Dinler Kim/Kimler İçin Gelmiştir?

MÜSLÜMANLARIN DÜŞÜNCE AÇMAZLARININ SORDURDUĞU SUAL:

9 Kasım 2018
Sinan Eskicioğlu

Dinlerin neden geldiği İslam filozoflarını ilgilendirdiği kadar aynı zamanda batılı düşünür ve filozofları da ilgilendirmiştir.

Batılı filozoflar kendi dini çevrelerinin onlara verdiği bilgilerle bu konuya yaklaşmışlardır. İslam filozoflarından etkilendikleri zamanlar da olmuştur tabii. Ancak burada sorulması gereken soru da, hangi İslam filozoflarından etkilenmişlerdir ve bu İslam filozofları ‘İslam’ dendiğinde ne anlamışlardır.

Dinlerin neden geldiği konusu, özellikle bugün çok daha önemli hale gelmiştir. Nedeni de, müslümanların, daha özel tanımda İslamcıların/muhafazakarların içinde bulundukları düşünce açmazlarıdır.

Geçmişte dini gruplar ve onların başında olan insanlar için söylenen kutsallaştırma, ilahlaştırma konusu, bugün daha da yaygınlaşmış ve siyasi oluşumların başında olan insanlar için de hissedilmekte ve inanılmaktadır.

Dinlerin neden geldiği konusunun içinde olan ikinci soru da, dinlerin kim/kimler için geldiğidir.

Dinler kimleri sınırlandırmak için gelmiştir?

Kuran’da geçen ayetleri tetkik ettiğimiz zaman karşımıza çıkan bir kelime vardır: ‘Hanif’

‘Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.’ (Rum, 30).

Yaratıcı Rabb’in bizlere verdiği görev hanif olmaktır. Hanif olanlar, O’nun yeryüzünde görevlendirdiği ‘halife’lerdir.

Aynı terim Hz. İbrahim için de kullanılmıştır:

‘Dediler ki: “Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in dini(dir); O müşriklerden değildi’. (Bakara, 135).

‘İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi.’ (Ali İmran, 67)

Yaratıcı Rabb’in indinde ‘halife’ olma özelliğinde olanlar, yeryüzünü imar edip geliştirecek olanlar, işte bu haniflerdir.

Hanif olanlar için dinlerin olmasına gerek yoktur. Onların sınırları kendi içlerinde zaten vardır, onlar için dinler yaşanan hayattaki doğruluğun üzerine ilave edilen güzelliklerdir.

Bu konu çok hassas bir konudur. Günümüzde tasavvufçuluk bazılarının söylemleri ile karıştırılmaması gerekir. Tasavvufçuluk yapan bazı kişiler, kendilerini gönderilmiş özel kişiler gibi sunarlar. Ve aynı zamanda da dini, insanların gözüne sokarcasına satmaya çalışırlar.

‘Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah’adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.’ (Enam, 159)

Hanif olanların dışında kalan, Rabb’in buyruklarını alaya alan, Rabb’in buyruklarıyla O’nu kandırmaya çalışan, dini yaşıyor gibi yapıp samimiyetten uzak olan, dini kullanarak rant elde eden, dinin kendilerini olgunlaştırmadığı bütün insanlar, dinlerin gelmesine sebep olan insan yığınıdır.

İşte bu insanlar için dinler gelmiştir.

  1. yy’ın sonlarında yaşamış olan Gottfried Wilhelm Leibniz, din hakkındaki düşüncelerinden dolayı eleştirilse de, ‘hanif’ olmanın ne olduğunu da bir bakıma açıklamıştır.

Leibniz’in Tanrı’sı iyi bir matematikçi, muazzam bir hesap uzmanıdır. Tabiat  da  kelimenin  tek anlamıyla bir makinedir. Doğanın kitabı, muazzam bir matematikçi tarafından matematiksel bir dille yazılmıştır. Leibniz, vahyi Tanrı’nın olağanüstü bir şekilde gönderdiği hakikatler bütünü olarak tanımlar. O, Tanrısal mesajı bir bilgi türü olarak peşinen kabul etmiştir. Bu konuda şunları kaydeder: Nasıl ki gidip görmediğimiz yer hakkındaki bilgilerin doğruluğuna inanıyoruz; bu, vahiy için neden mümkün  olmasın’(Leibniz, Metafizik Üzerine, s.23).

Bugün ‘hanif’ olmayı anlamamış ama İslam’ı göklere çıkarma adına birçok anormalliği yaşayan müslümanların abartılı hayatları etrafında şekillenen İslam algısı ile İslam’a en büyük zarar verilmektedir.

Dinler aynı zamanda sınırlarını bilmeyen, Rabb’in koyduğu sınırları aşarak, aciz insanları kutsallaştıran bu insanlar için de gelmiştir.

Dinler, aynı zamanda insan denen varlığın, olması gerektiği gibi olmadığı toplumların islahı için gelmiştir.

Dinler gelmeden önce de insanlar olumlu, insana yakışır, ‘hanif’ olmaya dair güzel davranışlar yapıyorlardı.

Bu insanlar için de ‘hanif’ olma, doğru-düzgün yolda olma çok önemlidir. Bunun delili de, Hz. Muhammed’in İslam gelmeden önce ‘emin’ sıfatıyla tanınması, bilinmesi ve İslam’dan önce de, ‘hanif’ olarak anılmasıdır.

Özetin özeti olarak demek gerekirse, dinler kötü olan insanları hizaya sokmak için gelmiştir, Yaratıcı olan Rabb, aslında dünyanın kötülere göre şekillenmesini değil, iyi ve ‘hanif’ olanlara göre şekillenmesini istemiştir. İnsanların fiilleri ağırlıklı olarak kötülüğe kayınca, dinleri göndermiştir. İnsanların fiilleri bu kadar kötülüğe kaymamış olsa, acaba gene bu kadar din gelir miydi?

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Kaynak: http://www.ocakmedya.com

Cevap Yazın