Fırat’ın Doğusu İle Kaşıkçı Cinayetinin Alakası Ne?

ABD Türkiye’ye “Fırat’ın doğusunu kabul etmezsen, üzerimize gelmeye devam edersen biz de senin üzerine geliriz” demeye çalışıyor olabilir mi? Bu soruyu yabana atmamak gerekiyor. Çünkü sadece YPG değil, Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Türkiye’nin gerçeği ortaya çıkarmaya yönelik hamleleri ABD’nin bölge politikalarını olumsuz etkiliyor.

Analiz/Ceyhun Bozkurt

Bir gün bir gelişmeyi konuşurken öbür gün hemen yine daha etkili bir başka gelişme yaşanıyor. Tam “Şu olaya bir yoğunlaşalım” diyoruz, bir başka olay önümüze geliyor. Son 15 günde yaşanan başlıca gelişmeleri alt alta dizdiğimiz zaman demek istediğimizi daha iyi anlayabilirsiniz:

– 27 Ekim: Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa liderleri İstanbul’da bir araya gelerek Suriye’nin geleceğine yönelik önemli adımlar attı. Ortak açıklamada Suriye’de tüm ayrılıkçı ve terör gruplarıyla mücadele vurgusu yapıldı.

– 28 Ekim: Türkiye, Fırat’ın doğusunda Ayn el Arap’ın hemen batısında yer alan Zor Mağar bölgesindeki terörist mevzilerini topçu ateşiyle vurdu.

– 1 Kasım: Türk ve ABD askerleri Münbiç’te ortak devriyeye başladı.

– 3 Kasım: İki gün önce Münbiç’te Türk askerleriyle ortak devriye gerçekleştiren ABD askerleri bu defa terör örgütü YPG militanlarıyla ortak devriyeye başladı.

– 5 Kasım: ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının ikinci dilimi yürürlüğe girdi. ABD yaptırımlar ile İran ekonomisinin temel direkleri konumunda olan petrol ihracatı, deniz taşımacılığı ve bankacılık sektörlerini vurmayı planladı. Türkiye, 6 ay süreyle yaptırımlardan muaf tutulacak 8 ülke arasında yer aldı.

– 6 Kasım: ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın PKK terör örgütüne mensup sözde üst düzey yöneticiler Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın kimlik ya da yer tespitini mümkün kılacak bilgiler karşılığında para ödülü verileceğini bildirdi. Türkiye karara ihtiyatlı yaklaştı.

– 7 Kasım: Amerika’nın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ülkesinin YPG’yi terör örgütü olarak görmediğini ilan etti.

Görüldüğü üzere arka arkaya bölgeyi etkileyecek gelişmeler yaşandı. Tam da böyle bir dönemde, hem de ABD’nin kararına rağmen PKK’daki hareketlilik ne anlama geldiğini sorgulamak gerekiyor.

***

Malum, ABD PKK’nın üç elebaşı hakkında önemli bir karara imza attı. Bu kararın üzerinden 4 güç geçmeden örgütün son derece sansasyonel bir terör eylemi, güvenlik ve istihbarat birimlerimizin dikkatli çalışmasıyla engellendi. Terör örgütü, Şırnak’taki 10 Kasım törenlerine küçük insansız hava araçlarıyla bombalı saldırı yapmak istedi. Bu tür saldırıları DEAŞ’ın yoğun olarak Suriye ve Irak sahasında yaptığını biliyoruz. PKK’da geçmişte birkaç deneme yapmıştı. Ancak Şırnak’taki son derece kapsamlı bir saldırıydı. Çünkü bazı kaynaklar 10 drone kullandığını belirtirken yine bazı kaynaklar saldırı girişiminde 24 adet drone kullanıldığını iddia etti. Bu, örgütün yeni dönemi için bir işaret miydi? Yoksa başka bir mesaj mı taşıyordu?

