Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Haziran 6, 2020

Avrupalıların Müslümanlarla İlgili Tarihi Travmaları Var

DOÇ. DR. ŞENER AKTÜRK:

Habertürk’ten Kübra Par, Koç Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimci Doç. Dr. Şener Aktürk ile konuştu. ABD’deki ara seçimlerde iki Müslüman kadının Kongre’ye seçilmesini değerlendiren Aktürk, ABD ve Avrupa’daki Müslümanların toplum içerisindeki konumu hakkında açıklamalarda bulundu. Kübra Par’ın Doç. Dr. Şener Aktürk ile röportajı şöyle…

6 Kasım’da ABD’de tarihinde bir ilk yaşandı ve ara seçimlerde iki Müslüman kadın milletvekili Kongre’ye seçildi. Filistin asıllı Demokrat Rashida Tlaib, Michigan’da, Somali asıllı başörtülü aday İlhan Omar ise Minnesota’da oyların çoğunluğunu alarak milletvekili oldular. Elbette bu ABD’deki Müslüman nüfusun oranı ve geçmişi düşünüldüğünde çok geç kalınmış bir adım. Aslında Avrupa’daki durum daha vahim. Geçen hafta Koç Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimci Doç. Dr. Şener Aktürk bu konuda oldukça çarpıcı bir çalışma yayınladı. SETA Vakfı tarafından yayımlanan rapor, dindar ve muhafazakâr Müslümanların Avrupa’daki siyasal temsil sorununa odaklanıyor. Doç. Dr. Aktürk durumun tuhaflığını şöyle açıklıyor; “Avrupa’da Müslüman vekillerin tamamı sol-liberal kesimden seçiliyor ve Müslümanların gündelik hayatını etkileyen başörtüsü ve sünnet yasağı gibi uygulamalara bile ses çıkarmıyorlar. Üstelik Türk kökenli milletvekilleri de buna dahil…”

Geçen hafta, ‘Siyasal mühendislik ve Avrupa’da dindar-muhafazakâr Müslümanların dışlanması’ başlığını taşıyan çarpıcı bir rapor yayınladınız. Bu araştırmanın fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu benim en az dokuz on yıldır araştırdığım bir konu. 2009-2010’da, Harvard’daki post-doktora dönemimde bütün Batı ve Doğu Avrupa ülkelerinde ve Kuzey Amerika ve Avustralya’da Müslüman kökenli azınlık milletvekillerinin isimlerini ve partilerini toplamaya başlamıştım. Daha sonra bir seçim döneminin yeterli olmayacağını düşünerek bunu bir gelenek haline getirdim ve her dört yılda bir, pek çok asistanın yardımıyla 2014, 2017 ve diğer seçim dönemlerinde de azınlık milletvekillerinin parti dağılımlarını ve kökenlerini topladım. Bu raporda ise özellikle akademik yayınlarımda yer veremediğim güncel siyasete ilişkin normatif ve pratik tavsiyelerimi ön plana çıkardım. Müslüman azınlıkların iyi temsil edildiği birkaç tane Batı Avrupa ülkesi de var. Onlardan da bahsedebiliriz ama ezici çoğunlukta böyle bir temsil söz konusu değil. Pek çok ülkede hem tarih içinde azınlık temsili daha iyiye gitmiyor hem de ülkeler arasındaki farklılıklar devam ediyor. Mesela bir Müslüman azınlık için Hollanda’da, İngiltere’de veya Belçika’da yaşamak, siyasi temsil açısından Fransa’da, Avusturya’da veyahut İspanya’da yaşamaktan on bazen yirmi kat daha iyi.

“BAŞÖRTÜLÜ TEK BİR KADIN MİLLETVEKİLİ VARDI, O DA İSTİFAYA ZORLANDI”

 ABD Temsilciler Meclisi’nde Katolik, Musevi veya Ortodoks azınlığa mensup hiçbir milletvekilinin kiliseye veya sinagoga giderek görünür şekilde ibadet etmediği bir dönem düşünülebilir mi? Avrupa’daki Müslüman azınlığın siyasi temsilinde durum işte böyle…”

Raporda “Kıta Avrupası’nda düzenli olarak ibadet ettiği bilinen erkek veya başörtülü kadın milletvekili neredeyse hiç yok” diyorsunuz. Bu araştırmada genel anlamda ilk gözünüze çarpan sonuçlar neler oldu?

