Berlin’de Fotoğraf Sergisi: Brave New Turkey

Fotoğraf sanatçısı Norman Behrendt’in Almanya’nın birçok şehrinde açtığı sergiler üzerinden ülkemizdeki yapılaşmayı yorumlamaya gayret edeceğiz. Behrend birkaç yıldır ülkemizi ziyaret edip yeni yapılan camileri resimliyor ve açtığı sergilerle bizlere halihazırdaki vaziyeti toplu bir şekilde sunuyor. Türkiye en ufak yerleşim biriminden en büyük şehrine kadar adeta bir şantiyeyi andırıyor. Tek katlı evlerden gökdelenlere, apartmanlardan rezidanslara baş döndürücü bir hızla toprağın üzerine betonlar dikiliyor. Alman fotoğrafçı belki de çoğumuzun dikkatini bile çekmeyen bir noktaya bakışlarımızı yöneltiyor. Yeni inşa edilen camilere… Cami yapılsın mı yapılmasın mı çok tartışıyoruz ama inşa edilen camilerin neye benzediğini, dışarıdan nasıl gözüktüğünü, yeni mimariyle uyumlu olup olmadığını, ne kadar estetik olduğunu ya da olmadığını ne yazık ki hiç dile getirmiyoruz.

Evet, Norman Behrendt.1981 Berlin doğumlu bir fotoğraf sanatçısı. Hâlihazırda Londra Westminster Üniversitesi’nde ‘Photographic Arts’ dalında doktora yapıyor.

2018 yılı içerisinde başta Berlin, Darmstadt ve Stuttgart olmak üzere Almanya’nın birçok şehrinde fotoğraf sergileri açtı. Sergilerin konusu doğrudan bizimle ilgili: Brave New Turkey.

Norman Behrendt 2015 yılından beri düzenli şekilde Türkiye’ye geliyor. Amacı, yukarıda da belirttiğimiz gibi İstanbul ve Ankara’da 2015 yılından sonra inşa edilen yeni camilerin fotoğraflarını çekmek. Bu işi bir proje kapsamında gerçekleştiriyor.

Kendisiyle yapılan bir röportajda Behrendt, yeni camileri ‘uzaydan inen UFO’lara’ benzetiyor. Yüksek katlı apartmanlar arasına inen ‘uzay araçları’ onu çok şaşırtıyor; modern yerleşim alanları ile geleneksel tarzda inşa edilen camiler arasındaki uyumsuzluğu dikkat çekiyor. Tüm yeni camilerin 16. ve 17. yüzyıl Osmanlı mimarisine uygun yapılmasından farklı manalar çıkarıyor. Bu yapılarda Mimar Sinan gibi bir ustanın örnek alınması güzel bir olay ama Türkiye’nin Batı’dan koparak Osmanlı dönemine yönelmesi onu ürkütüyor. Norman Behrendt yalnızca tespit değil bir zihin okuması da yapıyor çünkü. Ona göre; bu yeni süreç ‘Yeni Osmanlılık’ olarak nitelenebilir. Bu kavram her ne kadar gönlümüzü okşuyor olsa da Batılı politikacıları ve aydınları korkutuyor. Behrendt’e bu duygusunu saklamıyor. Tema ‘camiler’ olunca İslamiyet’e ilgi duyup duymadığını soran muhabire  ‘tüm dinlere karşı kayıtsız olduğunu’ özellikle vurguluyor.

Başta ifade ettiğimiz gibi fotoğraflar İstanbul ve Ankara’nın yeni semtlerinde çekilmiş. Camiler her ne kadar zamanın ruhuna uygun bir terkiple inşa edilmese de, geçmişin estetiğinden uzaklaşılmış olunsa da… Tek başına ele alındığında oldukça güzeller. Ancak doğa ve mimari ile özdeşleştikleri söylenemez. Binalarla ve bulundukları yerlerle ayrı dünyaları ifade ediyorlar. Çarpık kentleşmenin bir uzantısı olmuşlar sanki. Birkaç istisna dışında mimarideki aynılık hemen göze çarpıyor. Bu görüntü; sanatçının gözünde, kendini yenileyemeyen bir toplumun işareti. Geçmişe dönüşün ayak sesleri. Çünkü diyor, Norman Behrendt; ‘Bu yapılar bir sonraki genç kuşağın mantalitesini belirleyecek’. New York Times Gazetesine atıfta bulunarak, her yıl Türkiye’de 1000 yeni cami inşa edildiğini ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yıllık bütçesinin 2 milyar doları geçtiğini, belirtiyor. Behrendt’in çektiği resimler bu değişimi sembolik olarak konuşlandırmakla kalmıyor, bilakis Türkiye’deki dini ve kültürel gelişmelere tanıklık ediyor. Sanatçı, camilerin Osmanlı mimarisine uygun inşa edilmesini siyasal iktidarın aynası olarak görmekte ve göstermektedir!

Sanatçı aslında gördükleri üzerinden bir değerlendirme yapıyor. Dışarıdan bakınca camilerin artması, doğal olarak geçmişe dönüşümler… Osmanlı’ya yönelmeyi gösterir. Bizim görüntüden daha çok içeriğe, öze bakmamız gerekir. Bu dönüşüm bir moda mı? İçi dolu mu? Yoksa bir süre sonra sönüp gidecek bir heyecan mı?

Kaynak: https://muazergu.com

Cevap Yazın