Bunu anlamak için ilk olarak 15 Temmuz öncesinde ve sonrasında FETÖ ile bire bir paylaşımlar yapan Türk düşmanı Amerikalı Michael Rubin’in 20 Eylül’de kaleme aldığı yazıyı hatırlamak gerekiyor. Rubin, 20 Eylül’de Washington Examiner internet sitesinde yayımlanan yazısında terör örgütünün insansız hava aracı kullanarak saldırı gerçekleştirebileceğini söyledi. Rubin “PKK ve YPG’nin İHA kullanmaya başlamaları, zannedildiği kadar uzun sürmeyebilir” diyerek yazısını noktalamıştı. Bu yazının üzerinden yaklaşık 1,5 ay sonra yukarıda sözünü ettiğimiz saldırı girişimi gerçekleşti.

Ayrıca yakın zamanda PKK’nın iki ayrı patlayıcı aracılığıyla yapacağı saldırı güvenlik güçlerinin yine dikkatiyle engellendi.

– 25 Ekim: İstanbul’da, PKK’ya yönelik yapılan operasyonda, araçlara EYP yerleştiren 5 terörist yakalandı.

– 2 Kasım: Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde, İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı ekipler tarafından Diyarbakır başta olmak üzere büyükşehirlerde eylem yapmak üzereyken yakalanan 3 PKK’lıyla birlikte silah, mühimmat ve patlayıcı ele geçirildi. Plastik patlayıcının deodorant kutusuna yerleştirildiği ortaya çıktı.

Yani patlayıcı kullanılacak eylemler için birileri düğmeye basmıştı.

Soruları şöyle sıralayabiliriz: Aktardığım iki olay, ardından da 10 Kasım’daki saldırı girişimi bize neyi gösteriyor?

PKK’lı 3 elebaşının başına ödül konmasıyla bağlantısı var mı?

Bu iki sorunun bağlantısını James Jeffrey’in aktardığımız konuşmasındaki şu cümlede bulabiliriz: “IŞİD aralarında İstanbul havalimanı saldırısının da bulunduğu eylemlerle Türkiye’ye de büyük zararlar verdi bunların tekrar yaşanmasını istemiyoruz.”

Yani ABD Türkiye’ye “Fırat’ın doğusunu kabul etmezsen, üzerimize gelmeye devam edersen biz de senin üzerine geliriz” demeye çalışıyor olabilir mi? Bu soruyu yabana atmamak gerekiyor. Çünkü sadece YPG değil, Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Türkiye’nin gerçeği ortaya çıkarmaya yönelik hamleleri ABD’nin bölge politikalarını olumsuz etkiliyor. Çünkü bölgede ABD’nin kabul etmek gerekir ki, daimi müttefiki İsrail’i saymazsak en önemli iki partneri YPG ve Suudi Arabistan. Bu nedenle Kaşıkçı cinayetinde Türkiye’nin ulaştığı ve ulaşacağı bilgilerden çok korkuyorlar. Eğer Türkiye bütün ayrıntılara ulaşır ve dünyayı bilgilendirirse, işte o zaman Suud hanedanı adeta tecrit edilir ve Trump döneminin en önemli projesi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın tahta çıkması zorlaşır. Selman üzerinden Arap ordusu kurma ve PYD/YPG terör bölgesini bu orduyla himaye etme planları da büyük ihtimal çöpe gider.

***

Hazır Kaşıkçı cinayeti demişken, bugün kulağıma gelen ciddi bir iddia, Türkiye’nin neden bu kadar rahat hareket ettiğini daha iyi kavramama neden oldu. Malum, dün Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Cemal Kaşıkçı cinayetinin ses kayıtlarını dinlediklerini açıklamıştı. Olay ilk ortaya çıktığında görüntü kayıtları olduğu da dile getirilmişti. Ancak sonradan Konsolosluktaki kameraların kapalı olduğu veya kayıtların tamamen silindiği gibi yayınlar yapılmıştı. İşte kulağıma gelen ciddi iddia şu: Her kameranın arkasında, kayıtlar ortadan kaldırıldığında veya kapatıldığında devreye girecek ikinci kamera sistemleri varmış. Duyduğum isim önemli bir istihbarat uzmanı. Bu nedenle teyide muhtaç bir iddia. Ancak iddia doğruysa, vahşi cinayetin görüntüleri birilerinin elinde olabilir. Bunlar ortaya çıkarsa da, Suud hanedanını, özellikle de Veliaht Prens’i Trump bile kurtaramaz.

İşte o zaman da gerek bölgede gerek Fırat’ın doğusunda her kart yeniden karılır.

Cevap Yazın