Bu rapor özelinde 12 Batı Avrupa ülkesini inceledim ki bu 12 ülke Müslüman azınlığın sayısal olarak en kalabalık olduğu Batı Avrupa ülkeleri. Aynı zamanda bu 12 ülkeyi de ikişerli olarak kategorize ettim. Fransa-Avusturya bir örneği, İspanya-İtalya başka bir örneği, Belçika-Hollanda başka bir örneği ve İsveç-İngiltere başka bir örneği temsil ediyor. Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde de azınlıkta olduğu ülkelerde de elbette ki Müslümanlar arasında çeşitlilikler var. Bu, Avrupa’daki Müslüman azınlıklar için de geçerli; bazıları liberal bazıları sol görüşe yatkın bazıları da daha muhafazakâr. Fakat ilginç olan, bu çeşitliliğin siyasete o şekilde yansımaması. Müslüman azınlığın içinde sadece sol ve bazen sol-liberal kesim belli bir temsil bulabiliyor. Özellikle temsilde partinin aday göstermesi tabandan gelen herhangi bir mekanizmanın çok önüne çıkıyor. Almanya’daki bir bakıma büyük bir örnek. Aslında Almanya’daki milletvekillerinin ezici çoğunluğu parti liderliği tarafından milletvekili listesinde seçilecek yerlere ismi yazılan kişiler. Kendi cemiyetleri içinde belli bir temsiliyetleri de var ama bu, azınlığın tamamını kapsayan bir temsiliyet değil. Almanya’da da Fransa’da da Danimarka’da da İsveç’te de azınlığın daha dindar-muhafazakâr olarak tanımlanan kısmı ki bu bazı yerlerde yüzde 30-40’a karşılık gelebiliyor, herhangi bir şekilde temsil edilmiyor. Avrupa’da da başörtüsü tartışmaları on yıllardır devam ettiği halde, bütün Kıta Avrupası’nda meclise girebilmiş başörtülü tek milletvekili Belçika’da Mahinur Özdemir’di. O da partisinden istifaya etmeye zorlandı. Bunun pek çok yansımasını görüyoruz. Müslümanları ilgilendiren bir kanun tasarısıyla ilgili oylama yapılırken, Hıristiyan milletvekillerinin çoğunluğu bile karşı oy kullanırken; hangi partiden gelirse gelsin, Müslüman milletvekilleri hep birlikte daha sol-seküler olan seçeneğe oy verebiliyor. ABD ile karşılaştırırken şöyle diyorum, ABD Temsilciler Meclisi’nde Katolik, Musevi veya Ortodoks azınlığa mensup hiçbir milletvekilinin kiliseye veya sinagoga giderek görünür şekilde ibadet etmediği bir dönem düşünülebilir mi? Avrupa’daki Müslüman azınlığın siyasi temsilinde durum işte böyle…

“Avrupa’da dindar olarak yaşayan Müslüman azınlığı temsil etme iddiasıyla parlamentoya giren siyasetçiler onların hassasiyetlerini taşımıyor, daha sol-seküler bir tavırda oy veriyorlar” diyorsunuz. Peki, aradaki bu siyasal temsil açığının sebebi ne? Muhafazakâr Müslüman azınlığın siyasete gönüllü olmaması mı, yoksa Avrupa’daki partilerin siyasal mühendisliği mi?

Burada en öne çıkan faktör parti sistemi. Kimlerin milletvekili adayı gösterileceği partinin merkez karar yönetim kurulunun elinde oluyor. Raporun bazı bölümlerinde Avrupa’daki Müslüman azınlığın oy verme davranışına da baktım. Bazı yerlerde Müslüman kökenliler, Müslüman kökenli olmayanlardan daha fazla oranlarda oy kullanıyor. Yani siyasete katılımda kendini geri çekme, içinde bulunduğu ülkenin siyasetinden izole etme eğiliminden fazla bahsedemeyiz. Ülkenin kültüründen, dilinden uzak kalmayı da yeterli bir açıklama olarak görmüyorum.

Yani bu, oradaki muhafazakâr Müslümanların siyasette aktif olmamasının bir sonucu değil.

Değil, çünkü parti liderleri istese şu anda gösterdiği sol-seküler adaylar gibi dindar-muhafazakâr profilden kişileri de aday gösterebilir ve rahatlıkla seçtirebilir.

