Emperyalizmin Yeni Oyunu

BARIŞ ADIBELLİ YAZDI

Beklenen  oldu ve  İran’a yönelik ABD’nin ikinci yaptırım paketi 5 kasım günü  yürürlüğe girdi. İkinci yaptırım paketi ağırlıklı olarak enerji, gemicilik, ticaret ve bankacılık üzerinde yoğunlaşıyor. Washington yönetimine göre İran’ın kâbus dolu günleri başlamış oluyordu; öyle ki ABD başkanı Trump bu yaptırım paketinin bir başlangıç olduğunu daha fazlasının yolda olduğunu söylüyordu. Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı John Bolton da İran için daha fazlası gelecek diyerek Trump’ı teyit ediyordu. Ancak İran için bu yaptırımlar gerçekten bir kâbus mu yoksa zaten öteden beri içinde yaşadığı sıradan rutin bir durum mu bu tartışılır.  İran İslam Devrimi’nden sonra zaten Amerikan yaptırımlarıyla iç içe yaşayan İran için bugünkü yaptırımların ABD’nin beklediği gibi çok da bir anlamı varmış gibi gözükmüyor. Fakat  yine de İran toplumu bu yaptırım konusunda oldukça rahatsız. ABD’nin  bu yaptırımları İran toplumunu  harekete geçirmesi için zorlayıcı bir strateji olarak görülse de ABD’deki bazı sağduyulu kesimler Trump’ın İran politikasını eleştirerek, yaptırımların   İran halkının rejimin etrafında kenetlenmesinden başka bir şeye yaramayacağı konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Ayrıca, Amerikan yaptırımlarına destek veren Ortadoğu ülkelerinin tavrı da özellikle İran gençleri arasında büyük bir öfke ve nefrete neden olarak gelecek için düşmanlık tohumları atıyor. ABD, İran’ı cezalandırmakla kalmıyor belki de Ortadoğu’da bir asır sürecek büyük düşmanlıkların da tohumlarını atıyor. Her şeye rağmen Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmaya en fazla karşı çıkan ülke İsrail olmuştur. Netanyahu bu anlaşmanın imzalanmaması için elinden geleni yapmıştı. Bugün gelinen noktada Trump, Netanyahu’nun tam da istediğini; hatta daha fazlasını yaptı. Yaptırımlar konusunda ilk teşekkür eden de kendisi oldu.

ABD ile İran arasındaki bu sinir harbi daha ne kadar devam eder bilinmez ama ABD’deki ara seçimin bu yaptırımlar üzerinde rol oynadığı kesin. Zira Trump’dan son gelen açıklamalar yaptırım konusunda biraz ağırdan alacaklarını, zira petrol fiyatlarının aniden yükselmesini istemediklerini söyledi. O zaman akıllara gelen soru şu: Suudi Arabistan, İran’dan doğacak boşluğu karşılamak istemiyor mu? Kulislere yansıyan bilgiler Riyad yönetiminin petrol üretimini artırmak istemediği şeklindeydi. Fakat Kaşıkçı cinayeti sürecinde ABD bir şekilde Suudi Arabistan’ı ikna etti.

Bu yaptırım sürecinde sekiz ülke de muaf tutuldu, ya da tutulmak zorunda kaldı. ABD’nin Uzakdoğu’da önemli müttefikleri Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Hindistan’ı İran petrolünden mahrum etmek ABD’nin Asya stratejileri için hiç akıllıca olmazdı. Çin de muaf tutulan ülkeler arasında. Çin’i muaf tutmak biraz garip gelse de ABD burada biraz kurnazlık yaparak Çin’i listede tutmuştur. Çünkü eğer Çin’e muafiyet tanımasaydı, Çin, tüm yasaklara rağmen yaptırımları delip petrol almaya devam edecek, bu da ABD’nin gücüne bir meydan okuma ve itibarına gölge düşürme anlamına gelecekti. Fiziki olarak ABD, Çin’e hiçbir zorlayıcı tedbir de uygulamayacağı için büyük bir fiyasko yaşanacaktı. Bunu tahmin eden Amerikan yönetimi, böyle bir tablo yaşamamak için  Çin’e dokunmadı.

Öte taraftan Türkiye de muaf tutulan ülkeler arasında. ABD’nin halen beklentisi NATO üyesi Türkiye’nin İran’a karşı cephede yer alması; hatta bu cephenin liderliğini yapması. Bu konuda Türkiye’ye inanılmaz mali teklifler sunuluyor. Hatta küçük bir jest olsun diye PKK terör örgütü  liderlerinden Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan için ödül koydu. Tüm bunlara rağmen Türkiye’nin bakışı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gayet açık bir şekilde ortaya konulmuştur: ABD’nin yaptırımlarına uymayız, emperyal bir dünyada yaşamak istemiyoruz.

ABD’nin son  İran yaptırımında görünmeyen ya da çok fazla öne çıkmayan bir sorun da Avrupa Birliği ile olan ilişkilerin durumu. Zira Trump, hiç bir şekilde Avrupa Birliği’ne bir muafiyetin tanınmayacağını söyledi. Buna rağmen, Avrupa Birliği, İran ile ticarete devam edeceğini açıkladı. Bir başka sert açıklama da Rusya’dan geldi. Rusya da yaptırımların meşru olmadığını söyledi. Bu tablo bize gösteriyor ki Avrupa Birliği  ile Rusya, ABD’ye karşı ortak bir zeminde biraraya geliyor ki ABD’nin ve Trump’ın isteyeceği en son şey budur.

Cevap Yazın