Makedonya ile Yunanistan’ın “İsim” Çıkmazı

Referandumda seçmenlere, “Yunanistan ile varılan antlaşmayı kabul ederek Makedonya’nın, NATO ve AB üyeliğine destek veriyor musunuz” sorusu soruldu. Sandıktan “evet” çıktı ama yetersiz katılım, “isim” değişikliğine karşı çıkan milletvekillerinin parlamentodaki oylamada rahatça “hayır” oyu verebileceği anlamına geliyor. Makedon Meclisi’nde 120 sandalye bulunmaktadır ve muhalefetteki milliyetçilerin 49 sandalyesi var. Makedonya da anayasa değişikliği için üçte iki çoğunluk gerekiyor.

Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” çıkmazı, geçmişten günümüze tarihsel arka planı olan bir sorun. Makedonya tarihinin en büyük ismi hiç şüphesiz ki Büyük İskender’dir. Bu isim, Makedonya ile o kadar bütünleşmiştir ki birbirinden ayrı tutulamaz. Gerçek kimliği bugün dahi tam olarak bilinmeyen ancak kesinlikle Yunan olmayan İskender; hocası Aristoteles (filozof) ile çevirmen aracılığıyla konuşmaktadır. Ayrıca eski çağın Yunan yazarları Makedonları, Yunan olarak tanımlamaz, bütün kuzey ırkları gibi, barbar olarak adlandırırlardı. İskender’in, Yunanistan’ı yönetimine almasını da barbar istilası olarak ifade etmişlerdir. Makedonya tarihinin başlangıç meselesi, bir­çok önemli siyasi sorununun kaynağı olacak kadar büyük önem arz etmektedir. Hakeza Makedonya’daki çoğunluğu oluşturan etnik Makedonların, kendilerini İskender dönemini de kapsayacak şekilde “Antik Makedon” olarak tanımlamaları ve Antik Makedonya’yı kendi tarihlerinin bir parçası olarak görmeleri, başta Yu­nanistan olmak üzere Bulgaristan’ın da itirazlarına neden olmaktadır. Bu kimlik sorunu, Makedonya’nın özellikle komşu ülkeler tarafından birçok alanda baskı görmesini de beraberinde getirmektedir. Makedonya Cumhuriyeti ismiyle bağımsızlığını ilan etmesinden itibaren yaşanan bu tarih ve kimlik tartışmaları, günümüzde ve gelecekte de devam edecek gibi gözüküyor.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük güçler tarafından oluşturulmuş bir ülke olan Yugoslavya, farkı etnik (kozmopolit) ve dinsel grupları içinde barındırabilen bir federasyona sahipti. İkinci Dünya Savaşı sonrası Josip Broz Tito liderliğinde kurulan İkinci Yugoslavya, birçok bakımdan iki savaş arası dönemden farklıdır. Yugoslavya, siyasal yaşamının en istikrarlı günlerini belki de Tito döneminde yaşamıştır. Ne var ki 1980 yılında Tito’nun ölümünün ardından Yugoslavya’daki uyumu sürdürme imkânı da ortadan kalkmıştır. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin dağılması/parçalanması süreci ile birlikte 1991 yılında Makedonya, bağımsızlığını ilan etti. Birleşmiş Milletler (BM) ülkeyi 1993 yı­lında Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (EYMC) ismi ile tanıdığı­nı duyurdu. Diğer uluslararası örgütler Avrupa Birliği (AB), Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Yayın Birliği (EBU) ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) gibi örgütler ülkeyi, Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (EYMC) adıyla tanımışlardır. Türkiye, Makedonya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ilanıyla beraber ülkeyi, kendi ismi ile tanımıştır. Makedonya’yı Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya ismiyle tanıyan NATO teşkilatına ait ve içinde Makedonya geçen tüm belgelerde ve metinde “FYROM” kısaltması geçmektedir. Bu belgenin sonundaki bir dipnotta, Türkiye’nin ve diğer NATO üyeleri; ABD, Arnavutluk, Bulgaristan, Estonya, Hırvatistan, İsveç, İzlanda, Kanada, Litvanya, Macaristan, Norveç, Polonya, Romanya, Slovakya vs. Makedonya’yı, anayasal ismi ile tanıdıkları ayrıca 
belirtilmiştir.

Mikro Yugoslavya

Balkanların, etnik çeşitlilik açısından en karmaşık ülkelerinden biri olan Makedonya Cumhuriyeti, bağımsızlığın ardından birtakım sorunlar yaşamışsa da diğer bazı Balkan ülkelerinin aksine demokratikleşme sürecini ısrarla sürdürdü ve sürdürüyor. AB-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmeyi (entegrasyon) vazgeçilmez bir hedef olarak görmüştür. Devletin ismine, kendisinden toprak talebi geleceği kaygısıyla ve farklı kimlik sorunları sebebiyle karşı çıkan Yunanistan’ın, 1995’te ABD’nin arabuluculuğuyla Makedonya’nın toprak bütünlüğünü tanıması, geçici de olsa ilişkileri normal­leştirdi. Bunun sonucunda bir antlaşma imzalaması, kısmen de olsa Makedonya yönetimini rahat­lattı. Ancak bu antlaşma Makedonya’nın, Yunanistan ile yaşadığı temel sorun olan “isim” problemini çözemedi ve bu sorun, günümüze kadar sirayet etti. İki ülke arasında bu “isim” sorunu, bir kimlik krizi haline de dönüşmüş ve tartışmaya açılan Makedon etnik kimliğinin tepkiselleşmesine yol açmıştır. Bu durumun tezahürü ise Makedonya’daki diğer büyük etnik grup olan Arnavutlarda, etnik milliyetçiliğin artmasına neden olmasıdır. Belki de bu gelişmelerin bir yansıması olarak Makedonya hükümetiyle ülkede yaşayan Arnavut­lar arasındaki etnik sorunlar 2001’de etnik çatışmaya dönüşmüştür. 2001 yılının başlarında Arnavutlar silahlanarak dağa çıkmış ve Makedonya silahlı kuvvetleri ile birkaç ay süren bir çatışma içine girmişlerdi. Bu çatışma, Arnavutların talep ettiği hukuki hakların iyileştirilmesini vaat etmesi doğrultusunda “Ohrid Çerçeve Antlaşması” ile sona ermişti. Bu ve bunlar gibi birçok sorunun Balkan coğrafyasında, özellikle Makedonya özelinde yaşanması olağandır; çünkü Makedonya farklı etnik çeşitlilik konusunda bir nevi Yugoslavya’nın mikro halidir.

21. yüzyılda bile Makedonlar; kültür, eğitim, politik hayat, vatandaşlık ve etnik kimliklerini temsil etme gibi hayati konularda zorluklar yaşamaktadırlar. Yunan makamları, azınlıkların kendi dini ve milli bayramlarını kutlamalarına, dillerini öğretecekleri okulları kurmalarına izin vermemektedir. Hakeza Makedon asıllı Yunan vatandaşlar yurtdışına çıktıkları zaman mallarına devlet el koymuş, etnik kökenlerini açıklamaları hakaret olarak değerlendirilmiştir. Çocukların ana dillerini konuşması, aksanlarının bozulduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. Aynı zamanda kendisini Makedon olarak tanımlayan yüzlerce insan yargılanmış, hapishaneye gönderilmiş veya sınır dışı edilmiştir. Yunanistan, kendi sınırları içinde Slav-Makedon etnik kökene sahip bir grubun yaşadığını reddetmekte, dolayısıyla böyle bir problemin varlığını kabul etmemektedir. Bu tutum ve izlediği baskıcı asimilasyon politikaları neticesinde binlerce insan, yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Bağımsızlığına Ortodoks Kilisesi’nin liderliğinde kavuşan Yunanistan, kuruluşundan itibaren devlet yapılanmasını “Yunan Milliyetçilik” kavramıyla bütünleştirmiştir. Bünyesinde barındırdığı dini topluluklar hariç diğer etnik azınlıkların kimliklerini reddetmiştir. Devletin resmi ideolojisi ortak inanç ve dile dayalı, tek millet anlayışıyla çerçevelenen “Ulusçuluk” anlayışı üzerine kurulmuştur. Ultra-Milliyetçi politikaları, yasalarına da yansıtmıştır.

Yunanistan; kendine özgü üniter devlet anlayışıyla sınırları içinde yaşayan “Diğerlerini”, varlığını tehdit eden unsurlar olarak algılamaktadır. En büyük korkusu ise bir gün bu azınlıkların ana vatanlarıyla birleşmeyi isteyip Yunanistan’ı parçalamaya yönelik faaliyette bulunmasıdır.

Fransa ve Almanya’nın Planı

Makedonya ile Yunanistan arasında 27 yıldır devam eden “isim” sorununun nihai olarak sonuçlanması konusundaki emareler, son bir yıldır hızlandı. Bulgaristan’da gerçekleştirilen 2018 AB Zirve toplantısı sırasında Yunanistan ve Makedonya Başbakanları Aleksis Çipras ile Zoran Zaev’in bir araya gelerek bir görüşme yapmaları iki ülke arasında sürdürülen görüşmelerin olumlu bir seyir izlediği ve yapıcı olduğuydu. Bununla birlikte Yunanistan’da aşırı sağın, Çipras’ı uyarmak amacıyla yaptığı gösteriler de bunun teyidi. Geride bıraktığımız günlerde-aylarda Yunanistan ile Makedonya’nın “isim” sorununu halletmek amacıyla anlaştıkları açıklandı. Makedonya’nın adının “Kuzey Makedonya Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesi ve bu ismin Makedonya’da hem içte hem de dışta kullanılmasını öngören antlaşma, iki ülke Dışişleri Bakanları tarafından imzalanmıştı. Makedonya’nın ismine sadece “Kuzey” kelimesinin eklenecek olması, antlaşmayı daha da ilginç kılmaktaydı. Bilinen bir realite var ki acaba Makedon halkı bunu içlerine sindirebilecek miydi? Gerek Yunanistan gerek de Makedonya hükümetleri üzerinde yoğun bir AB ve NATO baskısının olduğu aşikârdır. Yunanistan, “isim” sorunu çözüme kavuşturulmadan Makedonya’nın, NATO üyeliğini ve AB üyelik sürecinin başlatılmasını engellemekte, bu da Almanya ve Fransa’nın hiç de hoşuna gitmemektedir. AB’nin Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” sorunun çözümüne yönelik neden aceleci davrandıklarını Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kendi sözlerinden çıkartmak mümkün görülmekte. Macron, AB’nin genişleme stratejisiyle ilgili bir konuşmasında, Balkanlardaki Rusya ve Türkiye nüfuzunun artmasının engellenmesi gereğinden bahsetmişti. Ayrıca Balkan ülkelerine, AB üyeliği konusunda perspektif verilmesinin öneminin altını çizmişti. Fransa’nın Rusya’yı, AB için bir rakip olarak görmesini veya göstermesini anlayabiliriz. NATO üyesi ve AB’nin lokomotif üyelerinden biri olan Fransa’nın, AB ile üyelik müzakerelerini sürdüren diğer bir NATO üyesinin (Türkiye) Balkanlarda önünü kesmek istemesi manidardır. Bu da Fransa’nın, Türkiye’yi, NATO içinde bir müttefik, AB içinde bir ortak olarak kabul etmek bir yana, Rusya ile birlikte önü kesilmesi gereken bir rakip olarak görmesinden kaynaklanmaktadır.

Gözler Makedon Meclisi’nde

Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” sorunu görüşmeleri, hem Yunanlar hem de Makedonlar tarafından gösteriler düzenlenerek protesto edildi. Yunan göstericiler, “Makedonya Yunan”dır şeklinde sloganlar attı. Aslında Yunanlara göre Anadolu(muz) (Türkiye) toprakları da onlarındır! Aynı şekilde iki ülkenin siyasetçileri tarafından da farklı görüşler (muhalefet) dile getirildi. Makedonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı George Ivanov, bu görüşmelerin yapılmasını ısrarla reddederek, milliyetçi gruplara referandumu boykot çağrısı yaptı. Gerçekleştirilen referandum da 1 milyon 806 bin 336 seçmenin yaklaşık üçte biri oy kullandı. Referandumda seçmenlere, “Yunanistan ile varılan antlaşmayı kabul ederek Makedonya’nın, NATO ve AB üyeliğine destek veriyor musunuz” sorusu soruldu. Referanduma katılan seçmenlerin yaklaşık %90’ı “evet” oyu verdi. Ancak referanduma katılım oranının %36 civarında olduğu ifade edildi. Makedonya Cumhuriyeti Başbakanı Zoran Zaev, yetersiz katılıma rağmen antlaşmanın parlamentoda da oylanması yönünde baskı yapacağını belirtti. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da “antlaşmaya bağlılıklarının sürdüğünü” açıkladı. Referandumun yasal olarak bir bağlayıcılığı bulunmuyor ancak milletvekilleri referandum sonucuna bağlı kalacakları sözünü vermişti. Yetersiz katılım, “isim” değişikliğine karşı çıkan milletvekillerinin parlamentodaki oylamada rahatça “hayır” oyu verebileceği anlamına geliyor. Makedon Meclisi’nde 120 sandalye bulunmaktadır ve muhalefetteki milliyetçilerin 49 sandalyesi var. Makedonya da anayasa değişikliği için üçte iki çoğunluk gerekiyor.

Sonuç olarak; Balkan Yarımadası kültürel, siyasal ve ekonomik bakımdan dünyanın en karışık bölgesidir. Tarih boyunca Balkanlar, Doğu ile Batı’nın, İslam ile Hristiyanlığın, Katoliklikle Ortodoksluğun birbiriyle hem buluştuğu hem de birbirinden ayrıldığı bir tampon bölge olmuştur. Bu nedenledir ki Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” çıkmazı, bu coğrafyanın sorunlarından biridir. Makedonya ile Yunanistan ihtilafının tarihsel arka planında, Yunanistan’ın bu ülke aleyhindeki faaliyetlerinin gerisinde, Makedonya topraklarının bir bölümünü işgal ettiği gerçeği yatmaktadır. Hakeza bugünkü Makedonya Cumhuriyeti, tarihsel Makedonya’nın “Pirin Makedonyası” olarak tabir edilmektedir. Ayrıca Balkan Savaşları esnasında “Ege Makedonyası” Yunanlar, “Vardar Makedonyası” Bulgarlar tarafından işgal edilmişti. Bunların yanında ise Sırplarda günümüz Makedonya toprakları için “Güney Sırbistan” tanımını kullanmaktadır. Ezcümle Makedonya, tıpkı Bosna-Hersek Cumhuriyeti gibi Balkanların minyatür bir örneği olarak tabir edilebilir. Referandumun sonucundan muhakkak ki Rusya memnun kalmıştır. Çünkü referandum öncesi Rusya’nın Makedonya üzerinde aşırı bir kulis gerçekleştirmesi ve doğruluğu tartışma konusu olan yüklü miktarda para aktarmasından dolayı. Diğer taraftan ise Almanya, Makedonya’nın isminin değiştirilmesi konusunda Yunanistan ile imzalanan (Prespa) antlaşmanın, Makedonya’daki referanduma katılımın düşük kalmasına rağmen hayata geçirilmesi için çağrıda bulundu. Ülkenin “isim” değişikliği, AB üyelik müzakerelerinin Haziran 2019’da başlayabilmesi adına AB tarafından Makedonya’ya koşulan en önemli şart olarak öne çıkmaktadır. Balkanlarda kalıcı istikrarın tesis edilmesi üye olmayan ülkelerin (Balkanlar) AB’ye üye olmaları ile ivme kazanacaktır. Avrupa bütünleşmesi ve bunun getireceği siyasal, sosyal ve ekonomik reformlar konusunda bölge ülkelerinin girişimleri çok önem taşımaktadır. Bu çerçevede Makedonya’nın, Yunanistan ile olan “isim“ çıkmazı sorununu halletmesi elzemdir. Büyük İskender’in (filozof) Diyojen’e hitaben:

“Dile benden ne dilersen!”, Diyojen’in cevaben, “Gölge etme, başka ihsan istemem” anekdotunu, Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim sorununa uyarlarsak; 
“Gölge etme Yunanistan, başka ihsan istemem.”

Cevap Yazın