Peki, kendilerini temsil etmeyen milletvekilleri karşısında dindar Müslüman seçmenin reaksiyonu ne oluyor?

Hiçbir parti kendilerini temsil etmiyor ise sandığa hiç gitmeme davranışı söz konusu olabiliyor.

MÜSLÜMAN SİYASİ TEMSİLİN EN KÖTÜ OLDUĞU 4 ÜLKE

En kötü karneye sahip olan ülke hangisi?

Fransa-Avusturya çifti. Bunların yanına İtalya ve İspanya’yı da ekleyebiliriz. Bu dört ülke de İslam ve Müslüman topluluklarla, Avrupa ortalamasına göre çok daha eskiden tanışmış ülkeler. İspanya’da 700’lerden 1400’lere kadar uzanan bir İslam tarihi var. Müslümanlar Sevilla’da ve Cordoba’da çoğunluğu teşkil etmişler. İtalya’da, sadece Palermo’da 1100-1200 arasında 300 cami olduğu söyleniyor. Bu kadar eskiye dayanan bir tanışıklığa rağmen, bunlar en kötü Müslüman siyasi temsilin olduğu ülkeler. İspanya’da 1 milyonun üzerinde Müslüman göçmen yaşadığı halde İspanya parlamentosunda hiç Müslüman milletvekili yok. İtalya’da yine 10-15 tane Müslüman kökenli milletvekili olması gerekirken, sadece 1 tane var. Bütün Batı dünyasının en fazla Müslüman göçmen sayısına sahip Fransa’da, 40-50 Müslüman milletvekili olması gerekirken 0 ila 8 arasında Müslüman milletvekili var. Bu ülkelerde Müslümanlarla karşılaşmış olmak neredeyse negatif etki yaratmış. Avusturya da, Fransa da tarih yazımında bunu yansıtıyor. Avusturya açısından II. Viyana Kuşatması, Fransa açısından da Cezayir, hâlâ yüzleşemedikleri birer travma. Bu dört ülkede bir bakıma bastırılmış bir İslam tarihi var.

Müslümanlarla karşılaşmaktan dolayı bir travmaları var. Ama bir yandan da bu ülkelerde çok ciddi bir Müslüman nüfus var. Siyasal temsil ise sıfıra yakın. Bunu kendileri nasıl açıklıyorlar?

En önemli sorunlardan biri bunu problem olarak görmemeleri. “Fransa’nın yüzde 10’u Müslüman kökenli olabilir ama neden Meclis’te ona yakın bir temsil olsun? Böyle bir şey olmak zorunda değil” diye düşünüyorlar.

Ama bu demokratik temsil iddialarıyla çelişmiyor mu?

Fransa açısından çelişmiyor. Tamamen asimilasyona ve tek tipleştirmeye dayanan bir ulus kurgusu olduğu için “Eğer Müslümanlar temsil edilmiyorsa, bu onlarla ilgili bir problemi yansıtıyor. Demek ki siyasi sistemimize ayak uyduramadılar” diye düşünüyorlar. Ayrıca, “Müslümanlar göçmen, o yüzden bizim siyasi sistemimizde temsil hakları olması garip” şeklinde bir savunma mekanizması da geliştirilmiş. Bu tabii ki geçerli değil. Müslümanların Fransız siyasetindeki geçmişi 180-190 yıl öncesine dayanıyor. Burada sistemi yeterince bilmemek, göçmen olmak gibi durumlar söz konusu değil. Bu savunmayı ancak İskandinavya için yapabilirsiniz.

Peki, “Eğer onlar siyasette temsil edilmiyorlarsa demek ki entegre olamamışlar” savunmasına karşılık cevabınız ne?

Yeterince entegre olmamalarının sebebi de büyük ölçüde Fransız ekonomisinin ve siyasetinin Müslüman asıllıları dışlaması. Fransa’da aynı niteliklere sahip Müslüman ismine sahip aday ile Hıristiyan ismine sahip adayın işe giriş mülakatlarına çağırılmaları arasında bile 2 buçuk 3 kat fark var.

“ALMANYA’DAKİ MÜSLÜMAN VEKİLLERİN HEPSİ EŞCİNSEL EVLİLİĞE ‘EVET’ DEDİ”

“Fransa örneğinde bugün yaklaşık 49 Müslüman milletvekili olması gerekirken 8 milletvekili var. Bu 8 milletvekili de aslında orta yolcu, merkezci” diyorsunuz. Ne tür Müslümanları makbul görüp aday gösteriyorlar?

