Küresel Düzenin Temeli Daire-i Adalet

Küresel adaletin inşası ve küresel düzenin sağlanması açısından, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Adalet Dairesi’ne dikkat çekmesi, küresel krizin en temel meselesini öne çıkarırken; Türkiye’nin haklı nedenlere dayanarak her fırsatta dile getirdiği BM yapısının reforme edilmesi talebi de önemli bir meydan okuma, mühim bir adalet arayışıdır.

Bugün uluslararası sistemin ve aktörlerinin birçok sorunla, belirsizlikle ve meydan okuma ile karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Söz konusu meydan okumalar, zamanla derinleşerek karmaşık bir hal almakta, potansiyel bir kriz yumağına dönüşebilmekte ve mevcut küresel arenada farklı kaos eğilimlerinin doğmasına yol açarak, çeşitli güvelik sorunlarının yanında birtakım insani dramların yaşanmasına da neden olabilmektedir.

Mevcut konjonktürde Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizler karşısında sessiz kalmak yerine, inisiyatif alması ve bu doğrultuda özellikle son 16 yılda dış politikada ortaya koyduğu pro-aktif ve insan temelli vizyon örneği, uluslararası ilişkilerde son derece önemli ve kıymetli bir örnek teşkil etmiştir. Nitekim milli menfaatlerle insani değerleri örtüştüren bir anlayışın ürünü olan mevcut dış politikanın, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında bölge halklarının da sesi olduğu söylenebilir. Türkiye bu süreçte; Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tüm mazlum ve mağdur coğrafyaların sesi ve umudu olarak dile getirdiği “Dünya Beşten Büyüktür” söylemi ile BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) yapısında reform çağrılarını, bu doğrultuda izlemiş olduğu etkin, çok yönlü, çok boyutlu ve derinlikli bir dış politika vizyonuyla da domine ederek küresel bir gündem haline getirmeyi başarmıştır. Nitekim Cumhurbaşkanımızın bu başarıyı ve motivasyonu yakalamış olan bir ülkenin lideri olarak BM 73. Genel Kurul görüşmelerinde aynı söylem ve çağrıyı son derece güçlü ve etkili bir şekilde yine, yeni ve yeniden yapan konuşmasından sonra uluslararası camianın farklı aktör ve temsilcilerinden gelen olumlu ve destekleyici mesaj ve açıklamalar da bunun göstergesi olmuştur.

Cumhurbaşkanımızın konuşmasında sağlıktan eğitime, gıdadan kültüre kadar BM çatısı altında yürütülen çalışmaların neredeyse hepsiyle ilgili olarak dünya kamuoyunda bir tatminsizlik halinin mevcut olduğuna vurgu yapması da konunun sadece BMGK’nın yapısında bir reform ile değil BM’nin idari de dâhil olmak üzere genel yapısının yeniden bir düzenlemeye tabi tutulmasıyla ele alınması zorunluluğunu hatırlatması açısından önemli olmuştur. Zira İkinci Dünya Savaşı sonrasının parametreleri içerisinde bir güç dengesi mantığıyla kurulan ve bugün adeta güç savaşlarının içerisinde, kamplaşmalar arasında ezilen bir araca dönüşüp, adalet dağıtan bir merkez olmaktan uzaklaşan BM’nin, gelişen şartlar ile yaşanan değişim ve dönüşümlere göre kendisini yeniden dizayn etmesi kaçınılmaz bir ihtiyaç halini almıştır.

Cumhurbaşkanımızın, BM Genel Kurulu’ndaki mezkûr konuşmasının devamında kadim medeniyetimizin Daire-i Adalet anlayışı ile Anadolu’dan, Konya’dan yaktığı ışıkla tüm dünyadaki gönülleri aydınlatan Mevlana’ya atıflar yapması da son derece dikkat çekici olmuştur.

