Bir Kalbe Dokunmak

MUSA MERT YAZDI

Ezanla alay eden bir grup gençle karşılaşsaydınız ne yapardınız? Onlara nasıl davranırdınız? Bunlar kendi çocuğunuz olsaydı ya da öğrenciniz olsaydı tavrınız ne olurdu?

Güneşli güzel bir gündü. Mekkeli on kafadar genç, Mekke dışına çıkmışlardı. Ci’rane adı verilen yerde İslam Ordusuna rastladılar. Bu sırada müezzin Ezan okumaya başladı. Cahillik bu ya, onlar da başladılar alay etmeye. Müezzini taklit edip gülüşüyorlardı.

Birden bir askerin kendilerine doğru geldiğini gördüler. Gülüşmeleri bıçak gibi kesildi. Donakaldılar! Kaçsalar, nereye kaçacaklardı!

Asker yanlarına kadar geldi. Allah Resulü’nün çağırdığını söyledi. Diz bağları çözüldü gençlerin. İster istemez Peygamberimizin huzuruna geldiler. Karşısına dizildiler. Büyük bir cezaya çarptırılacaklarını düşünüyorlardı. Etraftakiler de olacakları merakla izlemeye başladılar.

Peygamber Efendimiz, gözleriyle şöyle bir güzel süzdü gençleri. Sonra,

— Sesi gür olan hanginiz, diye sordu.

Daha soru biter bitmez dokuz parmak, sıranın sonundaki Ebu Mahzure el-Cumahi’yi gösterdi. Ebu Mahzure kıpkırmızı olmuştu. Belli ki sesi arkadaşlarından daha çok çıkmıştı ve cezanın en büyüğünü o hak ediyordu.

Peygamberimiz, sıranın en başındaki gençten başlayarak hepsine ezan okuttu. Az önceki alaycı gençler gitmiş onların yerine ciddi ciddi ezan okuyan müezzinler gelmişti. Sanki ezanı güzel okuma yarışmasındaydılar da hünerini gösteriyorlardı.

En son Ebu Mahzure okudu. Peygamberimiz onun sesini beğendi. Ebu Mahzure ile yakından ilgilendi. Ezan sözlerini güzelce öğretti. Sözleri hangi sırayla kaçar kez söylemesi gerektiğini, sesini nasıl kullanması gerektiğini güzelce anlattı. Tekrar tekrar okuttu. Her seferinde, hatalarını düzeltti.

Kızıp cezalandırmak bir yana Peygamberimizin kendileriyle böylesine güzel, samimi ve özel olarak ilgilenmesi gençlerin çok hoşuna gitti. Ebu Mahzure’nin okuduğu her ezan bir öncekinden daha güzel oluyordu. Bu da ona ayrı bir mutluluk veriyordu. Sonunda ezanı gerçek bir müezzin gibi doğru ve güzel okumayı öğrendi.

Peygamberimiz,

     — Yaklaş, dedi.

Ebu Mahzure yaklaştı. Gelip Peygamberimizin önüne oturdu. Peygamberimiz başını okşadı. Peş peşe üç kez,

     — Mübarek olsun, buyurarak tebrik etti. Bununla da yetinmeyip, ona bir hediye verdi.

Yaşadıklarına inanamayan Ebu Mahzure’nin gözleri parladı. Onu bekleyen asıl sürprizi ise bilmiyordu.

     — Şimdi git, dedi Peygamberimiz, git ve Mescid-i Haram’da müezzinlik yap.

Kulaklarına inanamadı.

     — Na nasıl ey Allah’ın Resulü, diyebildi şaşkınlıkla.

Mescid-i Haram’ın, Kâbe’nin müezzini mi olmuştu yani! Aman Allah’ım, inanılacak gibi değildi!

Arkadaşlarıyla oradan ayrılırken yürümüyordu, adeta uçuyordu. Doğruca Mekke Valisi Attab bin Esid’in yanına gitti. Peygamberimizin emrini iletip görevine başladı. O günden sonra Mekke semalarında Ebu Mahzure’nin okuduğu ezan yankılanmaya başladı.

Bununla kalmadı Ebu Mahzure. Peygamberimizin en gözde müezzinleri arasına girmeyi başardı. Müezzinler bir arada bulundukları zaman Bilal-i Habeşi birinci, Ebu Mahzure ikinci, Abdullah İbn Ümmü Mektum üçüncü müezzin sayılıyordu.

Bu da yetmedi Ebu Mahzure’ye. Ezan okumada kendi tarzını geliştirdi. İslam dünyasında müezzinlerin esas aldığı iki okuyuştan biri olan Mekke okuyuşunun kurucusu oldu. Allah Resulü’nün kendisine öğrettiği gibi o da hem kendi çocuklarına hem de başkalarına Ezan okumayı öğretti.

Peygamberimizin vefatından sonra da görevine devam eden Ebu Mahzure, hayatının sonuna kadar Kâbe’nin müezzinliğini yaptı. Kendisinden sonra ise aynı görevi çocukları ve onun soyundan gelenler yıllar boyu devam ettirdiler.

Cevap Yazın