Müslüman azınlık kendi içinde çeşitli. Avrupa’daki Müslüman azınlığın bir kısmı eşcinsel evliliğe taraftardır bir kısmı karşıdır. Dolayısıyla beklenir ki bu konu mecliste oylamaya sunulduğunda bazı Müslüman vekiller evet bazıları da hayır oyu kullansın; Katolik ve Protestan Hristiyan milletvekillerinin bazılarının lehte bazılarının aleyhte oy kullandığı gibi. Ama Almanya meclisindeki oylamada Müslüman milletvekillerinin tamamı evet oyu kullanmış. Angela Merkel dâhil, iktidardaki Hıristiyan Demokrat Parti milletvekillerinin çoğunluğu karşı oy kullandığı halde… Elbette ki bazı azınlık üyeleri bu siyasi tercihe sahip ama bazıları da bu tercihe katılmıyor. Oysa Müslüman kökenli milletvekillerinin hepsinin birden aynı oyu kullanması demokratik temsilde çeşitlilik eksikliği olduğunu gösteriyor. Raporda vurguladığım üzere ABD’deki siyah azınlığın durumu da buna benzer. Azınlığın önemli bir kısmının sistematik olarak temsil edilmemesi sosyal ve siyasi başka problemlere de sebep olabiliyor. Bunun örneğini Hollanda’da gördük. Hollanda’da Müslüman halk nüfusu nispetinde temsil edildiği halde İslamofobik bazı hükümet inisiyatiflerine karşı çıkanlar partiden çıkmak zorunda kaldı. Tunahan Kuzu bunlardan biriydi. Tunahan Kuzu 2 milletvekili arkadaşıyla beraber Müslümanların partisi olarak görülen Denk Partisi’ni kurdu. Bu fiilen bir Müslüman partisi olduğu halde Batı Avrupa’da ulusal meclise girecek kadar başarı sağlayan ilk örnek. Dışlanma azınlıkları kendi partilerini kurmaya itebilir.

Peki, Müslüman partilerin Avrupa’da yaşama şansı var mı?

Parti sistemine ve nüfuslarına bağlı. Hollanda’da ve Belçika’da yaşam şansları var, çünkü çok düşük barajlı veya barajsız nispi temsil söz konusu. Ama seçim sisteminin dar bölgeli çoğunluk sistemi olduğu veya Almanya’daki gibi seçim barajının yüzde 5 olduğu yerlerde imkânsız gibi bir şey. Çünkü bütün Müslümanların oyunu alması gerekir ki pek çok yerde Müslümanların bütün nüfusu yüzde 5’e karşılık gelmiyor. Yunanistan’da yüzde 3 barajının sırf oradaki Türk-Müslüman partiyi engellemek için koyulduğunu iddia eden azınlık temsilcileri var. Yoksa baktığınız zaman Gümülcine’de Müslüman kökenli milletvekilleri çoğunluğu kazanabiliyorlar, çünkü Gümülcine çoğunluğu Müslüman olan ve Türkçe konuşulan bir il. Ama Yunanistan genelinde barajı geçmeleri imkânsız olduğu için ayrı bir parti çatısı altında seçimler giremiyorlar.

“SÜNNET YASAĞI YAHUDİLERİN PROTESTOLARI SAYESİNDE KALDIRILDI”

Aklıma Karadağ’daki Boşnak Partisi örneği geliyor. Onlar hem siyaseten temsil ediyorlar hem de kilit parti konumundalar.

