastörüdür. Andrew Craig Brunson ile birlikte Kaya Prestij Oteli’nin 2. katında Efes Salonu’nda toplantı yapıyorlardı. Bu toplantıların amacı, kilise toplantısı görünümünde daha çok bir beyin yıkama faaliyetiydi. Benim orada gördüğüm bir manzara; 25 tane Türk üniversite öğrencisi, Amerikan Milli Marşı eşliğinde sağ ellerini göğsün 
sol yanına getirerek yemin ettikleri görüntüydü.”

İzmir’de 25 cemaatli bir kilisesi olan bir papaz, PKK’yı Hristiyanlaştırıp, Hristiyan bir Kürdistan kurmaya çalışmakla, ülkeyi böylece parçaladıktan sonra da geri kalan kısmını FETÖ’ye vermek istemekle suçlandı. Gizli tanıklar, üzerinde haç olan PKK bayraklı pasta kesmekten, kilisedeki sıraların üzerine Türkler oturamaz yazıları koyulduğuna kadar deli saçması iddiaları sıraladılar. Cinayetten, dolandırıcılıktan hapiste yatan mahkûmların savcılığa gönderdiği Brunson’ı, Gezi ayaklanmasını çıkarmak, Birinci Lig’i karıştırmaya çalışmakla suçlayan ifadeleri iddianameye eklendi. Brunson, bu iddialara ilişkin şunları 
söyledi:

“İddiaların aksine belli bir etnik yapıya özel amaçla vaaz vermediğini, kendisinin Kürtçe bilmediğini, Kiliseye kim gelirse onlara vaaz verdiğini, bunların içinde Kürt vatandaşların da olduğunu, cemaatten isteyen kişilerin kürsüye çıkarak vaaz verebileceklerini, bu şekilde on üç, on dört kişinin vaaz verdiğini, bunlardan sadece birinin Kürt vatandaş olduğunu, herhangi bir etnik yapıya ayrıcalık yapmadığını, özellikle Kürtlere yönelik olarak bir ayin ve vaaz verme kastının olmadığını.”

Gizli tanık ifadeleri, telefon mesajları ile 24 Ağustos 2017’de Brunson hakkında bir kere daha tutuklama kararı verildi. Brunson adeta gizli tanık ifadeleri ile 20 aydan fazla bir süre tutukla kaldıktan sonra, 25 Temmuz’da tutukluğu ev hapsine çeviren duruşmanın ardından hapisten çıktı; 12 Ekim’de de içeride yattığı süreye adeta denk gelecek bir cezaya çarptırılarak dava dosyası üst mahkemenin önüne gönderildi. 
Kendisi de ABD’ye, vatanına, Trump’ına kavuştu.

Brunson dosyası bir hayli sıkıntılı idi; artık dava dosyası kapanmış, ‘Papaz uçmuş’ olduğu için konunun bu yönünü uzatmaya gerek yoktur. Ancak durum yeterince tatminkâr değildir; hem yargı açısından hem yargı bağımsızlığı açısından hem iktidar hem muhalefet açısından hem de maşeri vicdan açısından…

Gizli Tanık da Neymiş!

Yargının bağımsızlığı her zaman tartışma konusu oldu Türkiye’de; son olay da buna tuz biber ekti. Casusluk gibi, FETÖ ve PKK üyeliği gibi ciddi iddiaları seslendiren koca bir dosya, 35 yıllık hapsi öngören bir dosya, kim oldukları, neye hizmet ettikleri ve sürece nasıl dahil olup niye çark ettikleri anlaşılamayan/anlatılmayan gizli tanıklar üzerine bina edilince yargının (ve bağımsızlığının) tartışılması kaçınılmaz olacaktır. İktidar çevrelerinin ‘Brunson yargının işi, yargı kararını beklemek lazım’ türünden vurguları da bu işleyiş yüzünden geçersiz kılınmış oldu.

Türkiye kamuoyu (iktidarı destekleyenler de dâhil) mahkemenin verdiği kararı en azından buruklukla karşıladı. Yaz boyunca çekilen ekonomik sıkıntıların, yükselen enflasyonun, Erdoğan’a ve Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırıların sebebi gibi görünen Brunson davasının böyle bir sonla bitmesi, ‘Madem Papaz salınacaktı, o halde niye bu kadar sıkıntı çektik?’ sorusunu daha da önemli hale getirdi.

ABD yönetimi, Türkiye’yi bu dava bağlamında sürekli tehdit etmiş, yardımcıları ve bakanlarının bu tehditkâr açıklamaları ile ABD Başkanı Trump’ın, “Brunson için çok çalışıyoruz” gibi sözleri, Türk yargısının müdahaleye açık olduğu intibaı oluşturmuştu. Gizli tanıkların geri çekilmeleri, bu durumu biraz daha ‘anlamlı’ hale getirdi. Türk yargısı, üstelik bir Deniz 
Yücel tecrübesi(zliği!) de yaşamıştı, bir süre önce…

Şimdi gelinen noktada MHP lideri Bahçeli’nin gizli tanıklık kurumunu eleştiren sözlerine kulak vermek gerek bir kere… İkincisi yargının gerçekten bir an önce derlenip toparlanması için çaba göstermek gerek; maşeri vicdanı da rahatlatacak kararlara imza atması için…

Son söz, ‘troller’e… Yeterince kutuplaşmış bir toplum oldu Türkiye; biraz aklıselim lütfen! Bu türden karmaşık işleri daha dikkatli konuşalım; ‘Türkiye, öyle höt zötle yola getirilemeyeceğini gösterdi; Brunson’ı baskılara rağmen sonuna kadar yargıladı!’ türünden hamasi nutuklara, ‘Türkiye yakın zamanda Deniz Yücel olayında, şimdi de Brunson olayında olduğu gibi bağırıp çağıranların, tehdit edenlerin istedikleri gibi kararlar aldırabildiği bir ülkedir de!’ karşılığı verileceğini bilelim…

Cevap Yazın