İbn-i Haldun’dan Kınalızade’ye

Daire-i Adalet veyahut Adalet Dairesi, medeniyet havzamızda kaleme alınan siyasetname ve nasihatnamelerin neredeyse tamamında kendisine yer bulmuş; İbn-i Haldun’dan Kınalızade’ye ilgili eserleri kaleme alan birçok müellif, devletin ve cihanın düzenini, sükûnetini ve güvenliğini bu daire üzerine bina etmiştir. Daire-i Adalet; toplum, hukuk, devlet yönetimi, devlet gücü, ekonomi ve adalet arasındaki ilişkinin en doğru şekilde kurulup işletilmesini esas alan bir çember olarak tasarlanmış ve bu çemberin her halkası da birbiriyle ilişkilendirilmiştir. Gelinen nokta itibarıyla küresel arenada görülen siyasi, sosyal, ekonomik ve güvenlik temelli istikrarsızlıkların şiddetini her geçen zaman diliminde daha da arttırarak; dünyayı pençelerinin arasına almasının ana nedenlerinden biri de bu çemberin halkalarının parçalanmış olması, Daire-i Adl denen sistemin merkezinin yani adaletin tahrip edilmesi, sağlanamaması, örselenmesi oluşturmaktadır. Bu noktada; küresel adaletin inşası ve küresel düzenin sağlanması açısından, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Adalet Dairesi’ne dikkat çekmesi, küresel krizin en temel meselesini öne çıkarırken; Türkiye’nin haklı nedenlere dayanarak her fırsatta dile getirdiği BM yapısının reforme edilmesi talebi de önemli bir meydan okuma, mühim bir adalet arayışıdır. Söz konusu çağrı bugün somut bir değişiklik oluşturmasa dahi, zihinlerde önemli bir kapı açmış, birçok insan için adeta pandoranın kutusu açılmıştır.

Bu çağrıya kulak verilir, bu fırsat değerlendirilir, BM kapsamlı bir reforma tabi tutularak nihayetinde adaletin merkezi olan bir konuma eriştirilirse dünya; zenginliklerin 62 kişinin elinde toplandığı, 821 milyon insanın açlıkla boğuştuğu, 258 milyon kişinin daha insani şartlarda yaşamak için yola çıktığı ve 68 milyon kişinin zorla yerlerinden edildiği bir sistem yerine herkesin adalet, huzur ve güven bulduğu bir sisteme kavuşma şansı yakalayabilecektir.

Annan Planları 
ve OİB’nin Reform Talepleri

Kaldı ki Türkiye’nin çağrısı, daha önce “Annan Planları” etrafında başlayan ve BM’nin yapısıyla ilgili olan tartışmaların ötesine geçmiş ve tüm iddiasıyla bir değişimin zaruretini dile getirmiştir/getirmektedir. Annan Planlarını gündeme getiren olay ise ABD’nin 2003 yılında giriştiği Irak işgali olmuştur. Tek taraflı ya da birlikte hareket ederek güç kullanma gücüne sahip ülkelerin, BMGK onayı olmadan savaşa girmeleri emri vakisi nedeniyle BM sistemi yeniden sorgulanır hale gelmiş; ABD’nin, BM statükosuna darbe vuran mezkûr eylemi, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı harekete geçirmiştir. Temelinde daimi ya da geçici üye sayısında artışlar içeren bu planlar tartışılmaktan öteye gidememiş; arzu edilen adalet sistemi inşa edilememiştir. BMGK’nin yapısıyla ilgili eleştiriler getiren ve yeni düzenlemeler içeren bir başka öneri ise “orta ölçekli güçler”den oluşan 50’yi aşkın üyeli “Oydaşma İçin Birlik Grubu” (OİB) tarafından yapılmıştır. OİB, geçici üye sayısına 12 ülke daha eklenmesini istemiştir. Bunun yanında yine OİB’ye göre, BMGK’ye daha uzun dönemli yarı-daimi sandalyeler de eklenebilir, geçici üyelerin bölgesel bazda yeniden dağılımı söz konusu olabilir.

Cevap Yazın