Karadağ ve Yunanistan’ı Doğu Avrupa ülkeleri oldukları için bu rapora dahil etmedim. Elbette ki Karadağ’da, Makedonya’da ve Bulgaristan’da durum çok farklı. Türk partisi olarak bilinen Haklar ve Özgürlükler Hareketi, komünizmin çöküşünden sonraki dönemde 10 küsur yıl değişik hükümetlerde koalisyon ortağı olarak bakan vermiş ve gücü paylaşmış bir parti. Fakat Batı Avrupa’nın daha değişik ve daha derin sorunları var. Pek çok açıdan Doğu Avrupa’daki azınlıklar daha iyi temsil ediliyorlar, daha iyi entegre olmuş durumdalar ve siyasi gücün paylaşımından daha büyük bir pay alabiliyorlar. Ama burada esas ilginç ve son derece endişe verici olan, Avrupa’nın pek çok ülkesinde yasal ve anayasal seviyede Müslüman ve Yahudilerin özgürlüklerini engelleyen kanunlar çıkarılması. Helal veya koşer et üretimi için kurban kesimi, pek çok Avrupa ülkesinde yasaklandı ve yasaklama çabaları devam ediyor. Kadınların başörtüsü, erkeklerin sünnet edilmesi yasaklandı. Norveç’te, Danimarka’da, Almanya’da pek çok girişimde bulunuldu. Hatta Almanya’da yerel mahkeme, sünnetin adam yaralama suçuna gireceği yönünde bir içtihatla bir yasaklama getirdi. Daha sonra Müslüman azınlığın değil de Musevi azınlığın buna karşı dünya çapında protestolar düzenlemesi nedeniyle ve Almanya’nın Yahudi soykırımı geçmişinin de ağırlığıyla sünnet yasağı kaldırıldı. Doğrudan Müslümanların ve Musevilerin de dini pratiklerini hedef alan yeni yasalar var. Böyle yasaların çıktığı bir ortamda Müslüman kökenli milletvekillerinin sivil haklar hareketi başlatmasını, mitingler düzenlemesini, açlık grevleri, protesto yürüyüşleri gerçekleştirmesini beklersiniz. Ama böyle bir hareket göremiyoruz. Müslüman kökenli milletvekili sayısının neredeyse 20’ye yaklaştığı Almanya gibi ülkelerde bile böylesi protesto hareketleri görmüyoruz. Bu da aslında kısmen milletvekillerinin sol-sosyalist profilleri sebebiyle kısmen de içinden seçildikleri azınlıktan ziyade parti liderleriyle çok daha yakın oldukları için bu konulara duyarsız kalmalarının yansıması.

“MÜSLÜMANLARA YÖNELİK YASAKÇI UYGULAMALARA TÜRK VEKİLLER DE SES ÇIKARMIYOR”

Raporda genel olarak Müslüman muhafazakârlardan bahsediyorsunuz ama Türk muhafazakârların durumunu da merak ediyoruz. Avrupa genelinde kendilerini dindar-muhafazakâr olarak tanımlayan Müslüman Türklerin siyasette temsil durumu nasıl?

Hollanda, Belçika ve İngiltere’de nispeten iyi durumda. En kötü örnekler de yine Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya. Avusturya’da ve İtalya’da birer milletvekili, aleni bir şekilde dini kimliklerini vurgulayarak seçilebildi fakat bu milletvekilleri Türk kökenli değil, her iki örnekte de Fas kökenli. Bunlar istisnai örnekler. Hollanda ve Belçika’da da, dindar-muhafazakâr öğeleri de vurgulayan ve bazıları Türk kökenli milletvekilleri var.

Türklerin yoğun olarak yaşadığı Almanya, Hollanda gibi ülkelerde Türk milletvekillerinin dindar-muhafazakâr hassasiyetlere yaklaşımı nasıl?

Başörtüsü yasağı, sünnet yasağı, kurban kesim yasağı ile karşılaşıldığında maalesef genel olarak Müslüman kökenli milletvekilleri gibi Türk kökenli milletvekillerinin büyük çoğunluğunun da pek bir tepki göstermediğini görüyoruz. Partilerinin geneliyle aynı yönde tepki verdiklerini söylemek mümkün. Aleni bir şekilde Türkiye’deki muhafazakâr-sağ cenah ile ortak bir resim çizen bir örnek yok. Malumunuz, Mesut Özil Alman milli takımının en popüler futbolcularından biri olduğu halde, nispeten apolitik sayılacak bir fotoğraf çektirdiği için dışlandı. Bu, siyasi kariyeri olmayan, profesyonel bir futbolcunun maruz kaldığı dışlanma. Almanya’da beş büyük partiden de Türkiye kökenli milletvekilleri seçildi. Bunlardan bazıları dindar-muhafazakâr profile daha yakın bazı mesajlar da verdi. Ama ilginç olan, dini pratikleri yasaklama çabaları karşısında pek bir tepki vermemiş olmaları. Bazıları yasakları destekleyici yönde de açıklama yaptı. Ama pek çoğu olumlu ya da olumsuz hiçbir tepki vermedi. Oysa bu azınlığı doğrudan ilgilendiren bir durum. Daha büyük tepki ve siyasi eylemler beklenebilirdi.

Peki, bütün bu çizdiğiniz tablo karşısında ne yapılabilir?

Yasaklardan etkilenen Müslümanlar, Yahudiler ve çok kültürcü solcular tarafından ortaklaşa daha geniş koalisyonlar kurulabilir. Bunun dışında ulusal seçimlerdeki barajları aşabilmek için Avrupa Parlamentosu seçimlerine Müslümanlar bağımsız adayla girebilirler, çünkü bazı ülkeler için Avrupa Parlamentosu seçiminde baraj yok. Dini özgürlüklere yönelik yasaklamalar uluslararası platformlara taşınabilir. Elbette ki siyasete katılımın artırılması için vatandaşlık oranının artması gerekiyor. Yani Müslüman kökenlilerin vatandaşlığa geçmesi, içinde bulundukları ülkelerin dilini öğrenmesi, seçim döneminde oy kullanması ve tek bir partide değil, her partide lobi yaparak özellikle milletvekili aday gösterme sürecine etki etmeye çalışması gerekiyor. Çünkü bütün raporda vurgulanan önemli noktalardan biri, siyasi partilerin aday gösterme sürecinin en kritik kapı olması. Sosyal mühendisliğin mihenk taşı milletvekili aday gösterme sürecidir. O sürece azınlığın çok daha fazla dahil olması gerekiyor. Sadece aşırı sol sosyalist ve liberal partilerde değil, bulundukları ülkelerin merkez sağ, demokrat, muhafazakâr partilerinde de bu süreçlere dahil olmaları gerekiyor. Çünkü her bir toplumsal grup gibi Müslümanlar da kendi içlerinde çeşitli. Pozitif bir sonuç söylemek gerekirse, bütün Müslüman kökenli azınlıklar içerisinde Türkiye kökenlilerin temsili belki de en yüksek olan. Çünkü Cezayir, Mısır gibi ülkelerden gelen Müslüman azınlıklara göre Türkiye kökenliler çok partili rekabetçi siyasi sistemi daha iyi biliyor ki bu da bizim ülke ve toplum olarak büyük bir avantajımız.

“ABD’DEKİ DURUM DA OLDUKÇA HAYAL KIRICI”

Siz raporda Avrupa’yı inceliyorsunuz ama Müslümanların temsili açısından ABD’deki durumu nasıl görüyorsunuz? Malum geçen hafta gerçekleşen ara seçimlerde ilk kez iki Müslüman kadın milletvekili Kongre’ye seçildi…

ABD Temsilciler Meclisi’nde geçmiş dönemlerde iki Müslüman erkek, Minnesota’dan Keith Ellison ve Indiana’dan Andre Carson, milletvekili olarak seçilmişti ki her ikisi de aynı zamanda Afrikalı Amerikalı. Geçen hafta Andre Carson tekrar seçilirken, Keith Ellison’ın seçim bölgesinden Somali kökenli İlhan Ömer ve Michigan’dan da Filistin kökenli Raşida Tlaib seçildi, yani toplam sayı ancak üçe çıktı. Aslında bu sayılar ABD’deki Müslüman nüfusu ve tarihi düşünüldüğünde oldukça hayal kırıcı. ABD’deki Müslüman oranıyla orantılı olsa sekiz veya dokuz Müslüman vekil olması gerektiğinden, yine de nüfustaki oranın çok altında elbette. Malcolm X’in ve Muhammed Ali’nin ülkesinden bahsediyoruz, yani sadece siyahi Müslümanlar söz konusu olsa bile daha yüksek ve ses getiren bir siyasi temsil beklenebilirdi. Üstelik Amerikalı Müslümanların çoğunu oluşturan Ortadoğu kökenli Müslümanlar toplum genelinden çok daha iyi eğitimliler ve gelir seviyeleri yüksek. Doktor ve mühendis gibi meslek kollarında ortalamanın üzerinde varlık gösteren bir azınlık oldukları halde aday gösterilmeleri de seçilmeleri de çok zor oluyor. Demek ki yüksek eğitim ve gelir seviyesi dahi azınlığın nüfusuna orantılı bir siyasi temsili getirmiyor. ABD’deki durumun kötümser ama gerçekçi bir yorumu da bu.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir